ABD ve İsrail ile İran arasında şubat ayında başlayan savaş sürerken, çatışmanın küresel enerji piyasalarına en büyük etkilerinden biri Hürmüz Boğazı üzerinden yaşandı. Gazeteci ve Dış İlişkiler Uzmanı İlnur Çevik, AA Analiz için kaleme aldığı değerlendirmesinde İran’ın Hürmüz kartının eski gücünü kaybetmeye başladığını ancak Tahran yönetiminin savaşta geri adım atmadığını belirtti.
HÜRMÜZ BOĞAZI SAVAŞIN EN ETKİLİ ARAÇLARINDAN BİRİ OLDU
Çevik’in değerlendirmesine göre İran’ın füze kapasitesi ve Devrim Muhafızlarının askeri gücünün yanı sıra, Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisi savaş boyunca Tahran’ın en önemli kozlarından biri oldu. Normal koşullarda boğazdan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol ürünü taşındığını belirten Çevik, bunun dünya petrol tüketimi ve arzının yaklaşık yüzde 20’sine karşılık geldiğini aktardı. İran’ın boğazdaki petrol akışını sınırlandırmasıyla özellikle Asya pazarlarına yönelik sevkiyatın aksadığını kaydeden Çevik, petrol fiyatlarının varil başına 100 dolar civarına yükseldiğini, enerji maliyetlerindeki artışın ulaşım ve gıda fiyatlarına da yansıdığını ifade etti.
ABD’NİN ABLUKASI SONRASI PETROL AKIŞI ARTTI
Analizde, ABD’nin Hürmüz çevresindeki askeri varlığını artırarak İran’a karşı uyguladığı ablukanın ardından Körfez petrolünün yeniden dünya piyasalarına taşınmaya başladığı belirtildi. Çevik, son verilerin petrol akışının savaş öncesi seviyelerin yaklaşık yüzde 65-70’ine ulaştığını gösterdiğini, günlük sevkiyatın ortalama 11-13 milyon varil düzeyine çıktığını aktardı. Buna karşılık İran’ın kendi petrolünü Hürmüz üzerinden ihraç etmesinin büyük ölçüde engellendiği, ülkede akaryakıt sıkıntısının arttığı ve acil durum yakıt rezervlerinin kritik seviyelere gerilediği değerlendirmesine yer verildi.
İRAN EKONOMİSİ BASKI ALTINDA
Petrol ihracatında yaşanan aksama ile enerji kaynaklarına erişimdeki sorunların İran ekonomisini ağır biçimde etkilediğini belirten Çevik, buna rağmen Tahran yönetiminin henüz teslim olmadığını vurguladı. Analizde, İran’ın bölgedeki tankerlere sınırlı İHA saldırıları düzenlemeyi sürdürdüğü, aynı zamanda vekil güçler üzerinden çatışmayı daha geniş bir alana yaymaya çalıştığı değerlendirmesi yapıldı.
HUSİLERİN SALDIRILARI BABULMENDEB’İ DE ETKİLİYOR
Çevik, Yemen’deki Husilerin Suudi Arabistan’daki petrol tesisleri ve tankerleri hedef alan saldırılarının bölgedeki enerji sevkiyatını etkilediğini belirtti. Analizde, Babulmendeb üzerinden gerçekleştirilen günlük petrol ihracatının haziran ayında 3,4 milyon varil düzeyindeyken eylül ayında 700 bin varile kadar gerilediği ifade edildi. Husilerin Kızıldeniz ile Süveyş Kanalı arasındaki ticaret güzergahında etkisini artırmaya çalıştığı, buna karşılık Yemen hükümetine bağlı güçlerin bazı bölgelerde yeniden kontrol sağladığı aktarıldı.
TÜRKİYE’NİN BÖLGEDEKİ ROLÜNE DİKKAT ÇEKTİ
Çevik, bölgede artan gerilim karşısında Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki güvenlik iş birliğine de dikkat çekti. Analizde, üç ülkenin ortak savunma iş birliğini güçlendirmeye yönelik adımlar attığı, Türkiye’nin ayrıca Suudi Arabistan öncülüğündeki uluslararası deniz gücüne katılmayı kabul ettiği belirtildi. Söz konusu gücün Kızıldeniz, Babulmendeb Boğazı ve Aden Körfezi’nde ticari gemilerin güvenli seyrüseferini sağlamayı amaçladığı ifade edildi. Çevik, Türkiye ile İran arasındaki diplomatik diyaloğun da bölgesel gerilimin azaltılmasında önem taşıyabileceği görüşünü paylaştı.