İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM'de düzenlenen grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunların yalnızca dış gelişmelerle açıklanamayacağını söyledi.
Dervişoğlu, asıl meselenin içeride nasıl yönetildiği olduğunu ifade ederek, hukukun askıya alınmasının ülkeyi dış baskılara açık hale getirdiğini dile getirdi. İç politika, dış politika ve ekonominin birbirinden koparılamayacağını vurgulayan Dervişoğlu, tek adam yönetimi, toplumsal rıza, Cumhuriyet’in kurumsal yapısı ve iktidarın dış politika tercihleri üzerinden eleştirilerde bulundu.
"MESELE SADECE DIŞARIDA NE OLDUĞU DEĞİL, İÇERİDE NASIL YÖNETİLDİĞİMİZ"
Türkiye’de 2016’dan beri, bizzat Cumhur İttifakı tarafından yürürlüğe konulmuş sistematik hoyratlık, hukuksuzluk ve kötülük düzeninin, şantaj ve gasp siyasetinin şimdi küresel haline şahit olunduğunu söyleyen Dervişoğlu, şöyle konuştu:
"Böyle bir dünyada, hukuksuzluğa bel bağlayan tek adamlarla ve onların kurguladıkları sistemlerle ülkeler ayakta kalamaz. Aksine, böyle bir dünyada güçlü olan ülkeler, onuruyla ayakta kalan milletler, kuralları ve kurumlarını koruyanlar olacaktır. Hukuku güçlü olanlar toplumsal rıza üretebilenler olacaktır.
Herkes şunu bilmeli ve emin olmalıdır ki içeride, hukuku askıya alan bir iktidar dışarıda, hukuksuzluğun sağladığı imkânlarla yaşayamaz. Bu olsa olsa iktidar ve güç bağımlılığının, gerçeklerden kopuşun sanrılarıdır. Açıktır ki, iktidarda kalmak için içeride toplumu sürekli olarak kutuplaştıran, düşmanlık ve ayrılık üreten, vatandaşlık bağını zayıflatan, devleti partiye ve saraya indirgeyen bir anlayış, dışarıda da bu zafiyetlerinin kurbanı olacaktır.
Bugün dünyada ve çevremizde yaşananları biz işte bu bilinç ve farkındalıkla okuyoruz. Ve işte tam da bu yüzden Türkiye’nin içine sürüklendiği her tartışmayı, dış politika, iç siyaset ve ekonomi başlıklarını, birbirinden koparmadan ele alarak değerlendirmek zorundayız. Çünkü mesele sadece dışarıda ne olduğu değil, içeride de nasıl yönetildiğimizdir. Korku ve yoksulluk sarkacı, yüzyılın hakim tekniğidir ve şantaj siyasetinin eseridir."
"HER GELİŞMEDE TÜRKİYE ÖZNE Mİ, NESNE Mİ DİYE SORDUK"
"Defalarca söyledik, yeri geldi bağırdık, yeri geldi tane tane anlattık. Dış politikayı iç siyasetin aparatı hâline getiren anlayış, iç siyaseti de dış güçlere paspas yapmış demektir. İşte bugün yaşadıklarımız da tam olarak budur.
Her seferinde, bu kürsüden uyardık; 'Dünya kuralsızlığa gidiyor' dedik, 'Güç siyaseti geri dönüyor' dedik, 'Bölgemiz yeniden dizayn ediliyor' dedik. 'Bizi bugüne kadar koruyan Cumhuriyettir ve milli kimliğimizdir' dedik. 'Eğer Türkiye, içeride hukuku ve kurumları zayıflatırsa, dışarıda bu fırtınaya dayanamaz' dedik. Bu fırtınaya aşinayız. Bu dili daha önce de gördük, izledik. Irak’ta, Arap Baharı’nda, Mısır’da, Libya’da, Lübnan’da gördük. Suriye’de gördük. Bölgemizdeki her gelişmede Türkiye bunun öznesi mi yoksa nesnesi mi sorusunun cevabını aradık. Cevap vermesi gereken iktidar ise her seferinde aynı hatada ısrar etti. Kısa vadeli hesaplarla, günü kurtarma refleksiyle, devlet aklını zayıflatan, milletin rızasını pazarlığa açan tercihler yaptı."
"ERDOĞAN'IN KARDEŞİM DEDİĞİ İSİMLER: KADDAFİ, ESAD, MADURO..."
"Kaddafi, Esad, Maduro hepsi Sayın Erdoğan’ın bir dönem 'kardeşim' dediği isimler. Ve bugün ne tesadüf ki, hepsi 'diktatör' olarak anılan devrik liderler.
Şimdi soruyorum; sizce de bu işte bir terslik yok mu? Biri idam edildi, biri kaçak, biri devrildi, biri kaçırıldı. Ne hikmetse bunlara da hep 'dostum' dediği ABD başkanları vesile oldu. 'Ortak' alır, terörist çıkar; 'dostum' der, işgalci çıkar, 'kardeşim' der, derdest edilir. Allah Erdoğan’la yakın ilişki kuranların yardımcısı olsun."
"BİR ÜLKENİN EN HAYATİ SAVUNMA SİSTEMİ TOPLUMSAL RIZADIR"
"Maduro'yu meşru görerek yapılan Trump eleştirisi ile, Trump'ı meşru görerek yapılan Maduro eleştirisi arasında bizim için hiçbir fark yoktur. İkisi de ilkesiz, yaşanan hadiseyi kendi siyasi pozisyonundan değerlendiren, şark kurnazlığını kokan beyanlardır. Mesele doğru okunmalıdır.
Bu hadisenin özeti şudur; bir rejimin istikrarı, 'Ben kazandım, oldu' denilen seçimlerle ölçülmez. Bir devletin gücü, kurumlarının ve kurallarının gücünden bağımsız değildir. Bir ülkenin en hayati savunma sistemi ise partizanlığa değil, toplumsal rızaya dayalı siyaset üretilmesidir. İç cephenin güçlendirilmesi cumhuriyetin ve onun değerlerinin güçlendirilmesi anlamına gelmektedir.
Söyledik biz, 2017 referandumuna başımıza ne gelebilir diye. Emperyalist güçler tarafından dışardan bakıldığında tek adamlıkla yönetilen bir ülkenin hedef tahtasına konulabilme ihtimalini de altını çize çize anlattık."
"NİÇİN TÜRKİYE BİR DİKTATÖRÜN SÜRGÜN YERİ OLARAK GÖRÜLÜYOR?"
"Artık devlette zafiyet oluşmuyor, zaaf ve zafiyetler, maalesef devleti yönetiyor hale geliyor. Adına da Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi deniyor. Bir beka meselesi varsa, Türkiye’ye yönelmiş tehditler ve riskler varsa, en baştaki tehlike budur. Tüm bunları niye söylüyorum, bu endişelere niye sahibiz? Niye Türkiye’den bir okyanus ve binlerce kilometre uzaktaki bir ülkede olanlarda akla Türkiye geliyor? Niçin bugün Türkiye, bir diktatörün sürgün yeri olarak öneriliyor. Niçin? Niçin, başarıymış gibi paketlediğiniz, marifetmiş gibi anlattığınız, her meselenin sonunda Türkiye zararlı çıkıyor? Ve niçin her 'dostum' dediğinizin sonunu bizzat ABD müdahalesi getirdi de ABD Başkanı, halen sizin en büyük dostunuz nasıl oluyor? Soruyorum."
Kaynak: Haber Merkezi