Türkiye ile Almanya, yeşil hidrojen üretimi ve ticaretinde işbirliğini büyütecek yeni bir adım attı. Yeşil Hidrojen Üreticileri Derneği (H2DER) ile Alman H2Global Vakfı arasında imzalanan mutabakatla Türkiye’de üretilecek yeşil hidrojenin geliştirilmesi, yatırımların desteklenmesi ve Avrupa pazarına erişimin güçlendirilmesi hedefleniyor.
Mutabakat, Almanya’nın İstanbul Başkonsolosluğunda düzenlenen “Türkiye’de Hidrojen Ekonomisi: Temeller, Fırsatlar ve Zorluklar” etkinliğinde H2DER Başkanı Yusuf Günay ile H2Global Vakfı İcra Direktörü Markus Exenberger tarafından imzalandı.
TÜRKİYE YEŞİL HİDROJENDE NEDEN ÖNE ÇIKIYOR?
Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynakları, sanayi altyapısı ve Avrupa pazarına yakınlığı, yeşil hidrojen üretimi açısından öne çıkan avantajlar arasında gösteriliyor.
H2Global Vakfı İcra Direktörü Markus Exenberger, Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Afrika’ya yakın konumunun yeni hidrojen ticaret yolları açısından önemli olduğuna dikkat çekti.
Exenberger, “Türkiye’nin sahip olduğu kaynakların, altyapısının ve insan sermayesinin muazzam olduğuna ve bunun gerçek bir avantaj olduğuna inanıyorum.” dedi.
Türkiye’nin temiz hidrojenin yeni bir emtia olarak geliştirilmesi açısından uygun bir noktada bulunduğunu belirten Exenberger, küresel rekabetin de hızla arttığını vurguladı.
HEDEF TÜRKİYE’DE ÜRETİP AVRUPA’YA SATMAK
Mutabakatın temel hedeflerinden biri, Türkiye’de geliştirilecek yeşil hidrojen projelerinin Avrupa’daki talep noktalarıyla buluşturulması.
H2DER Başkanı Yusuf Günay, Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesi, sanayi altyapısı ve Avrupa’ya yakınlığının ticari ölçekli üretim için avantaj sağladığını söyledi.
Günay, “Temel görevimiz, bu stratejik hedefleri istikrarlı ve sürdürülebilir taleple desteklenen ticari ölçekli üretime dönüştürmek.” ifadelerini kullandı. İşbirliği kapsamında yatırım, teknoloji, pazar talebi ve uluslararası ticaret başlıklarının birlikte ele alınması planlanıyor.
H2GLOBAL MODELİ NASIL ÇALIŞIYOR?
H2Global, temiz hidrojen pazarının önündeki en büyük sorunlardan biri olan üretici ile alıcı arasındaki fiyat farkını azaltmaya yönelik bir model kullanıyor.
Modelde bir aracı kuruluş, üreticilerden temiz hidrojen veya hidrojen türevlerini uzun vadeli sözleşmelerle satın alıyor. Daha sonra bu ürünler alıcılara daha kısa vadeli sözleşmelerle satılıyor. Üretici ile alıcının kabul ettiği fiyat arasındaki fark ise kamu kaynakları veya benzeri destek mekanizmalarıyla karşılanıyor.
Bu yapı, üreticiye uzun vadeli gelir güvencesi sağlayarak yatırım kararlarının alınmasını kolaylaştırmayı, alıcı tarafında ise yüksek başlangıç maliyetlerinin etkisini azaltmayı amaçlıyor.
H2Global’ın yayımladığı bilgilere göre farklı hükümetler tarafından bu mekanizmaya yönelik yaklaşık 9 milyar dolarlık kamu kaynağı taahhüt edilmiş, ayrılmış veya değerlendirmeye alınmış durumda.
YEŞİL HİDROJENDE EN BÜYÜK SORUN TALEP VE FİNANSMAN
Yeşil hidrojen sektöründe teknoloji kadar ekonomik ölçek ve düzenli talep de belirleyici oluyor. H2Global’ın çalışmalarına göre üretim maliyetlerinin geleneksel enerji kaynaklarının üzerinde kalması, alıcıların uzun vadeli taahhüt vermesini zorlaştırıyor. Üreticiler ise yeterli talep garantisi bulunmadığında büyük ölçekli yatırım kararlarını erteleyebiliyor.
Bu nedenle Türkiye-Almanya işbirliğinin yalnızca üretim kapasitesini artırmaya değil, Türkiye’deki projeler için Avrupa’da sürekli alıcı oluşturulmasına da odaklanması bekleniyor.
ALMANYA TÜRKİYE’Yİ TEDARİK NOKTASI OLARAK GÖRÜYOR
Almanya’nın İstanbul Başkonsolosu Regine Grienberger, Türkiye ile Almanya’nın enerji sistemlerinin modernizasyonu ve enerji verimliliği alanında uzun süredir birlikte çalıştığını söyledi.
Bu ortaklığın artık yeşil hidrojen alanına taşındığını belirten Grienberger, “Türkiye, yeşil hidrojen üretimi ve taşınmasında bir güç merkezi haline gelebilir. Almanya için bu hayati önem taşıyor.” dedi.
Alman sanayisinin iklim nötrlüğü hedeflerine ilerlediğini kaydeden Grienberger, güvenilir tedarik kaynakları ile sürdürülebilir ürünlere ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
AĞIR SANAYİ İÇİN ÖNEMLİ BİR ENERJİ KAYNAĞI
Yeşil hidrojen özellikle doğrudan elektrikle karbonsuzlaştırılması zor olan sektörlerde alternatif enerji kaynaklarından biri olarak öne çıkıyor. H2Global da çelik, kimya, denizcilik ve havacılık gibi sektörlerde temiz hidrojen ve hidrojen türevlerini karbonsuzlaşmanın önemli araçlarından biri olarak değerlendiriyor.
Bu nedenle Türkiye’nin ilerleyen dönemde yalnızca hidrojen üreticisi değil, hidrojen kullanarak düşük karbonlu sanayi ürünleri geliştiren bir üretim merkezi haline gelmesi de işbirliğinin ekonomik boyutunu güçlendirebilir.
HİDROJEN ALTYAPISI İÇİN BÜYÜK YATIRIM GEREKİYOR
Grienberger, hidrojen ekonomisinin gelişmesi için yalnızca üretim tesislerinin yeterli olmayacağını, taşıma ve depolama altyapısının da kurulması gerektiğini vurguladı.
“Hidrojen altyapısı büyük ölçekli yatırımlar gerektiriyor. Bu, enerji için yeni bir otoyol inşa etmeye benziyor.” diyen Grienberger, finansmanın sektörün temel başlıklarından biri olduğuna dikkat çekti.
H2Global’ın çalışmalarında da hidrojen boru hatları, ithalat terminalleri, depolama tesisleri ve dönüşüm altyapısı gelecekteki hidrojen ticaretinin temel unsurları arasında gösteriliyor.
MUTABAKAT HANGİ ALANLARI KAPSIYOR?
H2DER ile H2Global arasında imzalanan mutabakat yalnızca üretim ve satışla sınırlı değil.
İşbirliği kapsamında bilgi ve uzmanlık paylaşımı, politika ve mevzuat diyaloğu, bilimsel araştırmalar, ortak etkinlikler ve yeni proje fırsatlarının geliştirilmesi planlanıyor.
Günay, bu çalışmaların ilerleyen dönemde ayrı ticari anlaşmalara dönüşebilecek projelerin hazırlanmasına zemin oluşturabileceğini söyledi.
TÜRKİYE İÇİN EN ÖNEMLİ BAŞLIK TİCARİ ÖLÇEK
Türkiye açısından bundan sonraki temel mesele, yeşil hidrojen projelerinin pilot uygulama seviyesinden çıkarılarak ticari ölçekte üretime taşınması olacak.
Mutabakatın somut projelere dönüşmesi halinde Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak üreteceği yeşil hidrojenin Avrupa’daki sanayi talebiyle buluşturulması mümkün olabilecek.
Böylece anlaşma, Türkiye-Almanya enerji ortaklığında yalnızca yeni bir işbirliği başlığı değil, Türkiye’nin gelecekteki hidrojen ihracatı açısından da yeni bir pazar bağlantısı oluşturma potansiyeli taşıyor.