ABD'nin Irak'taki son askerî birliklerinin 30 Eylül’de ülkeden ayrılması, ülkenin yakın tarihindeki en çalkantılı dönemi yeniden gündeme taşıdı. Bağdat'ta çekilme kutlanırken gözler 20 Mart 2003'te başlayan işgale ve bu sürecin çok daha öncesine çevrildi.
Irak’ı savaşa götüren yol 2003’te başlamadı. Saddam Hüseyin yönetiminin Kuveyt’i işgali, Körfez Savaşı, yıllarca süren yaptırımlar, 11 Eylül saldırıları sonrası Washington’ın değişen güvenlik politikası ve kitle imha silahı iddiaları, 2003 işgaline uzanan sürecin temel başlıklarını oluşturdu.
KÖRFEZ SAVAŞI DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE YAŞANDI

Irak’ın 2 Ağustos 1990’da Kuveyt’i işgal etmesi, Saddam Hüseyin yönetimini uluslararası krizin merkezine taşıdı.

Irak’ın geri çekilmemesi üzerine ABD öncülüğündeki güçler 1991’de Çöl Fırtınası Harekâtı’nı başlattı.

Savaş, televizyon yayınlarının etkisiyle dünyanın anbean takip ettiği ilk büyük askerî çatışmalardan biri haline geldi. Bağdat’a yönelik bombardımanlar ve hava saldırıları ekranlardan izlenirken savaşın görüntüleri milyonlarca eve ulaştı.

O dönem Saddam yönetiminin askerî gücü de bölgede önemli bir psikolojik unsur olarak öne çıkıyordu. Irak ordusunun geniş personel kapasitesi ve Saddam’ın elindeki Scud füzeleri, özellikle bölge ülkelerinde ciddi endişe yaratıyordu.

Ancak koalisyon güçlerinin karşısında Irak birlikleri Kuveyt’ten geri çekilmek zorunda kaldı. Ardından Irak, yıllar süren ağır yaptırımlar ve uluslararası denetim sürecine girdi.
11 EYLÜL'DEN SONRA IRAK YENİDEN HEDEFTEYDİ
ABD ile Irak arasındaki gerilim Körfez Savaşı sonrasında da sona ermedi. Irak’ın nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlara sahip olup olmadığı yıllarca tartışıldı.
Asıl kırılma ise 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra yaşandı. George W. Bush yönetimi Irak dosyasını yeniden açtı ve Saddam yönetimini ABD açısından ciddi bir tehdit olarak göstermeye başladı.
Bush, Irak’ı İran ve Kuzey Kore ile birlikte “şer ekseni” içinde tanımladı. Washington’ın güvenlik politikasında Saddam yönetiminin devrilmesi giderek daha merkezi bir hedef haline geldi.SAVAŞIN EN BÜYÜK GEREKÇESİ KİTLE İMHA SİLAHLARIYDI
ABD yönetimi, Saddam Hüseyin’in Irak’ta kitle imha silahları sakladığını savunuyordu. BM denetçileri 2002’nin sonunda yeniden Irak’a girdi. Şubat 2003’e kadar nükleer silah programına ilişkin yeterli kanıt bulunamamasına rağmen dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, 5 Şubat 2003’te BM Güvenlik Konseyinde yaptığı sunumda Irak’ın bazı silah programlarını gizlediğini ileri sürdü.
Washington ayrıca Saddam yönetimi ile El Kaide arasında bağlantı olduğunu iddia etti. Savaşın ardından bu bağlantının doğrulanamadığı, Powell’ın sunumundaki bazı istihbarat bilgilerinin de tartışmalı olduğu ortaya çıktı.SADDAM’IN SAVAŞ UÇAKLARI ÇÖLE GÖMÜLMÜŞTÜ
İşgal ilerledikçe Irak ordusunun savaş öncesi aldığı sıra dışı tedbirlerden bazıları da ortaya çıktı. Koalisyon güçleri, Irak’a ait bazı savaş uçaklarını çölde kuma gömülü halde buldu. Uçakların kanatlarından ayrılarak tamamen kum altında saklandığı görüldü. Bulunan uçaklar arasında MiG-25’ler de vardı. Uçakların savaşta kullanılmak yerine neden çöle gömüldüğü uzun süre tartışıldı.
Kaynaklara göre bulunan iki MiG-25 daha sonra inceleme amacıyla ABD’ye götürüldü. Uçakların kum altında kalmalarına rağmen görece iyi durumda olduğu aktarıldı. Bu görüntüler, Saddam yönetiminin hava filosunun bir bölümünü koalisyon saldırılarından korumak için saklamaya çalıştığı yorumlarına yol açtı.TÜRKİYE'NİN KARARI ABD'NİN PLANINI DEĞİŞTİRDİ
ABD'nin Irak savaşındaki ilk planlarından biri ülkeye yalnızca güneyden değil, kuzeyden de girmekti. Bu kapsamda Türkiye topraklarının kullanılması planlandı. Ancak 1 Mart 2003'te TBMM'de yapılan oylamada tezkere kabul edilmedi. Böylece ABD'nin Türkiye üzerinden Irak'a büyük çaplı kara gücü sokma planı değişti.
Washington, kuzey cephesinde daha sınırlı hava indirme operasyonlarına yöneldi. İlk planlamalarda bölgeye 15 binden fazla piyadenin sevk edilmesi öngörülüyordu.20 MART SABAHI SAVAŞ BAŞLADI
17 Mart 2003’te George W. Bush, Saddam Hüseyin ve oğullarının Irak’ı terk etmesini istedi ve 48 saat süre verdi. Sürenin dolmasının ardından 20 Mart sabahı ABD öncülüğündeki koalisyon Irak’a saldırdı.
İlk saatlerde iletişim merkezleri ve askerî tesisler vuruldu. Bağdat yoğun bombardımana tutulurken kara birlikleri de Irak sınırını geçti. Um Kasr Limanı ve Nasıriye kısa sürede savaşın önemli cepheleri arasına girdi.
BAĞDAT ÜÇ HAFTA İÇİNDE DÜŞTÜ
Koalisyon güçlerinin ilerleyişi hızlı oldu. ABD birlikleri nisan ayının ilk günlerinde Bağdat’a ulaştı. 9 Nisan 2003’te başkent koalisyon güçlerinin kontrolüne geçti ve Saddam Hüseyin yönetimi fiilen sona erdi.
O günlerin en sembolik görüntülerinden biri Bağdat’taki Saddam Hüseyin heykelinin yıkılmasıydı. Kalabalığın arasında heykele balyozla vuran Iraklı Kadim Şerif Hasan el Jaburi de yıllar sonra yaptığı açıklamada bu eyleminden pişman olduğunu söyledi.
Jaburi, Saddam sonrası Irak’ın daha kötü bir hale geldiğini savunarak, imkanının olması halinde heykeli yeniden dikmek isteyeceğini ifade etti. Bu sözler, Saddam rejiminin devrilmesinin ardından Irak’ta oluşan siyasi ve güvenlik tablosuna ilişkin tartışmaların sembollerinden biri haline geldi.
SADDAM AYLARCA SAKLANDI

Bağdat’ın düşmesinin ardından Saddam Hüseyin ortadan kayboldu. Oğulları Uday ve Kusay aynı yıl öldürüldü. ABD güçleri ise Saddam’ın doğum yeri Tikrit ve çevresinde aramalarını yoğunlaştırdı.
Zaman zaman yayımlanan ses kayıtları, Saddam’ın hayatta olduğu ve direnişi yönlendirmeye çalıştığı iddialarını güçlendiriyordu. 13 Aralık 2003’te Saddam Hüseyin yakalandı. Yakalama operasyonunda görev yapan ABD’li asker Kevin Holland, yaklaşık 20 yıl sonra operasyonun ayrıntılarını anlattı. Holland’ın anlatımına göre gelen bir ihbarın ardından ekip bölgeye gitti ve Saddam saklandığı yerden çıkarıldı.“BAŞKAN BUSH’UN SELAMI VAR”
Holland, Saddam’ın yakalandığı sırada üzerinde silah bulunabileceği ihtimaline karşı hızla kontrol altına alındığını anlattı. ABD’li askerin aktarımına göre Saddam’a yakalandıktan sonra, “Başkan Bush selamlarını iletiyor.” denildi.
Saddam’ın İngilizce olarak müzakereye açık olduğunu söylediği, askerlerin ise buna “Artık çok geç.” yanıtını verdiği belirtildi. Holland ayrıca Saddam’ın günlerce aynı dar alanda yaşamadığını, bölgede kendisini koruyan iki kişinin bulunduğunu söyledi.
Yakalanma görüntüleri kısa sürede dünya kamuoyuna yayıldı ve Saddam’ın aylar süren kaçışı sona erdi.
YARGILAMA SÜRECİ DE TARTIŞMALARIN ODAĞINDA KALDI
Saddam Hüseyin’in yakalanmasının ardından başlayan yargılama süreci de yıllarca tartışıldı. Dava sürecini inceleyen bazı ABD’li hukukçular, Irak yönetiminin mahkeme üzerindeki etkisine ilişkin iddiaları gündeme taşıdı. Bu iddialar arasında bazı yargıçların hükümet baskısıyla görevden ayrıldığı ve dava heyetinde değişiklikler yapıldığı da yer aldı.
Özellikle idam kararından önce mahkeme heyetindeki değişiklikler, Saddam’ın yargılanmasının bağımsızlığına ilişkin eleştirilerin ana başlıklarından biri oldu. Dava sonunda Saddam Hüseyin ölüm cezasına çarptırıldı ve idam edildi.BAĞDAT’IN DÜŞMESİ SAVAŞI BİTİRMEDİ
Saddam yönetiminin devrilmesi, Irak’taki çatışmaları sona erdirmedi. Silahlı direniş giderek büyüdü. Mezhepsel çatışmalar ülkenin birçok noktasına yayıldı. El Kaide bağlantılı yapılanmalar da Irak’ta etkinlik kazandı.
Devlet kurumlarının dağılması, güvenlik boşluğu ve siyasi istikrarsızlık ülkeyi yıllarca sürecek yeni bir şiddet dönemine taşıdı. Saddam yönetiminin devrilmesini destekleyen bazı Iraklıların ilerleyen yıllarda ortaya koyduğu pişmanlık açıklamaları da bu dönemde sık sık gündeme geldi.
Saddam döneminde destekçilerinin kullandığı en bilinen sloganlardan biri de “Bi'r-ruh, bi'd-dem nefdik ya Saddam” ifadesiydi. Türkçeye kabaca “Canımızla, kanımızla sana feda oluruz Saddam” şeklinde çevrilen sloganın, Saddam lehine düzenlenen gösterilerde kullanıldığı dönemin basınına yansıdı.SARAYLARDAN MİLYONLARCA DOLAR ÇIKTI
Saddam Hüseyin yönetiminin devrilmesinin ardından koalisyon güçleri, eski rejime ait saraylar, konukevleri ve farklı noktalarda büyük miktarda nakit para, altın ve değerli eşya buldu. ABD kaynaklarına göre Irak içinde ele geçirilen eski rejim varlıklarının toplamı 900 milyon doların üzerine çıktı.
Bağdat çevresindeki aramalarda kutular içinde yaklaşık 950 milyon dolar bulundu. Paranın, savaş öncesinde Saddam Hüseyin’in ailesi tarafından Irak Merkez Bankasından çıkarıldığı değerlendirildi. 2003 Nisan’ında altı ABD askerinin bu paradan 12,3 milyon doları almaya çalıştığı, paranın büyük bölümünün geri alındığı ve askerler hakkında soruşturma başlatıldığı bildirildi.ABD ÇEKİLDİ, SONRA YENİDEN DÖNDÜ
ABD askerlerinin büyük bölümü 2011 sonunda Irak’tan ayrıldı. Ancak bu çekilme kalıcı olmadı.

IŞİD’in Irak’ta geniş alanları ele geçirmesinin ardından ABD güçleri 2014’te uluslararası koalisyon kapsamında yeniden ülkeye döndü. Bu kez ana hedef Saddam yönetimi değil, IŞİD’le mücadeleydi. Irak güvenlik güçlerine eğitim, danışmanlık ve operasyonel destek sağlandı.
23 YIL SONRA YENİ BİR SAYFA AÇILDI
Çekilmenin ardından Bağdat’ta Irak güvenlik güçleri konvoylarla kutlama yaptı. 
ABD askerlerinin ayrılması, Irak Savaşı’nın geride bıraktığı siyasi ve güvenlik tartışmalarını ise sona erdirmedi. Körfez Savaşı’ndan Saddam’ın yakalanmasına, yargılama sürecinden IŞİD’in yükselişine kadar uzanan yaklaşık 35 yıllık dönem, Irak’ın yakın tarihindeki en belirleyici süreçlerden biri olarak kaldı.