TBMM’de “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, Meclis’e sunulacak müşterek rapor için çalışmalarında sona yaklaştı. Sürecin en kritik aşamalarından biri olarak görülen bu raporun, ilerleyen dönemde yapılması planlanan yasal düzenlemelere zemin oluşturması bekleniyor.
Komisyon’da temsil edilen siyasi partilerin hazırladığı ayrı raporlarda öne çıkan ortak başlıklar nihai metnin temelini oluştururken, AK Parti’nin “Terörsüz Türkiye” raporu, bundan sonraki sürece dair ipuçları sunan belgelerden biri.
“SİLAHLAR SADECE ELDEN DEĞİL, GÖNÜLLERDEN VE ZİHİNLERDEN DE BIRAKILMALI”
AK Parti tarafından Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kapsamında hazırlanan “Terörsüz Türkiye” raporu, terörle mücadelenin yalnızca güvenlik boyutuyla değil, toplumsal barış, ekonomi, demokrasi ve kalkınma başlıklarıyla birlikte ele alınması gerektiğini vurguluyor.
Raporda dikkat çeken en önemli vurgulardan biri, terörün sadece silahlı bir tehdit olmadığı yönünde. Bu nedenle, çözümün yalnızca güvenlik tedbirleriyle sınırlı kalamayacağı, toplumsal normalleşmenin esas olduğu belirtiliyor.
GÜVENLİK, DEMOKRASİ VE KALKINMA BİRLİKTE ELE ALINIYOR
AK Parti’nin yaklaşımı güvenlik, demokratikleşme ve kalkınma olmak üzere üç temel eksen üzerinden anlatılıyor. Bu üç başlığın birbirinden bağımsız düşünülemeyeceği vurgulanıyor.
“Sorunun yalnızca güvenlikçi yaklaşımlarla ele alınması, uzun vadede kalıcı çözüm üretmemektedir” ifadelerinin kullanıldığı raporda terörün sona ermesi; yatırımların artması, istihdamın güçlenmesi ve bölgesel kalkınmanın hızlanması açısından da kritik bir eşik olarak görülüyor.
“İLKSEL EŞİK”: TESPİT VE TEYİT MEKANİZMASI
Altı kalın çizgilerle çizilen başlıklardan biri, örgütün silah bırakma sürecinin devlet tarafından açık şekilde tespit ve teyit edilmesi gerekliliği. Raporda açıkça “Örgütün silah bıraktığı ve varlığının sona erdiği, devletin ilgili kurumları tarafından tespit ve teyit edilmeden hiçbir yeni aşamaya geçilmemelidir” deniyor.
“SABOTAJ” VE “DEZENFORMASYON” RİSKİNE KARŞI “ŞEFFAFLIK”
Raporda, süreci baltalamak isteyen iç ve dış unsurların varlığına da dikkat çekiliyor. Provokasyon, dezenformasyon ve toplumu tedirgin etmeye yönelik girişimlerin olabileceği ifade ediliyor. Bu nedenle devletin, hem güvenlik hem de iletişim boyutunda süreci dikkatle yönetmesi gerektiği belirtiliyor. Şeffaflık ilkesinin terk edilmemesi ve sürecin her aşamasında toplumsal rızanın gözetilmesinin önemi, raporda birçok kez tekrarlanıyor.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE, TERÖRSÜZ BÖLGEDEN AYRI DEĞİL
Raporda terör tehdidinin yalnızca Türkiye sınırlarıyla sınırlı olmadığına dikkat çekiliyor. Suriye ve Irak gibi bölgelerdeki otorite boşluklarının, terör örgütleri için alan oluşturduğuna vurgu yapılıyor. Bu bağlamda Türkiye’nin duruşu şöyle aktarılıyor:
“Türkiye’nin bu çerçevedeki temel ilkesi açıktır: Suriye ve Irak sahasında, Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden hiçbir terör yapılanmasının yaşamasına ve genişlemesine asla müsaade edilmeyecektir. İster vekâlet örgütleri üzerinden ister paramiliter yapılar üzerinden olsun, Türkiye’nin sınır hattında bir terör koridoru oluşturmaya dönük her girişim, ulusal güvenlik açısından kırmızıçizgi olarak görülmekte ve devletin bütün kurumları tarafından kararlılıkla ele alınmaktadır.”
TERÖRÜN TÜRKİYE’YE FATURASI: 2 TRİLYON DOLAR
Raporda terörün Türkiye’ye olan ekonomik maliyetine de geniş yer ayrılarak, “Terör, Türkiye’nin ekonomik potansiyelini sınırlayan en önemli faktörlerden biri olmuştur” deniyor. Terörün Türkiye’ye maliyetinin yaklaşık 2 trilyon dolar olduğu söylenen AK Parti raporunda şu ifadeler geçiyor:
“Türkiye’de bugüne kadar teröre harcanan para kalkınmaya, yatırıma ve sektörel büyümeye harcanmış olsaydı, birçok modellemeye göre ülkemiz dünyada ilk 10 büyük ekonomi arasına girecek, kişi başı millî gelirimiz 35 bin dolar bandına gelecek, bugün 1,5 trilyon dolar olan gayri safi yurt içi hasılamız en az 3 kat artarak yaklaşık 4,5 trilyon dolar seviyesine çıkabilecekti.”
“TÜRKİYE MODELİ”: ULUSLARARASI TECRÜBE VAR, “ŞABLON” YOK
Raporda, silah bırakma, örgüt tasfiyesi, toplumsal entegrasyon süreçlerinde İngiltere, İspanya, Latin Amerika, Asya gibi uluslararası örneklerin “yol gösterici” olabileceği; ancak Türkiye için doğrudan nakledilebilir bir şablon veya “aynen taklit edilecek hukuki iskelet” sayılamayacağı belirtiliyor.
Esas başarının, Türkiye’nin kendi tecrübesi, toplumsal gerçekliği ve devlet geleneği üzerinde yükselecek özgün bir “Türkiye Modeli” ile mümkün olacağı vurgulanıyor.
AK PARTİ “MÜSTAKİL VE GEÇİCİ KANUN” ÖNERİYOR
Raporun en kritik başlıklarından biri hukuki çerçeve. Süreç için müstakil ve geçici bir kanun öneriliyor. “Yapılacak düzenleme, sürece özgü, geçici ve emsal teşkil etmeyecek nitelikte olmalıdır” ifadeleri açıkça yer alıyor. Bu düzenlemenin kalıcı af ya da genel ceza indirimi gibi algılanmaması gerektiği özellikle belirtiliyor.
“İlkesel eşik” olduğu söylenen örgütün silah bırakmasının devlet tarafından tespit ve teyit edilmesi şartı, bu noktada tekrar vurgulanıyor. Raporda, “Müstakil kanunun kapsamı belirlenirken, düzenlemenin yalnızca varlığını sona erdirdiği tespit edilen ve doğrulanan terör örgütleri bakımından uygulanacağı açıkça tarif edilmelidir. Bu tespit ve doğrulamanın ise devletin en üst güvenlik organları eliyle oluşturulan kurumsal bir mekanizma tarafından yapılması zorunludur” deniyor.
Ayrıca suçun bireyselliğine vurgu yapılarak, kişilerin örgüt içindeki konumu ve faaliyetlerinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor:
“Yapılacak düzenleme, örgüt mensuplarını yeknesak ve soyut bir kategorik değerlendirmeye tabi tutmak yerine, örgütsel faaliyet kapsamında ortaya çıkan bireysel sorumluluğun kapsamını ve yoğunluğunu merkeze alan bir yaklaşımla değerlendirmelidir. Bu yaklaşım doğrultusunda, yalnızca örgütsel aidiyet olgusu değil, kişinin somut eylemleri, bu eylemlerin örgütsel faaliyet içindeki yeri ve toplumsal sonuçları birlikte dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işlenen fiilin ağırlığı ve toplumsal etkisi bakımından da ayrım yapılmalıdır.”
TOPLUMSAL UYUMUN İKİ EKSENİ: EKONOMİK VE PSİKOSOSYAL DESTEK
Raporda, terörün sona ermesinin ardından en önemli aşamalardan birinin toplumsal uyum olduğu vurgulanıyor. AK Parti’ye göre bu süreç, yalnızca bireyin silahlı yapıdan ayrılmasını değil; bireyin sosyal, ekonomik ve psikolojik açıdan güçlendirilmesini, toplumla yeniden bağ kurmasını, hukuki düzeni içselleştirmesini hedefliyor.
“Ekonomik istikrarın sağlanması, toplumsal uyumun en somut teminatlarından biridir” ifadelerine yer verilen raporda, ekonomik imkansızlıkların bireylerin yeniden riskli yapılara yönelmesini tetikleyebileceği belirtiliyor. Bu nedenle istihdamın artırılması, yerel üretimin güçlendirilmesi, iş gücüne katılımını teşvik edecek mekanizmaların uygulanması, bölgesel kalkınma projelerinin genişletilmesi ve ekonomik hayata katılımın kolaylaştırılması gerektiği söyleniyor.
Raporda ayrıca, uzun süre terör ve şiddet ortamında bulunan bireylerin çoğu zaman travma etkileri taşıdığına dikkat çekilerek “Psikolojik danışmanlık, aile içi destek programları ve sosyal uyum faaliyetleri, bireyin sivil yaşama sağlıklı dönüş yapabilmesi ve topluma uyum için zaruridir” deniyor.
TERÖRÜN SONA ERMESİ DEMOKRASİ İÇİN YENİ BİR EŞİK
Terörün sona erdirilmesi yalnızca bir güvenlik hedefi değil, Türkiye’nin sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal bütünlüğünün daha da tahkimi anlamına geldiği vurgulanan raporda şu ifadelere yer veriliyor:
“Toplumsal hayatın olağan akışının, siyasal rekabetin sağlıklı zemininin, ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir planlamasının ve huzur ve güvenin daha da güçlendirilmesi bu sürecin doğal sonucudur. Terörün tamamen geride bırakılması ile birlikte, siyasal tartışmaların demokratik zeminde daha özgür ve daha nitelikli biçimde yürütülmesi, ekonomik yatırımların uzun vadeli perspektifle planlanması ve genç nesillerin geleceğe daha umutla bakabilmesi mümkün olacaktır.”
