Yapay zekânın savaş alanında kullanımının hızla yaygınlaşması, uluslararası toplumun gündemindeki en önemli güvenlik başlıklarından biri haline geldi. Birleşmiş Milletler bünyesinde yürütülen son çalışmalarda otonom silahlar, yapay zekânın nükleer ve siber sistemlerle birleşmesi ve insan müdahalesi olmadan hedef seçebilen silahların doğuracağı riskler ele alınıyor.
Birleşmiş Milletler Silahsızlanma Araştırmaları Enstitüsü (UNIDIR) Direktörü Robin Geiss de askeri yapay zekânın oluşturduğu risklere dikkat çekerek ölümcül otonom silah sistemleri konusunda hukuken bağlayıcı bir uluslararası anlaşma yapılması çağrısında bulundu.
BM Genel Sekreteri António Guterres ile Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) de devletleri açık yasaklar ve sınırlamalar içeren uluslararası kurallar oluşturmak için harekete geçmeye çağırıyor.
ASKERİ YAPAY ZEKÂ BM'NİN GÜNDEMİNDE
Birleşmiş Milletler Silahsızlanma Araştırmaları Enstitüsü, 2026 yılında yapay zekâ, barış ve güvenlik alanındaki çalışmalarını hızlandırdı. BM Genel Kurulu Birinci Komitesinin 5 Ekim-6 Kasım arasındaki oturumlarında askeri yapay zekâ, otonom silahlar, yapay zekânın yayılmasının önlenmesi ve savunma sektöründe sorumlu kullanım gibi başlıklar öne çıktı.
UNIDIR Direktörü Robin Geiss, 20 Ekim’de New York’taki BM Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında yapay zekânın askeri alanda giderek daha fazla kullanıldığına dikkat çekti.
Geiss, tartışmanın merkezindeki soruyu şu sözlerle ortaya koydu:
“Basitçe önümüzde duran soru şu: Makinelerin insanları hedef alıp öldürmesine izin verecek miyiz?”
Geiss, BM Genel Sekreteri António Guterres’in de bu konuda birçok kez uyarıda bulunduğunu hatırlatarak yapay zekâ konusunda kırmızı çizginin aşılmasına tehlikeli biçimde yaklaşıldığını söyledi.
YAPAY ZEKÂ SAVAŞIN BİRÇOK ALANINDA KULLANILIYOR
Geiss, yapay zekâ ve otonom sistemlerin artık yalnızca geleceğe ilişkin bir teknoloji olmadığını, askeri operasyonların birçok aşamasında kullanılmaya başladığını belirtti.
Yapay zekânın istihbarat analizinde, hedef belirlemede, insansız hava araçlarında, siber saldırılarda ve bilgi operasyonlarında kullanıldığına işaret eden Geiss, karar alma süreçlerinin de giderek hızlandığını söyledi.
Bu gelişmenin yalnızca konvansiyonel savaş alanlarını değil, nükleer güvenliği de doğrudan ilgilendirdiğini vurguladı.
“İNSAN MUHAKEMESİNE KALAN ALAN GİDEREK DARALIYOR”
UNIDIR Direktörü Geiss, yapay zekânın askeri karar alma süreçlerini insan hızının ötesine taşımasının oluşturabileceği risklere dikkat çekti.
Geiss, “Karar alma döngüleri makine hızına ulaşıyor ve nükleer alan da dahil, insan muhakemesine kalan alan giderek daralıyor.” dedi.
Yapay zekâ sistemlerinin çalışma biçiminin her zaman açık ve anlaşılır olmadığını belirten Geiss, bu durumun hata ve yanlış hesaplama risklerini artırabileceği uyarısında bulundu.
Askeri kararların çok kısa sürelerde alınmaya başlaması halinde insanların bilgiyi değerlendirme, sonucu sorgulama veya saldırıyı durdurma imkanının azalması, uluslararası güvenlik tartışmalarının merkezindeki başlıklardan biri olarak gösteriliyor.
DEVLET DIŞI AKTÖRLER İÇİN DE RİSK UYARISI
Geiss, yapay zekâ teknolojilerinin giderek daha erişilebilir hale gelmesinin yalnızca devletlerin askeri kapasitesini değiştirmediğini söyledi.
Teknolojinin yaygınlaşmasının devlet dışı aktörlerin de daha gelişmiş operasyonlar gerçekleştirmesini kolaylaştırabileceğini belirten Geiss, yapay zekânın askeri ve güvenlik alanındaki etkilerinin küresel ölçekte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Dünyada az sayıda ülke ve şirketin askeri yapay zekâ teknolojilerinin gelişiminde belirleyici durumda olduğunu söyleyen Geiss, bu aktörlerin aldığı kararların diğer ülkelerin güvenliğini de doğrudan etkileyebileceğine dikkat çekti.
“AHLAKİ KIRMIZI ÇİZGİYE TEHLİKELİ BİÇİMDE YAKLAŞTIK”
BM Genel Sekreteri António Guterres ile ICRC Başkanı Mirjana Spoljaric de 25 Ağustos’ta yayımladıkları ortak çağrıda otonom silahlara yönelik uluslararası kuralların acilen oluşturulmasını istedi.
Açıklamada, “İnsanların makineler tarafından otonom olarak hedef alınması şeklindeki ahlaki kırmızı çizgiyi aşmaya tehlikeli biçimde yaklaştık.” uyarısı yapıldı.
Guterres ve Spoljaric, silah teknolojilerindeki ilerlemenin mevcut hukuki düzenlemelerden daha hızlı ilerlediğini ve insanın güç kullanımı üzerindeki kontrolünün giderek azalabileceğini belirtti.
Geiss’in BM Genel Merkezi’ndeki açıklamaları da aynı endişeyi yeniden gündeme taşıdı.
OTONOM SİLAHLAR BİLİM KURGU DEĞİL
Otonom silah sistemleri, etkinleştirildikten sonra belirli hedefleri insanın yeniden müdahalesine ihtiyaç duymadan algılayabilen, seçebilen ve güç kullanabilen sistemler olarak tanımlanıyor.
ICRC’nin 8 Ekim 2026’da yayımladığı güncel bilgilendirmeye göre bu teknoloji halihazırda çeşitli biçimlerde kullanılıyor.
Füze savunma sistemleri, tankları gelen mühimmata karşı koruyan aktif savunma sistemleri, bazı sensör güdümlü mühimmatlar ve belirli dolaşan mühimmatlar bu kapsamdaki örnekler arasında bulunuyor.
Ancak günümüzde kullanılan sistemlerin önemli bölümü belirli kurallara göre çalışan ve füze, radar veya askeri araç gibi sınırlı hedef türlerine odaklanan sistemlerden oluşuyor.
Endişenin merkezinde ise daha gelişmiş yapay zekânın bu silahlara entegre edilmesi ve insan kontrolünün giderek azaltılması bulunuyor.
MAKİNE KİMİN HEDEF OLDUĞUNA KARAR VEREBİLİR Mİ?
Tartışmanın en hassas noktası, doğrudan insanları hedef alabilen otonom silahlar.
Bu sistemlerde sensörler hareket, ısı, şekil veya radar izi gibi verileri değerlendirerek önceden belirlenen hedef profilleriyle eşleştirme yapabiliyor.
Eşleşmenin ardından belirli sistemler, insan operatörün o anda belirli hedefi seçmesine gerek kalmadan saldırıyı gerçekleştirebiliyor.
ICRC, bir insanın sivil mi, savaşçı mı, yaralı mı veya teslim olmakta mı olduğunun çoğu zaman bağlama bağlı olduğunu vurguluyor.
Bu nedenle doğrudan insanları hedefleyen otonom sistemlerin ciddi hukuki ve etik riskler taşıdığı belirtiliyor.
HATA VE YANLIŞ HESAPLAMA RİSKİ
BM’deki tartışmaların bir diğer boyutunu yapay zekâ sistemlerinin şeffaflığı oluşturuyor.
Geiss, yapay zekâ sistemlerinin karar alma süreçlerinin her zaman kolay biçimde açıklanamamasının hata ve yanlış hesaplama ihtimalini artırabileceğini belirtti.
Askeri sistemlerde yapılacak hataların doğrudan can kaybı, yanlış hedef seçimi veya ülkeler arasında istemeden gerilimin tırmanması gibi sonuçlara yol açabileceği endişesi dile getiriliyor.
Özellikle nükleer sistemlerde karar alma süresinin yapay zekâ nedeniyle daha da kısalmasının, insan müdahalesine ayrılan zamanı azaltabileceği uyarısı öne çıkıyor.
BM VE KIZILHAÇ BAĞLAYICI ANLAŞMA İSTİYOR
Guterres ve Spoljaric, mevcut görüşmelerin ötesine geçilmesini ve otonom silahlara yönelik açık yasaklar ve sınırlamalar içeren hukuken bağlayıcı bir uluslararası düzenleme için müzakerelerin başlamasını istiyor.
Robin Geiss de aynı yöndeki çağrıyı BM Genel Merkezi’nde yineledi.
Geiss, BM’nin askeri yapay zekânın daha güçlü biçimde düzenlenmesi ve özellikle ölümcül otonom silah sistemlerine ilişkin hukuken bağlayıcı bir anlaşma yapılması yönündeki çağrılarını hatırlattı.
Uluslararası toplumda böyle bir düzenlemeye verilen desteğin giderek arttığını söyleyen Geiss, buna karşın jeopolitik rekabet ve devletler arasındaki gerilimlerin müzakerelerin önündeki en büyük engeller arasında bulunduğunu belirtti.
BÜYÜK GÜÇLER DE RİSKLERİ TARTIŞIYOR
Geiss, yapay zekânın askeri alandaki etkilerine yönelik kaygıların yalnızca belirli ülkeler veya siyasi bloklarla sınırlı kalmadığını söyledi.
Endişelerin farklı jeopolitik blokların ötesine geçtiğini ve büyük güçlerin de askeri yapay zekânın oluşturabileceği riskleri ele almaya başladığını belirtti.
Ancak teknolojideki hızlı ilerlemeye rağmen ülkeler arasında hangi sistemlerin yasaklanacağı, hangilerinin sınırlandırılacağı ve “anlamlı insan kontrolünün” nasıl tanımlanacağı konusunda henüz bağlayıcı küresel bir uzlaşma bulunmuyor.
HANGİ SİLAHLARIN YASAKLANMASI İSTENİYOR?
ICRC bütün askeri yapay zekâ sistemlerinin yasaklanmasını istemiyor.
Kurum özellikle iki kategoride bağlayıcı yasak çağrısında bulunuyor:
- Etkileri yeterince anlaşılamayan veya öngörülemeyen otonom silahlar
- İnsanları doğrudan seçip hedef almak üzere tasarlanan otonom silahlar
Diğer sistemlerde ise hedef türü, kullanım alanı, kullanım süresi ve insan denetimi gibi konularda sıkı sınırlamalar getirilmesi isteniyor.
Amaç, askeri teknolojilerin tamamen durdurulmasından ziyade ölümcül güç kullanımı üzerindeki insan kontrolünün korunması olarak öne çıkıyor.
KASIM AYINDA KRİTİK KONFERANS
Guterres ve Spoljaric’in ortak açıklamasında hızlı hareket edilmemesinin can kayıplarına yol açabileceği uyarısında bulunulurken, Kasım ayında yapılacak Belirli Konvansiyonel Silahlar Sözleşmesi 7. Gözden Geçirme Konferansı önemli bir fırsat olarak gösterildi.
Konferansın 16-20 Kasım 2026 tarihlerinde gerçekleştirilmesi planlanıyor.
Otonom silah sistemleri konusunda hukuken bağlayıcı bir düzenleme yapılmasına yönelik çağrıların konferansın önemli gündemlerinden biri olması bekleniyor.
22 EKİM'DE YENİ BM BULUŞMASI
UNIDIR’ın Yapay Zekâ, Barış ve Güvenlik Mükemmeliyet Merkezi için hazırlanan yeni forum, 22 Ekim 2026’da New York’taki BM Genel Merkezi’nde resmen tanıtılacak.
İsviçre ve Pakistan işbirliğiyle gerçekleştirilecek toplantıya BM Silahsızlanma İşleri Yüksek Temsilcisi Izumi Nakamitsu ile UNIDIR Direktörü Robin Geiss’in de katılması planlanıyor.
Merkez, hükümetler, teknoloji sektörü, akademi ve sivil toplum arasında askeri yapay zekânın yönetimine ilişkin kalıcı bir çalışma platformu oluşturmayı amaçlıyor.
EN BÜYÜK SORU: SON KARARI KİM VERECEK?
Askeri yapay zekâ tartışması yalnızca teknolojinin ne kadar gelişebileceğine odaklanmıyor.
Asıl tartışma, ölümcül güç kullanımında insanın hangi noktaya kadar karar mekanizmasının içinde kalacağı üzerinde yoğunlaşıyor.
Robin Geiss’in “Makinelerin insanları hedef alıp öldürmesine izin verecek miyiz?” sorusu da tartışmanın geldiği noktayı ortaya koyuyor.
BM ve ICRC’nin çağrıları, teknolojik gelişmeler geri döndürülmesi zor bir noktaya ulaşmadan uluslararası sınırların belirlenmesini hedefliyor.
Otonom silahların yaygınlaşması halinde sorumluluğun kimde olacağı, hatalı hedef seçiminde hesabın kime sorulacağı, nükleer karar alma süreçlerinde insan muhakemesinin ne kadar korunacağı ve makinelerin insan hayatıyla ilgili karar vermesine ne ölçüde izin verileceği önümüzdeki dönemin en önemli güvenlik tartışmaları arasında yer alacak.