DW Türkçe’nin haberine göre iklim kriziyle birlikte artan aşırı sıcaklar, orman yangınları, kuraklık ve hava kirliliği, artık yalnızca çevresel bir mesele olarak değil, doğrudan insan sağlığını tehdit eden bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendiriliyor. Dünya Sağlık Örgütü, iklim değişikliğini 21. yüzyılın en büyük sağlık tehditlerinden biri olarak tanımlarken, 2030 ile 2050 yılları arasında iklim değişikliğine bağlı olarak her yıl yaklaşık 250 bin ek ölüm yaşanabileceğini öngörüyor. Temiz Hava Hakkı Platformu Koordinatörü Deniz Gümüşel de iklim krizinin geleceğe ait soyut bir risk olmadığını, bugün can alan ve sağlık sistemlerinin yükünü artıran bir kriz haline geldiğini belirtiyor.

AŞIRI SICAKLAR VÜCUTTA ZİNCİRLEME ETKİ YARATIYOR
Uzmanlara göre iklim krizinin insan vücudu üzerindeki etkileri çok yönlü ilerliyor. Türk Tabipleri Birliği Halk Sağlığı Kolu Yürütme Kurulu Başkanı Dr. Nasır Nesanır, aşırı sıcakların kalbin iş yükünü artırdığını, sıvı kaybını hızlandırdığını ve özellikle kronik hastalığı olan kişilerde kalp krizi, ritim bozukluğu, kalp yetmezliği ve böbrek sorunları riskini yükselttiğini ifade ediyor. Sıcak hava dalgalarının hava kirliliğiyle aynı dönemde etkili olması ise astım, KOAH, solunum yetmezliği ve akciğer enfeksiyonları gibi hastalıkları ağırlaştırıyor. Bu tablo, uzmanlar tarafından “kusursuz fırtına” olarak tanımlanıyor.

TÜRKİYE İKLİM KRİZİNE KARŞI DAHA KIRILGAN
Türkiye, iklim değişikliğinin etkilerine karşı en hassas bölgelerden biri kabul edilen Akdeniz Havzası’nda yer alıyor. Bu nedenle sıcak hava dalgaları, kuraklık, orman yangınları, su stresi, tarımsal üretim kaybı ve kentlerdeki ısı adası etkisi Türkiye açısından öne çıkan riskler arasında bulunuyor. Lancet Countdown’ın Türkiye politika öncelikleri raporuna göre 2024 yılında sıcaklık nedeniyle yaklaşık 642,9 milyon iş gücü saati kaybedildi ve bu kayıpların yarısından fazlası tarım sektöründe gerçekleşti. Uzmanlar, bu durumun yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sağlık, gıda güvenliği ve sosyal eşitsizlik boyutu olan çok katmanlı bir kriz olduğunu vurguluyor.

FOSİL YAKITLAR VE HAVA KİRLİLİĞİ SAĞLIK YÜKÜNÜ ARTIRIYOR
İklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerini ağırlaştıran en önemli unsurlardan biri de fosil yakıt kullanımı ve hava kirliliği. Temiz Hava Hakkı Platformu’nun 2025 Kara Raporu’na göre Türkiye’de Dünya Sağlık Örgütü’nün hava kalitesi kılavuz değerlerini karşılayan il bulunmuyor. Kömürlü termik santraller, yoğun trafik ve sanayi kaynaklı emisyonlar hem iklim krizini derinleştiriyor hem de solunum ve kalp-damar hastalıkları başta olmak üzere halk sağlığı üzerindeki yükü artırıyor. Uzmanlar, fosil yakıtların yalnızca iklim krizinin ana nedeni değil, aynı zamanda doğrudan sağlık riski oluşturan kaynaklar olarak ele alınması gerektiğini belirtiyor.

COP31 ÖNCESİ SAĞLIK MERKEZLİ İKLİM POLİTİKASI ÇAĞRISI
Kasım ayında Antalya’da düzenlenmesi beklenen COP31 öncesinde sağlık örgütleri, çevre ve iklim kuruluşları, sağlığın iklim politikalarının merkezine yerleştirilmesi çağrısı yapıyor. Uzmanlara göre sağlık, yalnızca sağlık sistemlerinin iklim değişikliğine uyumu başlığına sıkıştırılmamalı; enerji, ulaşım, sanayi, tarım, atık ve kentleşme politikalarının tamamında belirleyici unsur haline gelmeli. Meteorolojik verilerle entegre çalışan erken uyarı sistemlerinin kurulması, risk gruplarının sıcak hava dalgalarında proaktif takip edilmesi, kentlerde yeşil koridorların artırılması ve fosil yakıtlardan çıkış için net bir takvim oluşturulması gerektiği vurgulanıyor.