Kimi insanlar alkışın ortasında değil, perdenin arkasında yaşar. Gürültüye ihtiyaç duymazlar; yaptıkları iş, bıraktıkları iz zaten yeterince konuşur. Arif Erkin Güzelbeyoğlu da hayatı boyunca tam olarak böyle durdu. Adı çoğu zaman afişlerin en tepesinde yazmadı ama Türkiye’nin kültür ve sanat hafızasında hep merkezdeydi.
1935 yılında Gaziantep’te dünyaya gelen Güzelbeyoğlu, kökleri Güzelbeyzade adlı Türkmen boyuna uzanan bir aileden geliyordu. Genç yaşta İstanbul’a gelerek İstanbul Teknik Üniversitesi’nde mimarlık okudu. Meslek hayatının yaklaşık 30 yılını İstanbul Belediyesi İmar Müdürlüğü’nde geçirdi; Beşiktaş Belediyesi’nde İmar Müdürü ve Teknik Başkan Yardımcılığı yaptı. Emeklilik onun için bir durak değil, sanata daha fazla alan açmanın başlangıcı oldu.
Üniversite yıllarında İstanbul Radyosu’nda korist ve solist olarak çalışması, müziğin hayatındaki yerini erkenden belirledi. Askerlik sonrası Gülriz Sururi–Engin Cezzar Tiyatrosu’yla profesyonel tiyatroya adım attı. Direklerarası müzikaliyle sahneye çıktı ama asıl gücünü müzikte gösterdi.
Herhangi bir konservatuvar eğitimi almadan, Haldun Taner’in Zilli Zarife ve Vatan Kurtaran Şaban oyunlarının müziklerini besteledi. Dostlar Tiyatrosu’nun ilk yıllarında sahnelenen tüm oyunların müzikleri ona aitti. Bu, okuldan değil hayattan öğrenilmiş bir ustalıktı.
Sinemada ise özellikle Yılmaz Güney’in Umut filmiyle iz bıraktı. Yalnızca bas klarnetle bestelediği müzik, Adana Altın Koza’da “En İyi Müzik” ödülünü aldı. Ardından gelen Kanal filmiyle Antalya Altın Portakal’dan ödülle döndü.
Geniş kitleler onu dizilerle tanıdı. İkinci Bahar’daki Zülfikar Ağa, Yabancı Damat’taki Memik Dede, Canım Ailem’deki Cabbar Ağa… Gösterişsiz ama derinlikli oyunculuğuyla ekranda hep gerçek kaldı.
Ressam eşiyle birlikte üç çocuk yetiştirdi, üretken ama sakin bir hayat sürdü. 2021 yılında İzmir Uluslararası Film ve Müzik Festivali’nde Onur Ödülü’ne layık görüldü. 16 Ekim 2025’te, 90 yaşında İstanbul’da hayata veda etti.
Arif Erkin Güzelbeyoğlu, ardında yalnızca roller ve besteler değil; çok yönlü olmanın, sessiz çalışmanın ve iz bırakmanın mümkün olduğunu gösteren bir ömür bıraktı.
Bugün onu hatırlarken aslında şunu da hatırlıyoruz: Bazı ustalar alkışla değil, hafızayla yaşar.
