İran–ABD–İsrail hattında tansiyon yükselirken savaş artık yalnızca sahada değil, veri merkezlerinde, algoritmalarda ve yapay zekâ sistemlerinde yürütülüyor. Modern savaşın cephesi değişti. Tankın, topun ve füzenin yanına artık algoritmalar eklendi.
Son dönemde gündeme gelen tartışmalar, gelişmiş yapay zekâ sistemlerinin ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) bünyesinde daha etkin kullanılacağı yönünde. Bu iddialar doğru olsun ya da olmasın, asıl mesele şudur: Yapay zekâ artık askeri stratejinin merkezindedir.
Bugün milyonlarca insan yapay zekâ sistemlerini kullanıyor.
Dilekçeler yazdırıyoruz.
Resmî belgeler hazırlıyoruz.
Şirket planları oluşturuyoruz.
Hukuki metinler düzenliyoruz.
Kişisel düşüncelerimizi, projelerimizi ve zayıf noktalarımızı paylaşıyoruz.
Bu yalnızca içerik üretimi değildir. Bu, veri üretimidir.
Modern istihbarat artık saha ajanlarıyla değil; büyük veri analizi, davranış modellemesi, makine öğrenmesi ve örüntü tespitiyle yapılmaktadır. Yapay zekâ sistemleri; milyonlarca veriyi saniyeler içinde analiz edebilir, eğilimleri belirleyebilir, hedef profilleri çıkarabilir.
Bir Türk vatandaşı olarak sormak zorundayım:
Bu veri altyapısı küresel bir kriz anında nasıl konumlanacaktır?
Bugün kullandığımız cihazların ve uygulamaların büyük çoğunluğu Amerikan menşeilidir. Veri merkezleri, bulut sistemleri, yazılım altyapıları belirli ülkelerin kontrolündedir. Sosyal medyaya yüklenen bir fotoğraf yalnızca bir görüntü değildir; meta veri içerir. Konum bilgisi, zaman damgası, cihaz kimliği, yüz haritası… Bunların tamamı teknik olarak analiz edilebilir.
Hiç yurt dışına çıkmamış olabilirsiniz. Ancak dijital ayak izinizi takip eden bir sistem; sosyal medya yazışmalarınızdan, bağlantılarınızdan, beğenilerinizden ve görsellerinizden bir davranışsal profil oluşturabilir. Bu artık bilim kurgu değil, veri biliminin geldiği noktadır.
İran’da namaz vakitleri üzerine geliştirilen bir mobil uygulamanın siber güvenlik zafiyeti yaşadığı ve hacklendiği iddiaları gündeme gelmişti. Başlangıçta sınırlı erişim izinleriyle yayınlanan bir uygulama, ilerleyen güncellemelerle mikrofon, konum, galeri, mesajlar hatta ekran erişimi talep edebilir. Teknik olarak bu mümkündür. Mobil uygulama ekosisteminde izin genişletme mekanizması standarttır.
Bu durum yalnızca bir ülkeye özgü değildir. Bu, küresel bir dijital güvenlik problemidir.
Savaş artık yalnızca sınır hattında değil;
* Veri merkezlerinde
* Bulut sunucularında
* Yapay zekâ modellerinde
* Siber operasyon birimlerinde yürütülmektedir.
İstihbarat için artık sahaya insan gücü sürmeye gerek kalmadan; açık kaynak istihbaratı (OSINT), büyük veri analizi ve algoritmik tahminleme yeterli olabilmektedir.
Bu nedenle mesele yalnızca bir yapay zekâ uygulaması değildir.
Mesele dijital egemenliktir.
Türkiye teknoloji üretiminde ne kadar bağımsız?
Yerli yazılım oranımız nedir?
Verilerimiz hangi hukuk sistemine tabidir?
Bulut altyapımız kimin kontrolündedir?
Yerli yazılım, yerli donanım, milli veri merkezleri ve güçlü siber güvenlik yatırımları artık bir tercih değil; milli güvenlik meselesidir.
Çünkü 21. yüzyılda bağımsızlık yalnızca toprak bütünlüğüyle değil, veri bağımsızlığıyla ölçülür.
Teknoloji barış zamanında konfor sağlar.
Savaş zamanında ise üstünlük sağlar.
O üstünlüğe sahip olmayan ülkeler ağır bedeller öder.
Ve unutulmamalıdır:
Savaşta kazanan olmaz. En ağır bedeli siviller, çocuklar ve masum insanlar öder.
Temennimiz; teknolojinin yıkım için değil, insanlık için kullanıldığı bir dünya düzenidir. Ancak temenni tek başına yeterli değildir. Güçlü olmak zorundayız.

