Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Emin Şirin’den Manşet TV’de çarpıcı sözler: “Bu kriz iktidarın krizi”

22. Dönem AK Parti Milletvekili Emin Şirin, Manşet TV’de Ezgi Şentepe’nin konuğu oldu. Türkiye siyasetindeki gelişmeleri, çözüm sürecini, erken seçim tartışmalarını, muhalefetin durumunu ve ekonomi yönetimini değerlendiren Şirin, iktidarın içindeki krize de dikkat çekti.

GÜNDEM 14.10.2026 20:01 Meryem Velieceoğlu Okuma Süresi: 10 dk
Emin Şirin’den Manşet TV’de çarpıcı sözler: “Bu kriz iktidarın krizi”
Paylaş:
N

22. Dönem AK Parti Milletvekili Emin Şirin, Manşet TV’de Ezgi Şentepe’nin sunduğu programda Türkiye’nin siyasi gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ekonomik sıkışma, yargı süreçleri, çözüm süreci, muhalefetin siyasi stratejisi ve erken seçim tartışmalarını ele alan Şirin, birbirinden bağımsız gibi görünen gelişmelerin aynı siyasi tablonun parçaları olduğunu savundu.

Türkiye’deki gelişmelerin yalnızca iç siyasetten ibaret olmadığını belirten Şirin, bölgesel ve uluslararası konjonktürün de süreci etkilediğini ifade etti. Mevcut tabloya bakıldığında iktidarın devamını sağlamaya yönelik bir siyasi denge kurulmaya çalışıldığını düşündüğünü belirten Şirin, bu değerlendirmesinden memnun olmadığını da dile getirdi.

“İKTİDAR SEÇİM İSTEMEZ”

Erken seçim tartışmalarını değerlendiren Emin Şirin, iktidarın mevcut Meclis aritmetiğini dikkate alarak anayasa, seçim kanunu ve çözüm süreciyle bağlantılı yasal düzenlemeleri mevcut Meclis’ten geçirmek istediğini söyledi. Şirin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarının da bu yönde bir tablo ortaya koyduğunu savundu.

İktidarın gündeme getirebileceği seçim tarihinin gerçek anlamda erken seçim olmayabileceğini belirten Şirin, Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesine imkân sağlayacak şekilde seçim tarihinin normal süresinden kısa bir süre öne çekilmesi ihtimaline dikkat çekti.

Muhalefetin erken seçim talebini yeterince güçlü bir stratejiye dönüştüremediğini söyleyen Şirin, başta CHP, İYİ Parti ve Yeni Parti olmak üzere muhalefet partilerinin erken genel seçimi ortak bir hedef hâline getirmesi gerektiğini ifade etti. Şirin, belediye seçimlerinin de yenilenmesinin gündeme getirilebileceğini belirterek mevcut belediye yönetimlerine yönelik uygulamaların halk iradesi tartışmasını beraberinde getirdiğini söyledi.

Muhalefetin farklı nedenlerle etkisiz kaldığını savunan Şirin, yeni partilerin henüz örgütlenme aşamasında olmasını, CHP’deki siyasi yaklaşımı ve diğer partilerin çalışmalarını eleştirdi. Şirin, mevcut koşullarda 2028’den önce bir seçim beklemediğini dile getirdi.

KILIÇDAROĞLU’NA ELEŞTİRİ: “HALKIN NE DÜŞÜNDÜĞÜ ÖNEMLİ”

Programda CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları ve Halk TV’ye kayyum atanması iddiası etrafında gelişen tartışmalar da gündeme geldi. Şirin, Kılıçdaroğlu’nun son dönemdeki tutumunun siyasi geleceği açısından belirleyici olabileceğini söyledi.

Yargı süreçlerinin adil olduğu yönündeki değerlendirmeleri eleştiren Şirin, dosyalarda gerçek suçlamalar bulunabileceğini ancak mevcut yargılamaların önemli bir bölümünün siyasi saiklerle yürütüldüğüne ilişkin değerlendirmelerin göz ardı edilmemesi gerektiğini savundu. Kılıçdaroğlu’nun yargılamaları adil kabul eden yaklaşımını yanlış bulduğunu belirten Şirin, CHP’nin kurultay ve kadrolaşma konusunda da daha güçlü bir hazırlık yürütmesi gerektiğini ifade etti.

Kılıçdaroğlu’nun geçmişteki siyasi mücadelesine rağmen bugün kamuoyundaki algıyı yeterince değerlendiremediğini ileri süren Şirin, “Saray aparatı” gibi nitelemelerin halkta nasıl karşılık bulduğunun önemli olduğunu söyledi. Şirin, Kılıçdaroğlu’nun kendisine yöneltilen eleştirilere karşı kendi mücadelesini hatırlatmasının tek başına yeterli olmayacağını belirterek, “Mesele onun ne konuştuğundan ziyade halkın ne düşündüğü” değerlendirmesinde bulundu.

Şirin, Kılıçdaroğlu’nu 2002 yılında birlikte milletvekilliği yaptıkları dönemden tanıdığını, o dönemde çalışkanlığı konusunda herhangi bir tereddüdü olmadığını söyledi. Buna karşın CHP’nin bugünkü durumunu ciddi bir sorun olarak değerlendirdi.

AREA tarafından yapılan bir ankete ilişkin değerlendirmelerini de paylaşan Şirin, kararsızlar dağıtılmadan CHP’nin oy oranının yüzde 5,4-5,5 düzeyinde olduğunu ileri sürdü. Ankette kararsızların ve oy vermeyeceğini söyleyenlerin oranının yüzde 25 civarında olduğunu belirten Şirin, bu oranın yüksekliğine dikkat çekti. Şirin, geçmiş seçimlerde elde edilen oy oranlarının bugünkü siyasi tabloyu açıklamak için yeterli olmadığını savundu.

“ERDOĞAN SONRASINA HAZIRLANANLAR VAR”

AK Parti içerisinde Erdoğan sonrasına yönelik hazırlıklar olup olmadığı sorusunu yanıtlayan Şirin, parti içinde bu yönde niyet taşıyan isimlerin bulunduğunu ancak ciddi ve kurumsal bir hazırlıktan söz edemeyeceğini söyledi.

Erdoğan ve Bahçeli’nin mevcut açıklamalarının bir dönem daha Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması yönünde olduğunu hatırlatan Şirin, buna rağmen parti içerisinde ve Erdoğan sonrasındaki siyasi düzen üzerine hazırlık yapanların bulunduğunu ifade etti.

Şirin, Erdoğan’ın Türkiye’de devlet gücünün son derece yoğunlaştığı bir siyasi yapı oluşturduğunu belirterek, 1930’lu yıllardaki tek parti döneminden bu yana devlet kudretinin bu ölçüde toplandığı başka bir dönem görmediğini savundu. Bu gücün büyük ölçüde Erdoğan ve Bahçeli tarafından kontrol edildiğini söyleyen Şirin, Erdoğan sonrasına yönelik hazırlık yapanların aceleci davranıyor olabileceğini dile getirdi.

Erdoğan’dan sonra cumhurbaşkanının değişmesiyle mevcut yönetim sisteminin aynen devam edip etmeyeceği sorusuna da yanıt veren Şirin, asıl meselenin yeni bir liderin bu yetkileri kullanmasından önce Erdoğan’ın kendisinden sonra aynı yetkilerin kullanılmasını isteyip istemeyeceği olduğunu söyledi.

Mevcut yetkilerin, farklı bir siyasi anlayıştan gelecek cumhurbaşkanının elinde çok ağır sonuçlar doğurabileceğini belirten Şirin, Erdoğan’ın görev süresinin sonuna doğru veya yeni bir seçim kazanması durumunda anayasa değişikliğine giderek bazı yetkileri Meclis’e devretme ihtimalini bulunduğunu düşündüğünü ifade etti. Şirin, mevcut sistemin zaman içinde zayıflayarak yarı başkanlık ya da parlamenter sisteme dönüşebileceği öngörüsünü paylaştı.

“MUHALEFET SINIFTA KALMIŞ VAZİYETTE”

Ekonomik sorunların neden siyasi bir meşruiyet krizine dönüşmediğini değerlendiren Şirin, iktidarın ekonomik performansının zayıflamasına rağmen muhalefetin seçmene yeterli bir alternatif sunamadığını söyledi.

İYİ Parti ve Yeni Parti başta olmak üzere muhalefetin ekonomik sorunlar karşısında daha güçlü bir politika ortaya koyması gerektiğini belirten Şirin, ekonomiyi anlatabilecek isimlerin kamuoyunda yeterince görünür olmadığını savundu. Şirin, İYİ Parti’den Erhan Bey’i, Yeni Parti’den Kerim Rota ve Gülgen Hanım’ı örnek göstererek muhalefetin elinde değerlendirebileceği isimler bulunmasına rağmen bunların seçmende güven oluşturacak biçimde öne çıkmadığını ifade etti.

Muhalefetin Meclis’teki bazı eylemlerini de eleştiren Şirin, ekonomik sorunların çözümüne ilişkin somut öneriler sunmak yerine dikkat çekmeye yönelik hareketlerin siyasi güven sağlamayacağını savundu. Şirin, muhalefetin yalnızca iktidarın yanlışlarını anlatmasının yeterli olmadığını, iktidara gelmesi hâlinde vatandaşın yaşam koşullarını nasıl düzelteceğini de ortaya koyması gerektiğini söyledi.

Şirin, “Ben bugünkü iktidarın ekonomi politikasını beğenmiyorum. Zengini zengin etmiş, yandaşlarını zengin etmiş, beni de fakir etmiş” sözleriyle ekonomik politikalara yönelik eleştirisini dile getirdi. Sabit gelirli vatandaşların yaşadığı sıkıntılara dikkat çeken Şirin, seçmenin iktidarın yerine kimin geleceğini ve bu değişimin hayatını nasıl etkileyeceğini görmek istediğini belirtti.

Muhalefetin erken seçim talebini stratejik bir hedef hâline getirmesi gerektiğini yineleyen Şirin, Türkiye’nin yakın siyasi tarihinden örnekler verdi. İkinci Dünya Savaşı döneminde halkın yaşadığı sıkıntılara rağmen sokağa çıkmadığını, Demokrat Parti’nin kuruluşunu ve sonraki seçimleri beklediğini söyleyen Şirin, 1946 seçimlerindeki usulsüzlük tartışmalarına ve 1950 seçimlerine değindi. Şirin, seçmenin iktidarı değiştirebilmesi için dürüst ve demokratik bir seçimde güvenilir bir alternatif görmesi gerektiğini savundu.

Yeni Parti’nin henüz kendisini tamamlaması gereken bir siyasi hareket olduğunu belirten Şirin, partinin kadrolarını güçlendirmesi ve daha stratejik bir siyaset izlemesi gerektiğini söyledi. Şirin, 15 Kasım’da yapılması planlanan kongrenin ardından yeni kadroların ortaya çıkmasıyla partinin daha etkin bir siyasi çizgiye geçip geçmeyeceğinin görülebileceğini ifade etti. Mevcut durumda partinin ilerlemek yerine gerilediğini düşündüğünü de sözlerine ekledi.

"ERDOĞAN’IN ÖNÜNDE İKİ SEÇENEK"

Programın ekonomi bölümünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önünde iki temel seçenek bulunduğunu söyleyen Şirin, ilk seçeneğin hükümette ve devlet kurumlarında kapsamlı bir değişime gidilmesi olduğunu belirtti.

Şirin’e göre Erdoğan, AK Parti ve devlet kadrolarında kapsamlı bir gözden geçirme yaparak ekonomi, adalet ve eğitim başta olmak üzere alanında yetkin isimlerin görev aldığı, parti aidiyetinden çok liyakatin esas alındığı bir yönetim oluşturabilir. Bu kapsamda geniş tabanlı bir millî mutabakat hükümeti kurulmasının halka güven verebileceğini savunan Şirin, parti içerisindeki yolsuzluk iddialarının da görmezden gelinmemesi gerektiğini söyledi.

İkinci seçeneğin ise geçmişteki yolsuzluk iddialarında olduğu gibi parti mensuplarının korunması ve hesap verebilirliğin ertelenmesi olduğunu belirten Şirin, Erdoğan’ın bugüne kadar çoğunlukla bu ikinci yolu tercih ettiğini düşündüğünü ifade etti. Şirin, bu nedenle benzer bir yaklaşımın devam etmesini daha olası gördüğünü ancak Erdoğan’ın ilk seçeneği tercih etmesini umduğunu söyledi.

“BU KRİZ İKTİDARIN KRİZİ”

Türkiye’deki son siyasi krizi değerlendiren Emin Şirin, yaşananların yalnızca muhalefeti veya dış aktörleri ilgilendiren bir mesele olmadığını savundu. Şirin, krizin AK Parti’nin kendi içindeki sorunlardan kaynaklandığını ileri sürerek, gelişmelerin FETÖ bağlantısıyla açıklanmaya çalışılmasını eleştirdi.

Şirin, “Bu kriz iktidarın krizi” diyerek yaşananların doğrudan AK Parti içerisindeki güç dengeleriyle bağlantılı olduğunu söyledi. Krizin ardından parti içinde ciddi görüş ayrılıkları yaşandığını ve bu ayrılıkların devam edebileceğini belirten Şirin, iktidara yakın medya mensupları ve eski milletvekillerinden edindiğini söylediği bilgilere dayanarak parti içinde önemli bir karmaşa bulunduğunu ileri sürdü.

Şirin, Erdoğan’ın bu kriz karşısında iki farklı yol izleyebileceğini belirtti. İlk yolun sorunları görmezden gelerek üzerini örtmek, ikinci yolun ise kapsamlı bir değişim ve hesap verebilirlik sürecine girmek olduğunu söyledi.

Şirin, Erdoğan’ın krizi yönetme biçiminin hem iktidarın geleceğini hem de kendi siyasi mirasını etkileyeceğini savundu. Bu nedenle önümüzdeki dönemde atılacak adımların yalnızca ekonomi yönetimi açısından değil, parti içindeki güç ilişkileri ve kamuoyunun iktidara duyduğu güven bakımından da belirleyici olacağını ifade etti.

“NEŞTERİ VURURSA TARİHE GEÇER”

Röportajın son bölümünde Erdoğan’ın krizin ardından nasıl bir yönetim anlayışı benimsemesi gerektiği soruldu. Şirin, Erdoğan’ın önünde kapsamlı bir değişim yapma imkânı bulunduğunu ancak bugüne kadarki uygulamalar nedeniyle bunun gerçekleşeceğine ihtimal vermediğini söyledi.

Erdoğan’ın bir af düzenlemesi yerine hesap sormayı esas alan bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini belirten Şirin, devlet ve parti kadrolarında liyakat temelinde yeniden yapılanmaya gidilmesini önerdi. Bakan yardımcılarının ve diğer üst düzey yöneticilerin gözden geçirilmesini, müsteşarlık sisteminin yeniden kurulmasını ve bu görevlere liyakat sahibi isimlerin getirilmesini savundu.

Şirin, bu değişikliklerin bir millî mutabakat hükümetiyle birlikte hayata geçirilmesi hâlinde Erdoğan’ın siyasi tarih açısından çok farklı bir konuma gelebileceğini söyledi. Erdoğan’ın bugüne kadar bu yönde adım atmadığını hatırlatan Şirin, bu nedenle ihtimal vermekte zorlandığını ancak böyle bir değişimin son derece önemli sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.

Şirin’in değerlendirmesine göre Erdoğan, kapsamlı bir değişimle parti ve devlet yönetimindeki sorunları gidererek toplumsal güveni yeniden tesis edebilir. Şirin, böyle bir adımın seçimlerdeki siyasi karşılığı da değiştirebileceğini belirterek, liyakat ve hesap verebilirlik temelinde bir yönetim kurulmasının önemine dikkat çekti.

ÇÖZÜM SÜRECİNDE ÖCALAN TARTIŞMASI

Programda çözüm sürecinin hangi somut gelişmelerle ölçülebileceği sorusunu yanıtlayan Şirin, hukuki düzenlemeler, silah bırakma adımları ve Meclis’in rolünün birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Süreçte Meclis’in yanı sıra Millî Güvenlik Kurulu, Cumhurbaşkanlığı ve Millî İstihbarat Teşkilatı’nın da rol oynayacağını ifade etti.

Sürecin geleceği konusunda iyimser olmadığını belirten Şirin, PKK’nın silah bırakma konusundaki tutumuna ve Abdullah Öcalan’ın muhatap kabul edilmesine ilişkin eleştirilerini dile getirdi. Şirin, Devlet Bahçeli’nin de Öcalan’ın muhatap alınmasını istediğini hatırlatarak bu yaklaşımı kabul edilebilir bulmadığını söyledi.

PKK’nın tasfiyesi ile Kürt kökenli vatandaşların siyasi ve toplumsal taleplerinin birbirinden ayrı ele alınması gerektiğini savunan Şirin, Kürt vatandaşların temsilcisi olarak Öcalan’ın kabul edilmesini doğru bulmadığını ifade etti. Kürt arkadaşlarının bir bölümünün kendilerini Öcalan’ın temsil etmesinden rahatsızlık duyduğunu öne süren Şirin, bu konudaki taleplerin Öcalan’dan bağımsız biçimde ve daha sakin bir ortamda değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Şirin, çözüm sürecinin başarısız olması ihtimalinde sorumluluğun hangi aşamada ortaya çıkacağına da açıklık getirdi. PKK’nın tasfiye edilememesi durumunda Öcalan’ın sorumlu tutulabileceğini savunan Şirin, siyasi konuların ilerlememesi hâlinde ise Öcalan’ı siyasetin içine dâhil edenlerin sorumluluk taşıyacağını ifade etti.

Sürecin önümüzdeki dönemde anayasa tartışmalarıyla bağlantılı olarak ilerleyebileceğini belirten Şirin, bütçe görüşmelerinin ardından ocak ayından itibaren gündeme gelebilecek anayasa taslağının önemli bir gösterge olacağını söyledi.

“YABANCI YATIRIM GELMEZ”

Hukuk sistemine duyulan güvenin ekonomi üzerindeki etkisini değerlendiren Şirin, Türkiye’de yatırım ortamının yalnızca ekonomi politikalarıyla açıklanamayacağını, hukuki öngörülebilirliğin de belirleyici olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Adalet Bakanı’nın Türkiye’nin hukuk devleti olduğu yönündeki açıklamalarına karşılık Mehmet Şimşek’in zaman zaman dile getirdiği şikâyetlere dikkat çeken Şirin, mevcut koşullarda Türkiye’ye uzun vadeli ve üretim odaklı yabancı yatırım gelmesini beklemediğini ifade etti.

Şirin, yabancı yatırımcıların Türkiye’de karşılaşacakları hukuki ve siyasi koşulları öngörememelerinin yatırım kararlarını olumsuz etkilediğini savundu. Türkiye’ye gelen sermayenin önemli bölümünün kısa vadeli ve yüksek faiz getirisi amacı taşıyan carry trade işlemlerinden kaynaklandığını belirten Şirin, istihdam yaratacak ve üretimi artıracak yatırımların yetersiz kaldığını ileri sürdü.

Türkiye’nin yabancı sermaye çekebilmesi için hukuki sorunların yanı sıra siyasi belirsizliklerin de giderilmesi gerektiğini belirten Şirin, Suudi Arabistan ve ABD ile ilişkiler üzerinden gelebilecek kaynakların uzun vadeli, üretken yatırımın yerini tutmayacağını söyledi.

ÖNÜMÜZDEKİ ALTI AYDA NE BEKLİYOR?

Röportajın sonunda önümüzdeki altı ayda Türkiye siyasetinde hangi gelişmelerin dengeleri değiştirebileceği sorulan Şirin, birkaç başlığın takip edilmesi gerektiğini belirtti.

Şirin, ABD Başkanı Donald Trump’ın uluslararası siyasetteki konumunu, muhalefet partilerinin seçim stratejilerini ve Erdoğan ile Bahçeli’nin krizler karşısında nasıl bir tutum alacağını önemli gördüğünü söyledi. CHP, İYİ Parti, Yeni Parti, Zafer Partisi ve Saadet Partisi başta olmak üzere muhalefetin Türkiye’yi seçime zorlayacak ciddi bir stratejik iletişim politikası geliştirip geliştirmeyeceğinin belirleyici olacağını ifade etti.

Şirin ayrıca Erdoğan ve Bahçeli’nin kapsamlı bir değişim ve millî mutabakat hükümeti yönünde adım atıp atmayacağını, hazırlanacak anayasa taslaklarının nasıl bir tartışma ortamı oluşturacağını takip edeceğini söyledi.

Önümüzdeki altı aya ilişkin kesin bir öngörüsünün bulunmadığını belirten Şirin, Türkiye’nin ekonomik açıdan daha da zorlaşan, siyasi tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemden geçebileceğini savundu. Sabit gelirli vatandaşların yaşadığı sıkıntıların artabileceğini ifade eden Şirin, son olarak ekonomik kayıplara ilişkin 20 milyar dolarlık bir iddiayı gündeme getirdi. 

HABER BİLGİSİ
Kaynak: Haber Merkezi
Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
‘Yenidoğan Çetesi’ davasında ara karar: 2 sanık tahliye edildi
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
‘Yenidoğan Çetesi’ davasında ara karar: 2 sanık tahliye edildi
WhatsApp
İhbar Hattı