SON GELİŞMELER
Bize Ulaşın

Dil Seçimi

Ana akımın dışında bir hayat: Erkin Koray

Haber görseli

Erkin Koray, Türkiye’de müziğin güvenli sınırlarını kabul etmeyen ender isimlerden biriydi.

Popülerliğin değil, inatla kendi yolunda yürümenin adını temsil ediyordu.

1941’de İstanbul’da doğdu. Annesi piyano öğretmeniydi. Yani müzik onun hayatına sonradan girmedi, zaten oradaydı. Ama Erkin Koray’ı Erkin Koray yapan şey müzikle tanışması değil, müzikle kavga edişiydi. Piyanonun terbiyeli dünyasından gitarın asi sesine geçişi, aslında kişiliğinin de özeti gibiydi.

1950’lerin sonunda, lise sıralarında kurulan küçük gruplar, o günün Türkiye’sinde “gençlik hevesi” olarak görülüyordu. Ama Erkin Koray için bu bir heves değildi, bir yön arayışıydı. Henüz 16 yaşında sahneye çıktığında, ortada sadece genç bir müzisyen değil, farklı bir ses vardı. O ses, alışıldık Türk müziği kalıplarının dışına taşmak istiyordu.

1960’lara gelindiğinde Türkiye rock müzikle neredeyse hiç tanışmamışken, Erkin Koray çoktan bu müziğin içinde yaşıyordu. İlk plaklarını kaydetti, sahneye çıktı, askerliğini caz orkestrasında yaptı. Disiplin öğrendi ama ruhunu disipline etmedi. Askerlik sonrası Avrupa’ya gittiğinde ise müziğin başka bir yüzüyle tanıştı: Sert, gürültülü, özgür.

Türkiye’ye döndüğünde saçları uzundu, bakışı meydan okuyucuydu. Bu görüntü bile başlı başına bir olaydı. Çünkü o yıllarda müzik kadar görünüş de bir sınavdı. Erkin Koray bu sınavdan geçmek için kimseye benzemedi.

“Kızları da Alın Askere” yayımlandığında, bu ülkede bir eşik aşıldı. Türkçe rock artık mümkündü. O şarkı sadece çok satmadı, çok tartışıldı. Zaten Erkin Koray’ın hayatında başarı genelde tartışmayla birlikte geldi. O, alkıştan çok itiraz toplamaya alışkındı.

1960’ların sonu ve 1970’ler, onun üretimle adeta nefes aldığı yıllardı. Altın Mikrofon, Yeraltı Dörtlüsü, uzun konserler, sert sound’lar… Batı rock’ını birebir kopyalamadı; onu alıp Anadolu’nun içine bıraktı. Ortaya çıkan şey ne tam batılıydı ne de klasik anlamda yerli. Ama samimiydi.

1974 ve sonrası, Erkin Koray’ın zirvesi olduğu kadar yalnızlaşmasının da başlangıcıydı. Elektronik Türküler bir albümden çok bir meydan okumaydı. Kapağından sound’una kadar “ben buradayım” diyordu. Ama piyasa her zaman böyle işlere hazır olmaz. Hele ki Türkiye gibi hızlı tüketen bir ülkede.

1980’ler onun için zor geçti. Telif sorunları, ekonomik sıkıntılar, sansürler… Çöpçüler gibi bir şarkıyla yeniden herkesin diline dolandı ama bu bile sistemi değiştirmeye yetmedi. Ana akım onu sevdiği kadar sahiplenmedi.

1990’larda sesi daha az çıktı ama ağırlığı arttı. Konserler, toplama albümler, son çalışmalar… Devlerin Nefesi adını taşıyan albüm aslında her şeyi anlatıyordu. O, devlerle aynı masaya oturmaya hiç heves etmemişti ama onların nefesini hep ensesinde hissetmişti.

2023’te Kanada’da hayatını kaybettiğinde, geride sadece şarkılar bırakmadı. Bir tavır bıraktı. “Başka türlü de olur” diyen bir hayat bıraktı.

Erkin Koray hiçbir zaman kolay olanı seçmedi. Popülerliğin kısa yolunu değil, özgünlüğün dikenli patikasını yürüdü. Belki bu yüzden herkesin Erkin Koray’ı olmadı. Ama müziği olan herkesin hayatına bir yerden dokundu.

Küfür, hakaret ve spam yayınlanmaz.