ABD Enerji Bakanı Chris Wright ile Suudi Arabistan Enerji Bakanı Abdülaziz bin Selman, 22 Temmuz’da sivil nükleer iş birliği anlaşması imzaladı. Washington, anlaşmanın Amerikan şirketlerine Suudi Arabistan’ın nükleer enerji programında geniş alan açacağını ve nükleer silahların yayılmasını önleme ilkelerini koruyacağını açıkladı.
Ancak anlaşmanın en tartışmalı bölümünü uranyum zenginleştirme ve denetim şartları oluşturuyor. AP ve Reuters, Riyad’ın gelecekte uranyum zenginleştirmesine kapı aralanabileceğini ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının ek denetim protokolünün şart koşulmadığını aktardı.
Donald Trump ise anlaşmada zenginleştirmeye izin verilmeyeceğini ve sürecin Suudi Arabistan’ın İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesine bağlı olduğunu söyledi. Bu açıklama, anlaşmanın nasıl uygulanacağına ilişkin belirsizliği artırdı.
SİLAHLANMA RİSKİ
Londra merkezli Financial Times, anlaşmanın Ortadoğu’daki nükleer silahlanma yarışını hızlandırabileceği görüşünde. Gazete, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın İran’ın nükleer silah edinmesi hâlinde Suudi Arabistan’ın da aynı yolu izleyeceğine yönelik geçmiş açıklamalarını hatırlattı.
Yoruma göre yeterli güvence içermeyen bir anlaşma, yalnızca bölgede değil, nükleer silahların yayılmasını önleme sisteminde de yeni bir kırılmaya yol açabilir.
DENETİM VE GÜVEN
Hollanda gazetesi De Volkskrant, Suudi Arabistan’ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının en sıkı denetim standartlarına bağlanmamasını eleştirdi. Gazete, anlaşmada ticari kazançların güvenlik kaygılarının önüne geçtiğini savundu.
The Daily Telegraph ise tartışmayı doğrudan “Suudi Arabistan’a güvenilebilir mi?” sorusu üzerinden ele aldı. Gazete, Riyad’ın sivil nükleer enerji geliştirebileceğini ancak ülke içinde uranyum zenginleştirme tesisine sahip olmaması gerektiğini belirtti. Avrupa basınındaki yorumların ortak noktasını, nükleer programın yalnızca sivil amaçlarla sınırlı kalıp kalmayacağı oluşturdu.
İRAN HATIRLATMASI
Avusturya gazetesi Kurier, ABD’nin 1967’de İran’a araştırma reaktörü sağlamasını hatırlattı. Söz konusu teknoloji, 1979 İslam Devrimi’nin ardından yeni yönetimin kontrolüne geçmiş ve İran’ın nükleer programının altyapısında yer almıştı.
Gazete, benzer bir yönetim değişikliğinin Suudi Arabistan’da da yaşanabileceğini belirterek nükleer teknolojinin uzun vadeli sonuçlarının mevcut siyasi ilişkiler üzerinden hesaplanamayacağını savundu.
ABD SEÇENEĞİ DAHA MI GÜVENLİ?
Frankfurter Allgemeine Zeitung ise anlaşmaya daha temkinli fakat olumlu yaklaştı. Gazeteye göre Suudi Arabistan’ın nükleer programını Rusya, Çin veya Pakistan yerine ABD teknolojisiyle kurması, Washington’a daha fazla denetim imkânı sağlayabilir.
Buna karşın denetimin yalnızca ABD yönetimine bırakılmaması gerektiği belirtildi. Gazete, en güvenli seçeneğin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının program üzerinde sürekli ve bağımsız kontrol sağlaması olduğu görüşünü savundu.
İSRAİL’İN ETKİSİ
Ortadoğu uzmanı İhor Semivolos, anlaşmanın İsrail’in Washington üzerindeki etkisinin zayıfladığını gösterdiğini öne sürdü. Semivolos’a göre İsrail, Suudi Arabistan ile normalleşme fırsatını kaybederken bölgede nükleer eşik kapasitesine yaklaşabilecek yeni bir aktörle karşı karşıya kaldı.
Trump’ın anlaşmayı daha sonra Suudi Arabistan’ın İbrahim Anlaşmaları’na katılması şartına bağlaması ise İsrail’in sürecin tamamen dışında kalmadığını gösterdi. Anlaşmanın yürürlüğe girmeden önce ABD Kongresinde incelenmesi bekleniyor.