Suriye'de Türkiye'nin artan etkisi ile İsrail'in güvenlik politikaları, bölgedeki dengeleri yeniden şekillendiriyor. Tel Aviv'in Ankara'nın hareket alanını daraltmaya yönelik adımları ise farklı sonuçlar doğurabilir. İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünün (INSS) 27 Ağustos 2026 tarihli raporu, bu stratejinin risklerine dikkat çekiyor. Peki, İsrail'in askerî baskısı Şam'ı Türkiye'ye daha fazla yakınlaştırabilir mi?
İSRAİL'İN GÜVENLİK POLİTİKASI SURİYE'Yİ NASIL ETKİLİYOR?
Esad yönetiminin sona ermesinin ardından Suriye, ordusunu ve güvenlik kurumlarını yeniden yapılandırmaya çalışıyor. İsrail ise sınır güvenliğini tehdit edebileceğini düşündüğü askerî gelişmeleri engellemeyi hedefliyor.
INSS araştırmacıları Carmit Valensi ve Amal Hayek'e göre Suriye ordusunun güçlenmesinin engellenmesi, Şam'ın Türkiye'den daha fazla askerî eğitim ve teknik destek istemesine yol açabilir. Böylece İsrail'in Türkiye'nin etkisini azaltmak için uyguladığı baskı, Ankara'nın bölgedeki rolünü güçlendirebilir. Ancak Şam yönetiminin kendi kararlarını alma ve dışa bağımlılığını sınırlama isteği de bu ilişkinin önemli bir parçası.
TÜRKİYE'NİN HANGİ FAALİYETLERİ İSRAİL İÇİN RİSK OLUŞTURUYOR?
INSS raporunda, Türkiye'nin Suriye'deki bütün faaliyetlerinin aynı güvenlik tehdidi olarak görülmemesi gerektiği savunuluyor. Araştırmacılar, Suriye ordusuna verilen eğitim ve teknik destek ile Türkiye'nin kendi askerî komuta altyapısını kurması arasında ayrım yapılmasını öneriyor.
Faaliyetlerin yürütüldüğü bölge de önem taşıyor. Rapora göre İsrail sınırına yakın güney Suriye'de kurulabilecek Türk askerî üsleri, kuzeydeki faaliyetlere göre daha ciddi güvenlik riskleri taşıyor. Doğu Akdeniz'deki Türk donanmasının coğrafi avantajlarına da dikkat çekiliyor. Ancak Suriye kıyılarındaki sınırlı bir Türk deniz varlığının tek başına bölgedeki askerî dengeyi köklü biçimde değiştirmeyeceği belirtiliyor.
TÜRKİYE İLE İSRAİL DOĞRUDAN KARŞI KARŞIYA GELEBİLİR Mİ?
Türkiye ile İsrail'in Suriye'deki askerî faaliyetleri, iki ülke arasında doğrudan çatışma ihtimalini de gündeme getiriyor. INSS araştırmacıları, askerî açıdan sınırlı öneme sahip hedeflere yönelik saldırıların diplomatik görüşmelerle desteklenmemesi durumunda gerilimin artabileceği uyarısında bulunuyor.
Tarafların aynı bölgelerde faaliyet göstermesi, yanlış değerlendirmeler nedeniyle istenmeyen bir çatışmaya yol açabilir. Bu nedenle raporda, iki ülke arasındaki iletişimin ve askerî koordinasyonun sürdürülmesi gerektiği vurgulanıyor.
İSRAİL'İN ASKERÎ ADIMLARI DİPLOMATİK BASKIYI ARTIRABİLİR
Raporda, İsrail'in Suriye'deki askerî varlığının uluslararası ilişkiler üzerindeki olası etkileri de değerlendiriliyor. Araştırmacılara göre İsrail'in Suriye'deki istikrarsızlıktan sorumlu tutulması, Golan Tepeleri konusunda uluslararası baskıyı artırabilir. Bu durumda İsrail'in 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'nda belirlenen hatlara dönmesi yönündeki talepler güçlenebilir.
ABD'nin İsrail'den tampon bölgeden çekilmesini istemesi ihtimali de raporda ele alınıyor. Böyle bir gelişme, Tel Aviv'in Şam ile yapabileceği görüşmelerde elindeki pazarlık imkânlarını azaltabilir. Bu değerlendirmeler, askerî alanda elde edilen sonuçların diplomatik açıdan her zaman avantaj sağlamayabileceğini gösteriyor.
SURİYE'DEKİ DENGELERİ NE BELİRLEYECEK?
INSS raporunda ortaya konulan riskler, Türkiye ile İsrail arasındaki rekabetin askerî güçle sınırlı olmadığını gösteriyor. Ankara'nın Suriye'deki konumu, Şam'ın güvenlik ihtiyaçları ve yeniden yapılanma süreciyle bağlantılı. İsrail ise sınırlarına yönelik olası tehditleri önlemeye çalışıyor.
Bu nedenle Suriye'deki dengelerin geleceğinin yalnızca askerî adımlara değil, Türkiye ile İsrail'in diplomatik ilişkileri nasıl yöneteceğine de bağlı olduğu değerlendiriliyor.