Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) ekim ayı faiz kararı, bu hafta ekonomi gündeminin merkezinde yer alıyor. Para Politikası Kurulu (PPK), 22 Ekim Perşembe günü saat 14.00’te açıklayacağı kararla politika faizinin yeni seviyesini belirleyecek.
Dokuz aydır yüzde 37 düzeyinde bulunan politika faizinin yüzde 36’ya indirilmesi, toplantı öncesinde öne çıkan beklenti. Ancak üretimdeki yavaşlama, enflasyonun seyri, rezerv hareketleri ve küresel finansal koşullar, kararın birbirinden farklı riskler gözetilerek alınmasını gerektiriyor.
Toplantının ardından yayımlanacak metin de faiz oranı kadar önem taşıyacak. Bankanın ekonomik yavaşlamaya mı yoksa enflasyondaki risklere mi daha fazla vurgu yapacağı, sonraki adımlara ilişkin beklentileri şekillendirecek.
FAİZDE YÜZDE 36 BEKLENTİSİ ÖNE ÇIKIYOR
Piyasa Katılımcıları Anketi’nde ilk PPK toplantısı için politika faizi beklentisi yüzde 36 seviyesinde bulunuyor. Bu oran, mevcut düzeye göre 100 baz puanlık indirime karşılık geliyor. Ankette yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29,63 olarak ölçülürken, yıl sonu dolar kuru tahmini 51,55 TL, 12 ay sonrası kur beklentisi ise 59,26 TL düzeyinde yer alıyor.
Faiz indirimi beklentisi ağırlık kazansa da kurumların değerlendirmeleri aynı yönde değil. Rezervlerdeki gerileme ve finansal piyasalardaki hareketliliğe dikkat çeken bazı kuruluşlar, politika faizinin sabit tutulmasını bekliyor. Ekonomik aktivitedeki zayıflamayı daha belirleyici gören değerlendirmelerde ise daha yüksek oranlı indirim ihtimali gündeme geliyor.
ÜRETİMDEKİ YAVAŞLAMA İNDİRİM BEKLENTİSİNİ DESTEKLİYOR
Sanayi üretimi ve imalat sektöründeki zayıf görünüm, faiz kararı öncesinde izlenen başlıca göstergeler arasında bulunuyor. Sıkı finansal koşulların iç talep ve üretim üzerindeki etkileri, para politikasında sınırlı bir gevşeme beklentisini güçlendiriyor.
Yıllık enflasyonun yüzde 30’un altına gerilemesi de bu beklentiyi destekleyen unsurlardan biri. Bununla birlikte, manşet enflasyondaki düşüş tek başına fiyat baskılarının kalıcı biçimde ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Hizmet fiyatlarındaki katılık ve yüksek enerji maliyetleri, dezenflasyon sürecini zorlaştırabilecek başlıklar olarak önemini koruyor. Kurulun, ekonomik faaliyetteki yavaşlama ile enflasyondaki düşüşün sürekliliğini birlikte değerlendirmesi bekleniyor.
REZERVLERDEKİ HAREKETLİLİK TEMKİNLİ DURUŞU DESTEKLİYOR
Faiz kararında takip edilen bir diğer başlık, Merkez Bankası rezervlerinin seyri olacak. Son dönemde rezervlerde yaşanan azalış, para politikasında atılacak adımların döviz talebi ve Türk lirasına yönelik tercihler üzerindeki etkisini öne çıkarıyor.
Goldman Sachs gibi bazı kurumların faizin sabit tutulması yönündeki beklentilerinde de rezervlere ilişkin riskler etkili oluyor. Bu çerçevede olası bir indirimin büyüklüğü kadar, Merkez Bankası’nın likidite koşulları ve finansal istikrara ilişkin değerlendirmeleri de yakından izlenecek.
KARAR METNİ SONRAKİ ADIMLAR İÇİN YOL GÖSTERECEK
Piyasalar, faiz kararının ardından açıklanacak metinde indirimlerin devamına ilişkin işaret arayacak. İç talepteki yavaşlamanın ve enflasyondaki iyileşmenin öne çıkarılması, yeni indirimlere alan açıldığı şeklinde yorumlanabilir. Buna karşılık, fiyatlama davranışlarındaki bozulma riskine ve sıkı para politikasının korunmasına yapılacak vurgu, daha temkinli bir yaklaşımın sürdüğü mesajını verebilir.
Dolayısıyla 100 baz puanlık bir indirim kararı alınsa bile bunun düzenli bir indirim sürecinin başlangıcı olup olmadığı, karar metninin bütününe bağlı olarak değerlendirilecek.
BORSA, DÖVİZ VE MEVDUATTA BEKLENTİLER ŞEKİLLENECEK
Faiz kararının mevduat getirileri, şirketlerin finansman maliyetleri ve yatırımcıların varlık tercihleri üzerinde etkili olması bekleniyor. Bununla birlikte, fiyatlamaların yönünü yalnızca kararın kendisi değil, beklentilerden ne ölçüde ayrıştığı da belirleyecek.
Beklentilere paralel bir indirim, piyasada önceden fiyatlanmış olabileceği için sınırlı tepki yaratabilir. Daha düşük faizler, finansmana duyarlı sektörlere yönelik ilgiyi destekleyebilirken, kur ve altın tarafında küresel gelişmeler de belirleyici olmaya devam edecek. Faizin sabit tutulması ise sıkı duruşun korunması yönünde bir mesaj olarak değerlendirilebilir. Beklentilerin üzerinde bir indirimde de ilk piyasa tepkisinin ardından enflasyon görünümü ve Türk lirası varlıklara yönelik güven öne çıkacak.
IMF TAHMİNLERİ BÜYÜME VE ENFLASYON DENGESİNE İŞARET EDİYOR
IMF’nin ekim ayı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye tahminleri de toplantı öncesindeki tartışmalarda yer tutuyor. Fonun 2026 büyüme beklentisini yüzde 2,9’dan yüzde 2,7’ye indirmesi, ekonomik faaliyetteki yavaşlamaya dikkat çekiyor.
Buna karşılık, yıl sonu enflasyon tahmininin yüzde 31,2 seviyesinde bulunması, fiyat artışlarına ilişkin risklerin sürdüğünü gösteriyor. Büyüme ve enflasyon tahminlerinin çizdiği bu görünüm, para politikasında gevşemenin zamanlamasını daha önemli hâle getiriyor.
IMF’nin küresel değerlendirmelerinde vurguladığı erken gevşeme riskleri de bu çerçevede izleniyor. Ancak bu değerlendirmeler, TCMB’nin belirli bir toplantıda hangi kararı alması gerektiğine ilişkin doğrudan bir talimat veya kesin öngörü niteliği taşımıyor.
KÜRESEL FAİZ GÖRÜNÜMÜ DE TAKİP EDİLİYOR
Yurt içindeki göstergelere ek olarak ABD’deki enflasyon gelişmeleri ve Fed’in faiz adımlarına ilişkin beklentiler de TCMB’nin karar ortamını etkiliyor. Küresel finansal koşulların sıkı kalması, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye hareketleri ve döviz piyasaları açısından önem taşıyor. Perşembe günü açıklanacak karar, Türkiye’de para politikasının yılın kalan bölümündeki seyrine ilişkin önemli bir işaret verecek. Piyasaların odağında, faiz seviyesinin yanında enflasyonla mücadeledeki kararlılığın ve olası yeni adımların hangi koşullara bağlanacağının açıklanması olacak.