Bugun...
SON DAKİKA

Kolombiya’nın Dünü Bugünü –Barış Sürecinin Niteliği – Ahmet Akif Mücek

Ahmet Akif Mücek’ in Kolombiya’nın dünü - bugünü barış sürecinin niteliği yazısını okuyucularımıza sunuyoruz…
facebook-paylas
 Tarih: 07-10-2015 15:10:30  -   Güncelleme: 07-10-2015 16:17:30

Kolombiya’nın Dünü Bugünü –Barış Sürecinin Niteliği – Ahmet Akif Mücek

FARC mücadeleyi kırsal kesimin sorunlarını göz ardı eden, kalkınmasını engelleyen Oligarşik devlete karşı başlatmıştı. Farklı gerilla gruplarının devreye girmeleri ve sol sendikal muhalefetin gelişmeye başlaması Oligarşinin baskı ve kıyım politikalarını arttırdı. Sol siyasetçiler ve sendika liderleri, devrimci üyeler kitlesel kıyımlarla katledildi. Bu süreçte bir dizi barış görüşmesi, 1984-1986 ve 1991-1992 barış görüşmeleri son derece ciddi ve kayda değer olmakla birlikte başarısızlıkla sonuçlandılar. Bunlardan sonra 1998-2002 daha uzun süreli ve kapsamlı olmakla birlikte başarısızlıkla sonuçlanan bir başka süreç olarak not edildi. Barış süreçleri bir bitince bir süre sonra bir başkasının başladığı bir kısır döngüye dönüştü. Her kırılmadan sonra bir başkasına umutla girildi. Şimdi son derece büyük beklentilere yol açan bir anlaşma daha yapıldı. Ancak tüm bunlardan önce Kolombiya’da mücadelenin ilk yıllarından itibaren yaşanan gelişmeleri, barış süreçlerini genel hatlarıyla anımsamakta yarar var.


la Violencia ve Ulusal Cephe Anlaşması


Kolombiya’da savaşın başlangıç tarihi olarak genelde 1946 seçimlerinde Muhafazakar Parti’nin 16 yıllık aradan sonra iktidar koltuğunu tekrardan ele geçirmesi olarak gösterilmektedir. 1948 yılında Liberal Parti’nin popüler Başkanı
Jorge Eliécer Gaitán bir suikast sonucunda öldürüldü. Bu tarihten sonra iki partinin taraftarları arasında başkent Bogota’da başlayan isyanlarla yaşanan la Violencia(1948-1958) ülke düzeyinde yaygınlaşarak, iki yüz bin kişinin ölümüyle sonuçlanan lidersiz ve ideolojisi belirsiz bir sosyal ayaklanma olarak kayıtlara geçti. Gelişmelerin bir sosyal devrim sürecini tetiklemesinden korkan iki partinin liderlikleri 1958 yılında Ulusal Cephe uzlaşmasıyla iç savaşı sona erdirip, durumu kontrol altına almaya çalıştılar. Anlaşmanın sosyalist-komünist çevreleri dışlaması, ülke içerisindeki sosyal huzursuzluk, ve isyanlara karşı devletin terörist uygulamaların altyapısını hazırladığını ve cepheleşmenin karakterini yansıtıyordu.
Liberal Parti militanları ve komünist savunma birliklerinden oluşan gerillalar bu süreçte silahlarını bırakmayı ve bir aftan yararlanma önerisini reddettiler. Daha sonra oluşacak olan Ulusal Cephe anlaşması Kolombiya’nın iki kurumsal partisi arasındaki çatışmaları sona erdirmekle birlikte ülke genelinde kalıcı ve köklü bir barışın empoze edilmesine yeterli olmadı.
Savaşın kırsal kesimde sınıfsal tabanlı bir isyan hareketine dönüşümü geleneksel iktidar sahiplerini hedef almaktaydı. Bu çatışmanın orjini yalnızca geleneksel iktidar sahiplerinin aralarında yaptıkları uzlaşmaya muhalefetten kaynaklanmıyordu. Meselenin kökeni keskin çelişkilere yol açan toprak, pazara doğrudan ulaşım sorunları ve politik hakların ve siyasal sürece katılım kanallarının kapalı olmasından, sosyal sorunlar ve adaletsizliklerin çözülmeyişi ve biriktirdiği öfkede yatıyordu. Öğrenci hareketinin ortaya çıkışı ve Küba Devrimi, Kolombiya için bir dönüm noktası oldu. FARC bu aşamada doğdu.[1]


FARC ve ELN’nin Kuruluşları ve İdeolojik yapıları


Ulusal Cephe ve Uzlaşmanın başlamasıyla Manuel Marulanda’nın içinde bulunduğu Liberaller ve Komünistlerden oluşan gruplar And dağlarının merkez ve doğu sırtlarındaki kahve plantasyonlarının olduğu bölgede konumlandılar. Pro-SSCB Kolombiya Komünist Partisi burada kuruldu. Bölgede köylüler arasında son derece etkin faaliyetlerde bulundular. Manuel Marulanda bu dönemde Bloque Suradına[2]Ulusal Cephe ile anlaşmak için birçok girişimde bulundu ancak bunların tümü reddedildi. Kolombiya oligarşisi dağlarda bulunan gerillaları komünist ve illegal “bağımsız cumhuriyetçi” oluşumlar olarak hedef almıştı. Bu Küba Devrimi sonrasında ABD’nin anti-komünist kampanyasının bir karşılığıydı. Amerika “başka Kübaları” engellemek istiyordu. FARC’ın koşullarını, liderliğini ve düşünsel sistematiğini asıl olarak olgunlaştıran la Violencia (1948-1958) dönemiydi.[3]Kolombiya Hükümeti Amerikan desteğiyle gerilla gruplarının bulunduğu dağlık kesimlerde yoğun hava saldırıları gerçekleştirdi. Kara birlikleri gönderdi. Ancak bu operasyonlar gerillanın daha fazla güç ve prestij kazanmasıyla, etkinlik alanlarını genişletmesiyle bir başka evreye geçti. 1964 yılında Kolombiya’nın bağımsızlık gününde gerilla hareketi tarafından Ulusal Tarım Programı açıklandı. 27 Mayıs 1966 tarihinde bu kez FARC’ın (Fuerzas Armadas Revolucionarias de Colombia) kuruluşu ilan edildi.[4]Bu aşamadan sonra politik-askeri gelişmeler uzunca bir süre düşük yoğunluklu savaş (1960-1980) formunda ağırlıkla kırsal kesimde cereyan etti. FARC ve Komünist Parti kırsal kesimde kontrol altında tuttukları bölgelerde oluşan politik Vakumu değerlendirerek, devletin ve belediyelerin fonksiyonlarını yerine getiren, halkın günlük yaşamını kolaylaştıran ve ihtiyaçlarını karşılayan etkili kurumsal yerel organizasyonlar gerçekleştirdiler.
FARC gerillaları hiç bir yerde değiller ve her yerdeydiler. Köylülerle iç içe her yerde yaşıyorlardı. Bu dönem bu tarz “silahlı yerleşimcilerden” oluşan hareket kimi zaman “radikal demokratik ve muhafazakar yapının bir bileşimi” olarak tanımlandı. Komünist parti ve yeni komünal anlayışın desteklediği tarım reformu programı, köylülerin toprak sahibi olmaları ve pazara ulaşmalarını hedefleyen anti-kapitalist olmayan ve fakat anti-monopolist yapı olarak tarif ediliyordu.
Küba Devrimi sonrasında bu olağanüstü başarının etkisi altında bir çok gerilla hareketi kuruldu. Kolombiya’lı öğrenciler tarafından (1964) Havana’da kurulan ELN (Ejército de Liberación Nacional -Ulusal Özgürlük Ordusu) bunlardan biriydi.[5] İlk etapta başta Bogota ve Santander olmak üzere öğrenci hareketi vasıtasıyla kampüslerde oldukça etkili oldu. Ancak öğrenci hareketi kısa sürede dibe vurdu. ELN bunun sonrasında ülkenin uzak ve izole bölgelerine girerek uzun zaman almakla birlikte buralarda devlete karşı başarılı bir şekilde organize oldu. Ancak 1970 başlarında bir dizi ağır askeri yenilgi ve iç sorun yaşadı. 1980 başlarında ELN tekrardan inşa edildi. Bu kez marksizm ve özgürlükçü teoloji’den müteşekkil bir ideolojik harmanlama tabir edilen hristiyan - marksist bir sentezle devam ettiler. Hareketin yeni liderleri öncelikleri “yoksulluğa karşı mücadele” olan devrimci rahiplerdi.[6]
1982 yılında Hükümet genel af ilanıyla M-19, FARC, EPL gibi örgütlerle ayrı görüşmeler yapmaya çalıştı. ELN bu görüşmelere katılmayı reddetti ve Hükümete uluslararası insan hakları sözleşmesine uyması çağrısında bulundu.[7] Bundan bir yıl sonra önde gelen kokain baronlarından birinin kızının M-19 tarafından kaçırılması üzerine MAS (Muerte a Secuestradores-İnsan kaçıranlara Ölüm) adlı ilk para-militer örgütün kurulduğu açıklandı. 1984 yılında Hükümet ve FARC, EPL, M-19 ve ADO arasında ayrı ayrı ateşkes imzalandı. Bu anlaşmaların uygulanmaması, anlaşma koşullarına uyulmaması üzerine M-19 Adalet Sarayı’nı basarak buradaki Yüksek Yargı ve Danıştay üyelerini rehin aldı. Talepleri Devlet Başkanı Betancur’un ateşkes anlaşmasını ihlal etmesi nedeniyle yargılanmasıydı. Ordu Adalet Sarayı’na baskın yaparak bütün gerillaları öldürdü. Toplamda 90 kişi katledilmişti ayrıca 11 yargı mensubu hayatlarını kaybetmişlerdi.


Birinci Barış Süreci ve FARC’ın Seçimlere Katılımı (1984-1987)


FARC tarafından Ulusal Tarım Programı’nın (1964) ilan edilmesinden sonra 1982-2002 yılları arasında sayısız barış anlaşmaları ve ateşkes süreçleri yaşandı. Ancak 1964 yılı sonrasında FARC’ın etkin olduğu bölgelerden Marquetalia’da Ulusal Cephe ile arada karşılıklı saygıya dayanan işbirliği projesi sonrasında nerdeyse yirmi yıl kadar başka bir ilişki yürütülmedi.
Bu süreçte silahlı mücadele ve iç savaş koşulları tırmanarak devam etti. 1980 yılında M-19 Dominik Büyükelçiliği baskınında aralarında Amerikan Büyükelçisi’nin bulunduğu toplam 15 Büyükelçiyi rehin aldı. Eylem 61 gün sürdü. Bu eylem nedeniyle gerilla hareketiyle ilk görüşmeler gerçekleşmiş oldu. 1982 yılında Başkanlık seçimleri kampanyası boyunca her iki adayın ortak sloganları demokratik açılım ve gerillalarla barış anlaşmasının yapılmasıydı. Muhafazakar Belisario Betancur’un seçimleri kazanması sonrasında FARC ile face-to-face görüşmeler ilk kez başlamış oldu.
FARC talepleri iki noktada yoğunlaşmaktaydı: Toprak reformunun yapılması ve devletin kırsal alana yoğun entegre yatırım yapması; ikinci olarak ise, özellikle yerel düzeylerde katılımın gerçekleşmesini sağlayacak siyasi reformların gerçekleşmesiydi.


1984 yılında FARC ve Hükümet arasında bir Ateşkes Sözleşmesi imzalandı. FARC politik reformların yapılması, belediye yönetimlerinin halk tarafından seçilmesi ve siyasi muhalefete örgütlenme ve kendilerini ifade etme haklarının verilmesi çağrısında bulundu. Talepler son derece ılımlı ve demokratik reformlar çerçevesindeydi. FARC’ın görüşme masasındaki pozisyonu reformist ve Latin Amerika’nın merkez veya merkez sol partilerinin konumlarına son derece yakın gözüküyordu. Uzun yıllar boyunca Komünist Parti ile yakın ilişkiler kurmuş olan FARC hiç bir koşulda devrimci veya sosyalist bir politika izlemedi. Ateşkes Sözleşmesi’nden bir yıl sonra 1985 yılında FARC tarafından politik bir parti UP (the Patriotic Union) kuruluşu açıklandı. 1986 seçimlerinde 6 senatör ve 9 milletvekili çıkarmayı başarırlarken ülke genelinde Belediye yönetimlerinde 350 Meclis üyeliği elde etmişler ve toplam oyların % 4’ünü almışlardı.


1988 yılında Kolombiya’da ilk kez Belediye başkanlıkları için doğrudan seçimler yapıldığında UP büyük başarı elde etti. Barış sürecinin dışında son derece önemli bir platform durumuna gelmişti. Dağlardan gelen iki FARC komutanı daha önceki seçimlerde başarı kazanmış ve Senato’ya girmişlerdi. FARC’ın diğer adayları başka sol gruplar ve Komünist Parti listelerinden katılmış ve başarı kazanmışlardı. FARC bu sırada silahlı mücadeleye devam ediyor ve UP barış sürecinin sekteye uğramasına rağmen siyasi çalışmalarını sürdürüyordu. Bu noktada FARC adaylarının “silah zoruyla oy topladıkları ve silahlı propaganda faaliyeti yürüttükleri” suçlamaları yapılıyordu. Birçokları bunun Kolombiya Komünist Partisi tarafından savunulan “mücadelenin bütün unsurlarının eşgüdümü” stratejisinin güncellenmiş bir versiyonu olduğunu ileri sürüyorlardı. Bu politika daha açıkçası “mermi ve oy pusulalarının bireşimi” olarak ifade edilmekteydi. Ancak daha önemlisi UP adayları ve temsilcileri kontraların boy hedefi olmuşlardı.


Para-Militer Güçlerin Devreye Girişleri


Çatışmalar 1980 başlarında “üçüncü aktörlerin” devreye girmeleriyle nitelik değiştirdi. Narko-trafik ve güçlü mafyatik örgütlenmeler yanı sıra kontralar (paras) gerilla hareketlerinin önünde büyük engel olarak duruyorlardı. UP üyelerinden yaklaşık seksen kişi kontraların hedefi oldular. 1986 seçimlerinin hemen ardından iki senatör ve bir milletvekili suikastlerde öldürüldüler. UP’nin 1986 Başkanlık adayı seçimlerin hemen ardından öldürüldü.
Bu sırada FARC ülkenin Güney ve Doğu kesimlerinde koka üretilen birçok alanı kontrolünde tutmaya başladı. Kontralar uyuşturucu trafiğinin tam ortasındaydılar ve bu muazzam finansal gücü ordunun açık desteğiyle kendi yerel organlarını ve liderlerini yaratarak denetlemeye çalışıyorlardı. 1990 başlarında bu gruplardan yüzlerce militan yeni oluşturulan United Self-Defense Forces of Colombia (Autodefensas Unidas de Colombia- AUC) yapısı içerisinde 1997 yılında Carlos Castaño Gil liderliğinde bir araya getirildiler. UP’nin bu dönemdeki başkan adayı 1990 yılında kontralar tarafından öldürüldü. Bu kontra yapılanma 2000 yılı başlarından itibaren son derece organize bir kontr-gerilla (resmi olarak ilk etapta 8000 kişiden oluşan) gücü olarak gerillanın etkili olduğu bölgelerde sistemli cinayet ve açık katliamlar yapmaya başladılar. Kontraların hedeflerinde ağırlıklı olarak gerillayı destekleyen kitle bulunuyordu. 2002 yılınagelindiğinde sayıları 14 bin civarındaydı ve yaptıkları eylemlerle kentlerdeki orta kesimler ve büyük iş çevrelerine ciddi bir  politik mesaj vermiş, kendilerini destekleyen bir kitle yaratmış oldular.


İkinci Barış Süreci (1990-1991) Yeni Anayasa için Kurucu Meclis 


1990 yılına gelindiğinde Hükümet aralarında bazı gerilla örgütlerini silahsızlandırmayı başarmıştı. Bunlar arasında M-19, EPL ve Quintin Lame bulunuyordu. Hükümet tüm gerilla hareketlerini silahsızlandırmak ve eylemsiz kalmalarını sağlama konusunda ısrarlı girişimlerde bulundu. Tek taraflı ateşkes ve silah teslimi sonrasında özendirici olarak yeni bir Anayasa yazımı için oluşturulacak Kurucu Meclis’te yer almaları önerildi. Ancak M-19 bu öneri nedeniyle değil, artık koşulların siyasi bir partiye dönüşerek mücadele edilmesini gerektirdiğinden ötürü silahlı mücadeleden vazgeçtiğini açıklamıştı. Örgüt lideri Carlos Pizarro 1990 Başkanlık seçimleri kampanyası sırasında suikast sonucunda öldürüldü. Bundan yalnızca altı ay sonra Kurucu Meclis için yapılan özel seçimlerde M-19, % 27 civarında oy almayı başardı. Bu süreçte 1989 döneminin çalkantıları içerisinde birçok politik-askeri hareket pozisyonlarını gözden geçirmekteydiler. Ancak FARC konumunu korudu ve toprak, tarım ve ekonomik reformlar konusundaki ısrarını sürdürdü. Anlaşma olmaksızın hiç bir koşulda silahlarını bırakmayacaklarını açıkladılar. Bu tutum karşısında kendini son derece avantajlı bir pozisyonda hisseden Kolombiya yönetimi Devlet Başkanı Cesar Gaviria’nın aldığı bir kararla FARC’ın merkezi ve “bağımsız cumhuriyetçilerin” ilk örgütlendikleri yer ve hali hazırda merkezleri durumunda olan La Uribe’deki Casa Verde’yi bombalama talimatını verdi. Hava saldırısı Kurucu Meclis seçimlerini yapıldığı güne denk getirilmişti. FARC buna üke çapında şiddetli bir askeri kampanya ile yanıt verdi. 1991 Ağustos ayında Kolombiya yönetimi çok daha az koşul öne sürerek müzakere masasına dönmeye, razı oldu. Ağustos 1991-Mart 1992 arasında Venezuela’nın başkenti Caracas ve Meksika’nın Tlaxcala kentlerinde görüşmeler yapıldı.


FARC bu görüşmelere ELN ile birlikte katılıyordu. Aralarında bir koordinasyon (Coordinadora Guerrillera Simon Bolivar) oluşturmuşlardı. Her iki örgüt ateşkes ilanı konusunda Hükümetle mutabık kalmakla birlikte yaklaşık 150 civarındaki yerel yönetim bölgesinde insiyatifin kendilerinde kalmasını ve bunun resmen tanınmasını talep ediyorlardı. Hükümet bu tarz bir yaklaşımla 9 bölgede gerilla insiyatifini tanımıştı, ancak masadan herhangi bir anlaşma olmaksızın kalktılar. Bu barış görüşmeleri Kolombiya ordusuyla gerilla güçleri arasında devam eden çatışmalar ve silahlı eylemler nedeniyle bozuldu. Başkan Gaviria bu sırada (SSCB ve Doğu Bloku’nun çöküşü sonrasında) gerilla hareketlerini “marksist ideallerini yitirmiş, politik ve sosyal değişimle bir alakaları kalmamış, narko ve kriminal gruplar” olarak tanımlıyordu.


Tlaxcala görüşmelerinin sonuçsuz kalmasının ardından FARC ve ELN arasındaki koordinasyon dağıldı ve her iki örgüt kendi politikalarına döndüler. Bu sırada politik şiddet artışını sürdürdü. En önemli olay bu sırada Ernesto Samper’in (1994-1998) Başkanlık kampanyasının Cali Carteli tarafından (6 milyon dolar) uyuşturucu paralarıyla finanse edildiğinin ortaya çıkmasıyla yaşanan skandaldı. Bu skandal ABD’nin diplomatik savaş başlatmasına neden oldu ve Hükümeti oldukça zayıflattı. Bunun yanı sıra 1992-1998 yılları arasında FARC ile hiç bir görüşme yapılmadı.


FARC’ın Barış Ajandası ve Üçüncü Barış Süreci (1998-2002)


1998 yılında Muhafazakar Andres Pastrana’nın seçilmesiyle politik iklimde bir değişme oldu ve her iki gerilla örgütü arasında koordinasyonun bulunmadığı koşullarda Başkan Pastrana iki örgütle ayrı ayrı görüşmeler yapmaya muvaffak oldu. Daha önceki barış görüşmelerinin eksik ve zayıflıkları üzerinden edinilen deneyimlerle birlikte;
*FARC ile yapılan görüşmelerde iki taraf arasında barış görüşmeleri sürecinde bir ateşkes ilanı yapılmaması konusunda mutabık kalındı. Bir ateşkes ancak temel konular üzerinden bir anlaşmaya varıldığı takdirde tartışılacaktı.
*Hükümet FARC’ın politik bir yapı olduğunu tanıyan kararı yasalaştırmıştı. Bu durum karşılıklı tanımaesası üzerinden sağlanmıştı. Hükümet bu yasaya dayanarak FARC ile görüşmelere başlamıştı. Aksi bir durumda uyuşturucu ve başkaca kriminal gruplarla bir görüşme, anlaşma olması mümkün değildi.
*Hükümetin attığı en önemli adım, İsviçre büyüklüğündeki (42 bin km2 ) bir alanı barış görüşmelerini kolaylaştırmak amacıyla FARC’ın kontrolüne bırakması oldu. Bu topraklar terkedilen bölge (despeje) olarak tanımlanıyordu.
Bir başka önemli gelişme iki tarafın geniş bir ajanda üzerinde çalışmalara başlamalarıydı. Bu çalışmanın FARC’ın Sekizinci Konferansı’nda (1993 Nisan) hazırlanan ve kabul edilen Stratejik Plan çerçevesinde yürtülmesi kararlaştırıldı.
A Common Agenda for Change Toward a New Colombia başlıklı ajanda iki taraf arasında FARC kontrolündeki La Machaca’da (6 Mayıs 1999) imzalandı. Ajanda on iki başlıktan oluşmaktaydı:
-Politik Çözüm Üzerine Anlaşma
-Devlet Sorumluluğu Olarak İnsan Haklarının Korunması
-Bütünlüklü bir Tarım Politikası
-Doğal Kaynakların Kullanımı ve Korunması
-Ekonomik ve Sosyal Yapı
-Adli Reformlar
-Rüşvet ve Uyuşturucu Trafiğine Karşı Mücadele
-Siyasi Reformlar ve Demokrasinin Gelişmesi
-Devlet Reformu
-Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi
-Silahlı Birliklerin Durumu
-Uluslararası İlişkiler ve Anlaşmaların Formüle Edilmesi


*Görüşmeler bu ajandanın ilanından sonra durdurulmuştu. Ancak iki taraf beşinci maddeden başlama konusunda anlaştılar. Ekonomik reformlar ve işsizlik, istihdam konularının tartışılmaları hiç bir anlaşma olmaksızın tam üç yıl sürdü. 2000 yılı Şubat ve Mart aylarında FARC liderleri ve Hükümet yetkilileri ekonomik reformlarla ilgili bir dizi Avrupa ülkesinde incelemeler ve istişarelerde bulundular.
*Silahsızlanma konusu ancak tam bir barış anlaşmasına varıldıktan sonra söz konusu olabilecekti. Bu anlamda görüşmelerin merkezinde hiç olmadı. Çalışma belgelerinde hiç sözü edilmedi.
*Barış Sürecine Uluslararası Katılım konusunda somut bir anlaşma olmamasına rağmen her iki taraf BM Genel Sekreteri ve on ülkeden oluşan “Dostlar Grubu”nun tayin ettiği özel temsilci üzerinde mutabık kalmışlardı. On ülke arasında dört Amerika kıtasından (Küba, Venezuela, Meksika ve Kanada)ve Avrupa’dan (Norveç, Almanya, İsveç, İsviçre, Fransa ve İspanya) yer alıyordu.
*Sivil Toplumun katılımı ve katkılarının sağlanması açısından forumlar düzenlenmesi bir başka önemli başlık oldu. Bu noktada her iki taraf  barış sürecinin tabanını genişletmeyi hedeflemekteydi.
FARC tüm bunların dışında Kolombiya Devletine bazı özel koşullar sıralamıştı.
*Bunların en başta geleni kontralarla ilişkilerin kesilmesi ve bu yapıların dağıtılmalarıydı.
*FARC esir üyelerinin kendi ellerinde bulunan yaklaşık 400 polis ve askerle takas edilmelerini istiyordu.
*Bu talepler kısmi olarak karşılandı. Hükümet kontralarla ilişkili görülen çok az sayıda Generali görevden aldı. Ayrıca 359 polis ve askere karşılık ciddi biçimde sağlık sorunları bulunan 14 FARC üyesi 2001 yılında serbest bırakıldılar.


Bu tür gelişmelere rağmen bir ateşkes sözleşmesinin olmadığı koşullarda her iki taraf askeri kapasitelerini ve faaliyetlerini arttırma yönünde çabalarını hızlandırdılar. Her iki taraf barış istiyor ve ancak her iki taraf yine askeri stratejiye ağırlık veriyorlardı. Kontralar bu sıralarda faaliyetlerini arttırmış NGO üyeleri, gazeteciler, sendika liderleri ve barış aktivistlerine yönelik suikastlerde bulunuyorlardı.


ABD’nin Plan Colombia Macerası


2000 yılı aynı zamanda Plan Colombia’nın ABD finansman ve teknik desteğiyle başlatıldığı yıldı. Ancak sadece Kolombiya ile sınırlı değildi. Bush yönetimi Kolombiya üzerinde etkisini olağanüstü düzeyde arttırıken, oluşturulan ARI (Andean Regional İnitiative) projesi vasıtasıyla, Venezuela, Bolivya, Brezilya, Peru ve Ekvator’un maddi yardımlarla ABD’nin Kolombiya projesine destek vermeleri sağlanmak isteniyordu.
FARC, ABD’nin bu (anti-narcotics assistance program) uyuşturucuyla savaş görünümlü yardım programını sertçe eleştirdi. Plan Colombia güvenlik güçlerinin askeri ve teknik operasyon kapasitesini arttırmaya hizmet ediyordu. FARC bu dönemde ülkede ulusal düzeyde varlık göstermekle birlikte daha çok And dağlarının Doğu bölgesi sırtlarındaki köylü yerleşkelerinde, merkez And dağlarında kahve üretilen bölgelerde ve eski komünist köylü çalışmalarının olduğu yerlerde varlık gösteriyordu. ELN ise daha ziyade Venezuela sınır boylarında petrol üretilen alanlarda ve ilk etkili olduğu bölge olan Santander ve Magdalena Vadisi boyunca konumlanmıştı. Kontralar oldukça etkili bir siyasi-askeri güç olarak Kuzeydeki sığır çiftlikleri ve muz üretilen bölgelerde Kuzey Atlantik kıyıları boyunca toprak sahipleri, iş adamları ve politik elitlerin desteğine sahipti. 2000 yılından itibaren gerilla denetiminde bulunan koka üretilen alanlara Plan Colombia kapsamında sızma amacıyla kapsamlı operasyonlar yaptılar. FARC köylülüğün sorunlarının çözülmesi, küçük üreticilik, devlet yatırımları ve kırsal kalkınma konularında ısrarlı çabalar içerisinde olmuştu. AUC ise toprak sahiplerinin çıkarlarını savunuyordu. Gerillayı destekleyen köylü kesimlerin bölgelerini terke zorlanmaları ve kırsal oligarşinin gücünün pekiştirilmesi için bir baskı örgütü olarak kullanılan AUC kırsal kesimdeki cinayet ve katliamların büyük çoğunluğundan sorumluydu. Göçe zorlanan yaklaşık üç milyon kişinin büyük çoğunluğu ordu ve kontra operasyonları nedeniyle yerlerini terketmişlerdi.
Barış Görüşmelerinin çıkmaza girdiği noktada BM Özel Temsilcisi James Lemoyne ve Dostlar Grubu Temsilcisi Fransız Diplomat Daniel Parfait durumu kurtarmak için son bir girişimde bulundular, fakat artık çok geçti.


Plan Patriota ve Başkan Uribe Döneminde Dördüncü Barış Süreci (2002-2006)


Başkan Adayı Alvaro Uribe seçim kampanyası boyunca gerilla hareketinin üzerine sertçe gideceği mesajları vermişti. Başkanlık yemini ettiği gün Bogota’da patlayan bomba 20 kişinin ölümüne neden olmuştu. Uribe hemen Olağanüstü Hal ilan etti. Bir süre sonra geçip tansiyon düştüğünde2002 yılında bir “barış süreci” ilan etti. Ancak bir yandan Kolombiya ordusu FARC’a karşı operasyonlarına hız vermişti. Bu süreçte (2002-2005) elde ettiği güçle devletin doğrudan bir kontr-gerilla oluşumu olmaktan çıkarak, devlet yanlısı otonom bir hareket kimliğine bürünen AUC’un silahsızlandırılmasına ilişkin bir dizi adımlar atılmaya çalışıldı, anlaşmalar imzalandı. 2003 yılında AUC’un silahsızlandırılması işlemleri başlatıldı. Bir kısım kontra militan ve liderler bu bağlamda enterne edilmiş oldular. Kontra hareketin lideri Castaño Gil kaçırıldıktan sonra bir çiftlikte öldürüldü. Kayıp olan kardeşinin yine öldürülmüş olduğu kabul ediliyordu. Buna benzeri şekilde iç hesaplaşmalar veya devletin ortadan kaldırması gibi eylemlerle bir çok para-militer lider devreden çıkarılmış oldular. Uyuşturucu trafiği ve güç paylaşımı konuları arada rekabeti körüklemişti. Bu cinayetten ötürü 9 kişi yargılandı ve bir kişi bu cinayeti işlediği gerekçesiyle 40 yıl hapse mahkum edildi. Kontralar devletin çıkardığı yasanın “hoşgörülü olmaktan çok uzak” olduğundan şikayet ediyorlardı Bu sırada Hükümet FARC’ın eski barış heyeti üyelerinden Simón Trinidad’ı yakalayıp Amerika’ya teslim etti.[8]Sonuçta para-militer AUC ile veya onsuz Kolombiya ordusu 2002 yılında ABD yardımıyla FARC’a karşı yeni bir askeri stratejiye geçiş yapmak amacıyla bu kez Plan Patriota’yı başlattı.


Proje FARC denetimindeki bölgeleresızma operasyonları yapılması ve FARC liderlerinin kaçırılmaları üzerine kurgulanmıştı. Bunun dışında gerilla kontrolündeki bölgelerin adım adım askeri denetime alınmalarını sağlayacak ve bir dizi yenilgiyle FARC’ın anlaşma yapmaya zorlanacağı son derece riskli bir açık askeri içerik taşımaktaydı. Planın uygulamaya konulmasından üç yıl sonra FARC’ın gücünde bir eksilme, veya planın işlediği yolunda en ufak bir işaret mevcut değildi. Tamtersine 2005 yılında Hükümet’in Plan Patriota atağına karşılık FARC ülke çapında karşı-kampanya örgütledi. Hükümet bu çatışmalar sürerken 2005 Kasım ayında ELN ile Küba’da barış görüşmelerini başlattı. Alvaro Uribe başkanlığında ilk dönemin son büyük icraatı ABD ile Serbest Ticaret Anlaşması’nın (2006) imzalanması oldu.


Başkan Uribe’nin İkinci Döneminde Barış Sürecive Hugo Chavez’in Girişimleri


2006 Mayıs ayında Uribe’nin ikinci başkanlık dönemi başladı. Para-militer gruıpların silahsızlandırılması çalışmalarına devam edileceği açıklandı. 2007 yılında Ekvator, OAS (the Organisation of American States) geri döndü. Kolombiya’nın uyuşturucu trafiğine karşı mücadelesine kendi sınırları içerisinde destek vereceğini açıkladı. Aynı yıl Haizran ayında Hükümet bir grup FARC gerillasını serbest bıraktı. Karşılığında FARC’ın elinde tuttuğu esirleri serbest bırakması beklentisi taşıyordu. FARC bunu ilk etapta reddetti. Hükümetin gerilla bölgelerine girme çabalarından vazgeçmesi halinde esirlerin bırakılabileceğinden söz edildi. Bu sırada arabulucu olarak devreye Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez girdi ve esirlerin bırakılmalarını görüşmek üzere gerilla liderlerini Caracas’a davet etti. Hugo Chavez ABD ve AB’ye çağrıda bulunarak Kolombiyali gerillaların “terörist” olarak nitelendirilmelerinden vazgeçilmesini istedi. Ancak Başkan Uribe bunu reddetti. 2008 yılı başında Chavez’in girişimleri sonrasında FARC iki üst düzey esiri serbest bıraktı.
ABD ile yapılan anlaşmalar gereğince Kolombiya yönetimi uyuşturucu tarfiğinde kilit role sahip 14 toprak sahibi para-militer lideri yargılanmaları için teslim etti. ABD bu tutumu anlaşmalara uygun olarak övgüyle karşıladı. Kolombiya muhalefeti ise Uribe’nin bu para-militer liderlerle bağlantılarının açığa çıkmasından korktuğunu, bu nedenle ABD’ye teslim edildiklerini ileri sürdüler. Bu süreçte FARC’ın kurucusu ve efsanevi lideri Manuel Marulanda’nın ölümü açıklandı. Kolombiya ordusunun yaptığı operasyonlarda ülkede FARC tarafından esir alınan en üst düzeydeki kişi olan altı yıl FARC’ın elinde kalan, İngrid Betancourt ve 15 kişi kurtarıldı. Kasım ayında ülkede bir çok şehirde yoksulların protesto eylemleri başladı. 2009 yılında FARC aralarında 2001 tarihinden beri tuttukları eski bir valinin de bulunduğu 9 yüksek bürokratı serbest bıraktılar. Başkan Uribe bunun üzerine FARC “suç sayılan eylemleri bıraktığı” ve ateşkes ilan ettiği takdirde kendileriyle görüşmeye hazır olduğunu açıkladı.
Venezuela ve Ekvator arasında sınır sorunlarından ötürü dönem dönem gerilimler yaşanıyordu. Kolombiya yönetiminin ABD askerlerine “uyuşturucu trafiğiyle mücadele” gerekçesiyle askeri üslerini kullandırma izni vermesi büyük bir gerilime daha neden oldu. Venezuela Büyükelçisini geri çekti ve diplomatik ilişkilerini dondurduğunu açıkladı. Kolombiya yönetimi buna karşın Venezuela’yı FARC gerillalarına destek vermekle suçladı. Hugo Chavez, Kolombiya’yı savaşı Venezuela topraklarına taşımaya çalışmakla suçluyordu. Bu sırada 2009 Ekim ayında ABD birliklerine izin verilmesi sonrasında Venezuela ordu birliklerini sınır boyunca savaş durumuna geçirdi. Emekli bir General para-militer gruplarla işbirliği halinde sivillerin ölümüne karışmaktan suçlu bulunarak 40 yıl hapse mahkum edildi. Venezuela Kolombiya ile bütün diplomatik ilişkilerini kestiğini açıkladı.


Juan Manuel Santos’un Devlet Başkanlığı ve Yeni Barış Süreci


2010 Ağustos ayında eski Savunma Bakanı Juan Manuel Santos Devlet Başkanlığına seçildi. Savunma Bakanlığı döneminde “sertlik yanlısı” olarak bilinen Santos FARC’a elindeki esirleri serbest bırakması halinde barış görüşmelerini başlatma sözü verdi. Kolombiya ve Venezuela arasında diplomatik ilişkiler yeniden kuruldu. FARC’ın askeri eylemleri arttırması sonrasında 2011 Şubat ayında elindeki esirleri “barış jesti” olarak serbest bırakmaya başladı.2011 Mart ayında FARC-EP ve Kolombiya Hükümeti temsilcileri arasında “istikşafi” görüşmeler Venezuela-Kolombiya sınır bölgesinde başlatıldı. 2011 Mayıs ayında Senato aldığı bir kararla iç savaş mağduru sivillere tazminat ödenmesi ve topraklarına geri dönemlerine ilişkin karar aldı. Başkan Santos bu kararın “tarihi bir öneme sahip olduğunu” söylüyordu. Ağustos ayında ise Kolombiya yönetimi tarafından gerillaya karşı yeni bir askeri stratejiyle “vur-kaç” eylemleri başlatılması kararı alındı. Alvaro Uribe’ye yakınlığıyla bilinen eski Gizli Servis şefi Jorge Noguera, para-militer ölüm mangalarıyla işbirliği yaptığı gerekçesiyle 25 yıl hapse mahkum edildi. Ekim ayında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz ve yoğun işsizlik gibi olumsuz göstergelerin verdiği endişeye rağmen ABD Senatosu Kolombiya ile uzun vadeli serbest ticaret anlaşmasını onayladı. 2012 Ağustos ayında Başkan Santos FARC ile görüşmelerin başlamak üzere olduğunu ve ELN ile görüşmelere hazır olduklarını açıkladı. Bu sırada FARC ve Hükümet arasında (İnstallation of Peace Dialogues Between FARC-EP andthe Government of the Republic of Colombia, in Oslo) görüşmeler başlamıştı. Taraflar burada barış görüşmeleri için bir ajanda üzerinde (the General Agreement for the Termination of the Conflict and the Construction of a Stable and Lasting Peace) anlaştıklarını açıkladılar.[9]Kongre Haziran ayında barış görüşmelerine ilişkin yasayı onaylamıştı.[10]Barış görüşmeleri için taraflar ilk olarak 18 Ekim 2012 tarihinde Norveç’te bir araya geldiler. 2012 yılı 19 Kasım tarihinde FARC Küba’daki barış görüşmeleri nedeniyle iki aylık tek taraflı ateşkes ilan ettiğini açıkladı. Resmi görüşmeler Havana’da başladı.4 Mart 2013 tarihinde Kolombiya Senatosu’ndan bir grup temsilci FARC-EP Barış Delegasyonu’nu ziyaret ederek çeşitli başlıklar üzerinde tartışma yaptılar. Başlıklardan biri Kolombiya anayasasının durumuydu. FARC-EP ve Kolombiya Hükümeti üzerinde tartıştıkları ajandanın ilk maddesinde bazı uzlaşmalara vardıklarını açıkladılar.[11]28-29-30 Nisan 2013 tarihlerinde başkent Bogota’da bu kez “Siyasi Katılım” başlıklı bir Forum düzenlendi. Yaklaşık 480 organizasyondan 1265 kişinin katıldığı toplantılarda, iç savaş kurbanları, yerliler, Afrika kökenli Kolombiyalılar, kiliseler, özel sektör, insan hakları aktivistleri vb. geniş bir kitle katıldı. Haziran 2013 tarihinde FARC ve ELN temsilcileri bir araya gelerek aralarındaki sorunları bir kenara bırakıp “ortak gelecek” konusunda birlikte hareket etme kararı aldılar. 2013 Temmuz ayında bir açıklama yapan FARC Baş Müzakerecisi İvan Marquez, Küba’daki barış görüşmelerinde silahlı çatışmaların sona erdirilmesi için adımlar atıldığını bütün sol parti ve sendikaların barış çabalarına destek vermeleri çağrısında bulundu. Bu çağrı aslında barış konusunda siyasal-toplumsal hareketlerin etkin biçimde devrede olmadıklarını gösteriyordu.[12]Başkan Santos benzer şekilde FARC ile 2015 yılı içerisinde bir anlaşmaya varacaklarını umut ettiği açıklamasında bulundu. 2014 Haziran ayında Başkan Santos ikinci kez bu göreve seçildi. 2014 17 Kasımında FARC-EP’nin General Rubén Darío Alzate’yi kaçırması üzerine Başkan Santos barış görüşmelerini askıya aldığını duyurdu. Generalin iki hafta sonra serbest bırakılmasıyla gerilim sona erdi. 2015 Ocak ayında Başkan Santos FARC’ın tek taraflı ilan ettiği ateşkesin ardından ateşkesi karşılıklı olarak düzenlemeye hazır olduklarını deklare etti. Her iki taraf dünyadaki en çok mayınlı araziye sahip ülkelerden biri olan Kolombiya’da kara mayınlarının temizlenmesi için işbirliği yapmaya başladılar. 2015 Eylül ayında iki taraf savaş suçları için özel mahkeme kurulması, yüzleşme komisyonu ve af yasası için anlaşmaya vardıklarını açıkladılar.

 

Barış Görüşmelerinin Geleceği: Kolombiya’da Barış Mümkün mü?


Barış görüşmeleri iki “kolaylaştırıcı” (Küba ve Norveç) ve iki “gözlemci” (Şili ve Venezuela) ülkenin katılımlarıyla sürdürüldü. FARC askeri operasyonlarını “askıya” aldıklarını ilan etti. Buna karşın Kolombiya devletinin hava operasyonlarını durdurduğunu fakat askeri birliklerin rutin operasyonlarını sürdürdüğü açıklandı. Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos, FARC Lideri Rodrigo Londoño (Timochenko) Raul Castro’nun eşliğinde anlaşmaya vardıklarını açıkladılar
Kolombiya Devlet Başkanı “bizler düşmanız, fakat aynı doğrultuda ilerlemeyi başardık” açıklaması yaparken, FARC lideri Rodrigo Londoño, “anlaşmanın geri kalan maddeleri üzerinde uzlaşmak için elverişli bir ortam yaratıldığına” vurgu yaptı. Yaklaşık 220 bin kişinin yaşamını yitirdiği ve yedi milyon kişinin IDP (İnternally Displaced Person) durumuna geldiği Kolombiya iç savaşı bu kez kritik bir eşiğe gelip dayandı.
Nihai anlaşma için son tarih olarak 2016 yılı 23 Mart tarihi belirlendi. Buna göre anlaşma imzalandıktan sonraki 60 gün içerisinde FARC silahları bırakmış olacağını taahhüt etti. Ancak nihai anlaşma imzalandıktan sonra bu kez Kolombiya halkının onayının alınması amacıyla bir referandum yapılması kararlaştırıldı. Bu noktada yapılan kamuoyu araştırmaları mevcut koşullarda durumun son derece kritik bir noktada olduğunu sergilemektedir.
Eski Devlet Başkanı Alvaro Uribe’nin yapılan anlaşmaya itiraz etmesi önemli bir muhalif kesimin tepkileri örgütlemeye aday olduklarının ilk işaretlerini verdi. Bunun yanısıra ülke genelinde zaman zaman yinelenen “FARC’ı Kınama Mitingleri” ve iç savaşta yakınlarını kaybedenler ve ağır zarar görenler, barış anlaşması aleyhine önemli bir tabanın varlığını ortaya koymaktadır.


Buna ek olarak yapılan bir kamuoyu araştırması sonuçlarından söz etmek gereklidir. Haziran 2015 tarihinde Gallup tarafından yapılan bir soruşturmada Kolombiyalılar arasında barış görüşmelerinin başarıya ulaşacağına inananların oranı son yılların en düşük oranı olan % 33 civarındaydı. Buna mukabil 2003 yılından beri ilk kez % 46 civarında oldukça yüksek bir kesim “diyaloga hayır askeri operasyonlarla yenilgiye uğratılmalı” derken % 45 oranda “barış anlaşmasına ulaşıncaya kadar diyalogda ısrar etmenin gerilla meselesinin çözümü için en ideal yol olduğu” kanaatindeydi.


Anlaşma imzalandı. Nihai karar tarihi açıklandı. Ancak anlaşma maddelerinin hala son derece muğlak olduğu görülmektedir. Anlaşmanın bir bütün olarak uygulanması Kolombiya’nın köklü bir yapısal değişim ve dönüşüm sürecine girmesi anlamına gelmektedir. Anayasa ve yasaların sil baştan edilmesi bir çok kural ve yönetmeliğin yıkılması, gerekmektedir. Kolombiya Hükümeti birçok taahhütte bulunmakla beraber uygulama safhası asıl önemli olan noktadır. Altına imza atılan başlıklar bugün için yalnızca vaat ve taahütlerden ibarettir. Bunların başında ülkenin can alıcı sorusu/sorunu olan toprak reformu gelmektedir. Para-militer grupların ve gerilla kontrolündeki toprakların topraksız köylülere verilerek bu sorunun çözüleceği varsayımı haliyle son derece zorunlu gözükürken, asıl toprak sahiplerinin durumları, ve uyuşturucu üretim ve trafiğinin çözülmesi gibi meseleleriniç içe birbirlerini besleyen nitelikleri ve Kolombiya oligarşisiyle ilişki düzeyleri gözardı edilmektedir.[13]
Ayrıca diğer başlıklarda ifade edilen konuların Kolombiya gibi ABD’nin kontr-stratejisinin merkezinde bulunan bir ülkede nasıl gerçekleştirileceği haliyle kuşku yaratıcıdır. Kolombiya Hükümeti tarfından yapılan açıklamalar daha çok “güvenlik ve ekonomik sorunlar” başlığıyla ele alınmaktadır. Bu başlıklar ve sınırlılıkta nihai anlaşma imzalandığı takdirde dahi FARC ve ELN başta olmak üzere tüm sol hareketin silahsızlanma sonrasında halkın mevcut düzene karşı zihinlerde ideolojik ve örgütsel anlamda yeterince silahlanmış olduğuna dair ellerinde ciddi verilerin ve güvencelerin bulunması gerektiğini söylemek gerekmektedir. Aksi takdirde ABD emperyalizmine sımsıkı kenetlenmiş Kolombiya oligarşisinin altına imza attığı taahhütlerden vazgeçmesi halinde, halkın örgütlü muhalefeti ve direnişi sağlanamadığı takdirde uluslararası mahkemelerin kapılarında adalet talep etmekten başka bir güvence kalmamaktadır.


Tüm bunlar hala aşılması gereken birçok sorun olduğunu ortaya koymaktadır.
[1] FARC’ın kurucusu ve lideri gerçek adıyla Pedro Antonio Marín (1930-2008) kamuoyunda bilinen adıyla Manuel Marulanda Vélez (kod ismi, Tirofijo) silahlı harekete ilk olarak 1948 yılında Liberal Parti saflarında katılmıştı.
[2]Bloque Sur, hareketin1964-1966 arasında  FARC adını almadan önce kullandığı isim.
[3]FARC’ın bir özelliği diğer Latin Amerikan gerilla hareketlerinin tersine liderliğinin entellektüellerden oluşmamasıdır. FARC liderliği köylü kesimlerden ve la Violencia döneminin toprak sorunları ekseninde politikleştirdiği, öne çıkardığı köylülerden oluşmaktaydı. Fidel Castro daha Havana’ya girmeden Kolombiya dağlarında silahlı köylü hareketi olarak ideolojik bir arayış içerisindeydiler.
[4]EP- Ejército del Pueblo, Halk Ordusu tanımlaması 1982 yılında Yedinci Kongre’de eklendi. Bu tarihten itibaren FARC-EP olarak adlandırılmaya başlandı.

[5]Kolombiya’da birçok farklı gerilla hareketi olmakla birlikte bunlardan iz bırakan iki örgüt daha vardı. Bunlardan biri Kolombiya Komünist Partisi’nin bölünmesi sonucunda Maoist bir çizgide kurulan (1967) EPL (Ejercito Popular de Liberacion- halkın Özgürlük Ordusu) idi. 1990 yılında devletin ayrı anlaşma yaptığı örgütlerden biriydi. Anlaşma sonrasında ismini değiştirdi (Esparanza, Paz y Libertad –Umut, Barış Özgürlük) ve politik sistemde legal olarak yer aldı. Çok önemli eylemlere imza atmış olan M-19 yine 1990 yılında ayrı bir anlaşmayla fakat “koşulların artık silahlı mücadeleye el vermediği” tesbitiyle kendi sitekleriyle politik legal faaliyetlere yöneldiler. 1970 yılında yapılan “hileli” başkanlık seçimlerine atfen M-19 ismini alan örgüt asıl olarak şehir gerilla hareketiydi. Bu seçimlerde sol aday Rojas Pinilla kaybetmişti. 1974 yılında Başkanlık adayı Rojas Pinilla’yı destekleyenler ve FARC içerisinde oluşan muhalefetin bir araya gelmeleriyle kurulmuştu. İlk eylemleri Bogota’da bir Müze’de bulunan Simon Bolivar’ın kılıcını çalmaları oldu. 1994 yılından sonra etkisizleşti birçok lideri yeni sol ittfak içerisinde yer aldılar.
[6]ELN bu süreçte ismini değiştirerek ELN-UC oldu. UC, Union Camilista (Camilist Birlik) özgürlük teolojisi savunucusu devrimci rahip Camillo Torres’in (1929-1966) anısına bu eklemeyi yaptılar.
[7]ELN ülkenin petrol yataklarının ve en önemli boru hattının bulunduğu bölgelerde faaliyet gösteriyordu. ABD Kolombiya Hükümetinin bu bölgeyi koruması için ekstra yardımlarda bulunmaktaydı. Petrol üretimi Kolombiya’nın toplam ihracatının 1984 yılında %20’si, 1996 yılındaysa % 67’sine denk geliyordu. Bu miktar bölgenin Kolombiya için önemini gösterirken ELN için uluslararası petrol tekellerine karşı aldığı tavır üzerine bir prestij oluşturmaktaydı. ELN bir çok yabancı petrol şirketi çalışanını kaçırmıştı. Bunlar arasında British Petroleum, Alman Mannesman Engineering, Occidental Petroleum ve Ecopetrol çalışanları bulunmaktaydı. 2001 yılında FARC ve EPL bu boru hattına 170 saldırı gerçekleştirmişlerdi.
[8]FARC-EP Barış Delegasyonu, Başkan Obama’ya görüşmeler için Havana’da bulundukları sırada 23 Kasım 2012 tarihli bir mektup gönderdi Mektupta asılsız suçlamalarla 60 yıl hapse mahkum edilen Simón Trinidad’ın Başkan Obama’nın “af” yetkisini kullanarak serbest bırakılması ve barış görüşmelerine katılması önündeki engellerin kaldırılmasını istendi.
[9]FARC-EP temsilcileri bu metnin altına bir not düşerek tüm konularda anlaşma sağlanıncaya kadar hiç bir konuda anlaşma sağlanmadığı yaklaşımını esas alacaklarını belirtmişlerdi.
[10]Bu sırada Başkan Santos “açılım politikasını” sürdürerek, Amazon bölgesindeki yerlilerden 1912-1929 yılları arasında bu bölgede öldürülen seksen bin kişi için özür diledi. Amazon ve Afrika kökenli topluluklar FARC-EP’nin anlaşma kapsamına almaya çalıştığı “siyasi katılım” başlığı altında ele alınmışlardı.
[11]Üzerinde tartışılan ve uzlaşmaya varılan konu aslında eön önemli başlık olarak gösterilmektedir. Kapsamlı Tarım Reformu başlığıyla “Towards a new Colombian countryside: Comprehensive rural reform” tanımı yapılmıştı.
[12]FARC-EP Üniversiteler ve BM katkılarıyla 17-18-19- Aralık 2013 tarihinde “Integral Agricultural Development Policy” başlıklı bir Forum düzenledi. Ülkedeki toprak sahiplerini bünyesinde toplayan (the Federation of Cattle Breeders) Sığır Yetiştiricileri Federasyonu bu tür toplantıların “yararsız” olduklarını, hiç bir sorunun çözülemeyeceğini bu nedenle katılmayacaklarını açıklamıştı. Bu yetiştiriciler ülkedeki toprakların 39 milyon hektarını ellerinde bulundurmaktadırlar. Bu görüşmeler sonrasında farklı toplumsal çevrelerden gelen önerilerle, ( “Hundred proposals for rural development, democratization and peace with social justice in Colombia”) başlıklı bir düzenleme üzerinden tartışmaların yürütülmesi kararlaştırıldı. Bunların arasında biyo çeşitlilik, madencilik, mayınlar, tarımsal-yakıt üretim ve kullanımı, üretici koruma bölgeleri, çevre, tohum egemenliği, vb. bir çok başlık bulunuyordu.
[13]Gerillanın kontrolünde İsviçre büyüklüğünde bir toprak bulunmaktadır. Bu toprakların paylaşılması için FARC-EP’nin bir anlaşma için çabalamasına gerek bulunmamaktadır. Dolayısıyla asıl sorun emperyalizmle ilişkili Oligarşinin önemli bileşeni büyük toprak sahipliği olarak ortada durmaktadır.

 

  Bu haber 1782 defa okunmuştur.
Etiketler

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER Görüş Haberleri
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
  HABER ARŞİVİ
  HAVA DURUMU
resmi ilanlar
GAZETEMİZ
  ANKET Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
  NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
  HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI