SON GELİŞMELER
Bize Ulaşın

Dil Seçimi

Gazze’de savaşın tanık sesleri susturuldu: 6 gazeteci öldürüldü!

Haber görseli

İsrail ordusunun Gazze kentinde, Şifa Hastanesi yakınındaki basın çadırına düzenlediği hava saldırısında altı gazeteci yaşamını yitirdi. Aralarında Katar merkezli Al Jazeera televizyonunun deneyimli muhabirleri Enes eş-Şerif ve Muhammed Kurayka’nın da bulunduğu kurbanlar, bölgede yaşanan yıkımı dünyaya aktarmak için çalışıyordu.

BASIN ÇADIRI HEDEF ALINDI

Yerel kaynaklar, saldırının, gazetecilerin geçici olarak konakladığı ve haberlerini iletmek için kullandıkları basın çadırına yönelik olduğunu doğruladı. Saldırıda ayrıca gazeteci Muhammed el-Halidi ve üç kameramanın da hayatını kaybettiği bildirildi. İsrail ordusu, operasyonun “Hamas ile bağlantılı” olduğunu iddia ettiği Enes eş-Şerif’i hedef aldığını açıkladı. Ancak bu açıklama, uluslararası basın kuruluşları ve insan hakları örgütlerince “kanıt sunulmadan yapılan ve saldırıyı meşrulaştırma amacı taşıyan” bir savunma olarak değerlendirildi.

SAVAŞTA BASININ AĞIR KAYBI: SAYI 237'YE YÜKSELDİ!

Ekim 2023’te başlayan İsrail-Gazze çatışmalarından bu yana öldürülen gazeteci sayısı 237’ye ulaştı. Basın örgütleri, bu rakamın modern savaş tarihindeki en yüksek kayıplardan biri olduğunu belirtiyor. Saldırılar, yalnızca Gazze’deki sahada çalışan yerel gazetecileri değil, yabancı basın mensuplarını da kapsıyor. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), İsrail’in basın mensuplarına yönelik “sistematik baskı ve susturma politikası” yürüttüğünü vurgulayan açıklamalar yaptı.

ENES EŞ-ŞERİF’İN HAYAT HİKAYESİ

1996’da Cibaliye Mülteci Kampı’nda dünyaya gelen Enes eş-Şerif, genç yaşta iletişim alanında eğitim almak üzere El-Aksa Üniversitesi Radyo-Televizyon Bölümü’ne girdi. Gazeteciliğe North Media Network’te gönüllü olarak başladı ve sahada gösterdiği cesaretle kısa sürede tanındı. Şerif, özellikle Gazze’deki insani kriz, abluka ve savaşın yıkıcı etkilerini aktaran haberleriyle biliniyordu. İletişim altyapısının çöktüğü anlarda bile internet sinyali bulmak için binaların ve hastanelerin çatılarına çıkmasıyla tanınıyordu.

GAZZE’NİN TANIK SESİ

Şerif’in çektiği görüntüler, sivillerin maruz kaldığı açlık, hastalık ve yıkımı tüm dünyaya taşıdı.
En çok hatırlanan sözlerinden biri şuydu:

“En acı verici olan yalnızca bombalar değil, bir çocuğun gün boyunca tek öğün dahi yemeden ağlaması.”

Birleşmiş Milletler Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Raportörü İrene Khan, Şerif’e yönelik tehditleri daha önce “asılsız ve kabul edilemez” olarak nitelendirmişti.

ULUSLARARASI TEPKİLER VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ENDİŞESİ

Saldırı, uluslararası medyada geniş yankı buldu. Al Jazeera yönetimi, çalışanlarının kasıtlı olarak hedef alındığını belirterek, uluslararası ceza mahkemelerine başvuracaklarını açıkladı. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Genel Sekreteri Christophe Deloire, “Gazetecilerin öldürülmesi, savaş suçudur” ifadelerini kullandı. Uluslararası Af Örgütü de saldırının bağımsız bir soruşturmayla ele alınması gerektiğini vurguladı.

BASININ HEDEF ALINMASI: SAVAŞ SUÇU MU?

Birçok hukuk uzmanı, savaş bölgelerinde görev yapan gazetecilerin hedef alınmasının Cenevre Sözleşmeleri kapsamında savaş suçu teşkil edebileceğini hatırlatıyor. Bu nedenle, İsrail’in Gazze’deki basın çadırına düzenlediği saldırı, uluslararası hukuk açısından ciddi bir soruşturma konusu haline geldi. Uluslararası hukuk uzmanları, savaş bölgelerinde görev yapan gazetecilerin kasıtlı olarak hedef alınmasının Cenevre Sözleşmeleri ve ek protokoller kapsamında açıkça yasaklandığını ve bu tür eylemlerin savaş suçu niteliği taşıyabileceğini vurguluyor. Sözleşmelere göre, gazeteciler savaş muhabiri veya sivil statüsünde kabul ediliyor ve çatışma koşullarında korunmaları gerekiyor. Bu nedenle, İsrail’in Gazze’deki Şifa Hastanesi yakınında bulunan basın çadırına yönelik gerçekleştirdiği saldırı, yalnızca insani boyutuyla değil, aynı zamanda hukuki açıdan da uluslararası soruşturma gerektiren ciddi bir olay olarak değerlendiriliyor. Hukukçular, saldırının hedef gözeterek yapılmış olabileceğine dair iddiaların, bağımsız ve tarafsız bir inceleme ile ele alınması gerektiğini belirtiyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) yetki alanına girebilecek bu tür vakalar, geçmişte de benzer davalarda “savaş suçu” kapsamında yargılama konusu olmuştu. Dolayısıyla, bu olayın yalnızca bölgesel bir çatışma bağlamında değil, küresel ölçekte basın özgürlüğü, insan hakları ve savaş hukuku açısından kritik bir emsal teşkil etme ihtimali bulunuyor.

Haber Merkezi: Melisa Altuntaş