Türkiye, son 66 yılın en yağışlı su yılını geride bıraktı. Meteoroloji Genel Müdürlüğünün verilerine göre, 2026 su yılında yağış miktarı uzun yıllar ortalamasının yüzde 29 üzerine çıktı. Verilerin ayrıntılı incelenmesi, özellikle şubat ayındaki olağanüstü yağışların rekor üzerinde büyük payı bulunduğunu gösterdi. Avrupa'daki atmosfer hareketlerine ilişkin analizler ise aynı dönemde yağışlı hava sistemlerinin etkili olduğunu ortaya koyuyor. Peki, Türkiye'de yağışlar neden arttı? Rekorun arkasındaki meteorolojik koşullar neler ve yüksek yağış miktarına rağmen kuraklık tehlikesi neden devam ediyor?
66 YILLIK REKORUN ARKASINDAKİ RAKAMLAR
Meteoroloji Genel Müdürlüğünün (MGM) 13 Ekim 2026'da güncellediği verilere göre, 1 Ekim 2025 ile 30 Eylül 2026 arasını kapsayan su yılında Türkiye genelinde ortalama 741,6 milimetre yağış kaydedildi. 1991-2020 döneminin ortalaması 573,4 milimetre, önceki su yılının yağış miktarı ise 422,5 milimetreydi. Böylece yağışlar uzun yıllar ortalamasının yüzde 29, önceki su yılının yüzde 76 üzerine çıkarak son 66 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Yağışlı gün sayısı da 100,2 günlük ortalamadan 118,7 güne yükseldi.
Ancak verilerde dikkat çeken başka bir ayrıntı bulunuyor. Türkiye, 2025 takvim yılını son 61 yılın en düşük yağış miktarıyla tamamlamıştı. Burada ölçüm dönemleri arasındaki fark önem taşıyor. Takvim yılı ocak-aralık, su yılı ise ekim-eylül dönemini kapsadığı için söz konusu kayıtlar birbirini izleyen, tamamen ayrı dönemler değil. Yine de sonuçlar, Türkiye'de yağış miktarının kısa dönemler arasında önemli farklılıklar gösterebildiğini ortaya koyuyor.
ŞUBAT AYININ YAĞIŞ REKORUNDAKİ PAYI DİKKAT ÇEKTİ
2026 su yılındaki artışın hangi dönemde yoğunlaştığını anlamak için aylık verilere bakmak gerekiyor. Tarım ve Orman Bakanlığının 24 Mart 2026'da yayımladığı istatistiklere göre, şubat ayında Türkiye genelinde ortalama 136,8 milimetre yağış kaydedildi. Uzun yıllar ortalaması 59,8 milimetre olan şubat yağışları, 2025'in aynı ayında 40 milimetrede kalmıştı. Böylece Şubat 2026'da yağışlar normalin yaklaşık yüzde 129 üzerine çıkarak son 66 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
MGM'nin yıllık ve aylık verileri üzerinden yapılan hesaplama, rekorun oluşumunda şubat ayının ağırlığını da ortaya koyuyor. 2026 su yılında Türkiye genelindeki yağış miktarı, uzun yıllar ortalamasını 168,2 milimetre aştı. Bunun 77 milimetrelik bölümü yalnızca şubat ayındaki normal üstü yağıştan kaynaklandı. Başka bir ifadeyle şubat ayı, 12 aylık dönemdeki toplam yağış fazlasının yaklaşık yüzde 46'sını oluşturdu. Ancak rekorun tamamı tek bir aydan kaynaklanmadı.
Şubat ayında yağışlı gün sayısı da yaklaşık 11 günden 17,1 güne yükseldi. Aynı dönemde Türkiye'nin ortalama sıcaklığı 7,6 dereceyle mevsim normalinin 3,5 derece üzerinde gerçekleşti. Hem yağışın hem de sıcaklığın yüksek seyretmesi dikkat çekse de bu veriler arasında doğrudan neden-sonuç ilişkisi kurabilmek için atmosfer koşullarının ayrıca incelenmesi gerekiyor.
2026 KIŞINDA HAVA SİSTEMLERİNİN ROTASI ÖNE ÇIKTI
Yağış artışını anlamak için Türkiye'nin yanı sıra Avrupa ve Akdeniz çevresindeki atmosfer koşullarını da incelemek gerekiyor. Avrupa Birliği'nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi, Şubat 2026 değerlendirmesinde Avrupa'nın batı ve güney kesimleriyle Türkiye ve Kafkasya'nın bazı bölgelerinde normalin üzerinde yağış ve sıcaklık görüldüğünü bildirdi.
Copernicus'un analizine göre, Avrupa'nın güneyindeki yoğun yağışlarda art arda gelişen fırtınalar, yüksek miktarda nem taşıyan hava akımları ve jet akımının güneye yönelmesi önemli rol oynadı. Atmosferin üst seviyelerinde bulunan güçlü rüzgâr kuşakları olarak tanımlanan jet akımları, alçak basınç sistemlerinin izlediği yolları ve yağışların hangi bölgelerde yoğunlaşacağını etkileyebiliyor.
Copernicus, ocak ve şubat aylarında Avrupa'nın batı ve güney kesimlerinde yağışlı gün sayısının belirgin şekilde arttığını, Türkiye'nin bazı bölgelerinin de normalin üzerinde yağışlı gün görülen alanlar arasında bulunduğunu ortaya koydu. Mayıs 2026 değerlendirmesinde ise Türkiye ve Karadeniz çevresinin normalden daha yağışlı olduğu, bazı bölgelerde taşkınların yaşandığı belirtildi.
Bu gözlemler, Türkiye'deki yüksek yağışların geniş bir coğrafyada etkili olan meteorolojik hareketlerle aynı döneme denk geldiğini gösteriyor. Ancak söz konusu hava sistemlerinin Türkiye'nin 12 aylık yağış rekoruna hangi oranda katkıda bulunduğunu belirleyen ayrıntılı bir analiz bulunmuyor. Bu nedenle rekorun tamamını tek bir atmosfer olayına bağlamak mümkün değil.
YAĞIŞLAR HER BÖLGEYE AYNI ŞEKİLDE YANSIMADI
2026 su yılında Türkiye'nin yedi coğrafi bölgesinin tamamında yağışlar uzun yıllar ortalamasını aştı. MGM verilerine göre Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu'da yüzde 45, Doğu Anadolu'da yüzde 32, İç Anadolu'da yüzde 30, Ege'de yüzde 27, Karadeniz'de yüzde 18 ve Marmara'da yüzde 10 artış kaydedildi.
Ancak yıllık toplamların yükselmesi, bütün mevsimlerin daha yağışlı geçtiği anlamına gelmiyor. Örneğin 2026 yazında Türkiye genelinde 58,3 milimetre yağış görüldü. Bu miktar, 64 milimetrelik mevsim normalinin yüzde 9 altında kaldı. Eylül ayında ise yağış miktarı 32,4 milimetreye ulaşarak normalin yüzde 30 üzerine çıktı. Aynı ay İç Anadolu'da yağışlar normalin yüzde 94 üzerinde gerçekleşirken, Güneydoğu Anadolu'da yüzde 77 azaldı.
Bu farklılıklar, Türkiye'nin yağış düzenini değerlendirirken yalnızca yıllık miktarlara bakmanın yeterli olmadığını gösteriyor. Yağışların hangi aylarda yoğunlaştığı, ne kadar sürdüğü ve hangi bölgelerde görüldüğü de büyük önem taşıyor.
ISINAN ATMOSFERİN ŞİDDETLİ YAĞIŞLARA ETKİSİ
Türkiye'deki yağış artışını değerlendirirken iklim değişikliğinin atmosfer üzerindeki etkisini de dikkate almak gerekiyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinin (IPCC) altıncı değerlendirme raporuna göre, hava sıcaklığı yükseldikçe atmosferin su buharı taşıma kapasitesi artıyor. Clausius-Clapeyron ilişkisi olarak bilinen fiziksel mekanizma, sıcaklıktaki her 1 santigrat derecelik artışın atmosferin taşıyabileceği su buharı miktarını yaklaşık yüzde 7 yükseltebildiğini gösteriyor.
IPCC, küresel ölçekte aşırı yağışların şiddetinin artan sıcaklıklarla birlikte güçlenmesinin beklendiğini belirtiyor. Daha fazla nem taşıyabilen atmosfer, uygun hava koşullarında yoğun yağışların oluşmasına zemin hazırlayabiliyor. Ancak sıcaklık artışı, her bölgede yağış miktarının aynı oranda yükseleceği anlamına gelmiyor. Rüzgârlar, basınç sistemleri, nem taşınımı ve coğrafi özellikler de yağış oluşumunda belirleyici rol oynuyor.
Bu nedenle küresel ısınmanın şiddetli yağışlar üzerindeki genel etkisi bilimsel olarak ortaya konmuş olsa da Türkiye'deki 2026 su yılı rekorunun ne kadarının iklim değişikliğinden kaynaklandığını kesin olarak söylemek mümkün değil. Bunun için olayın iklim değişikliğinin bulunduğu ve bulunmadığı varsayımsal koşullarda karşılaştırıldığı özel atıf analizlerine ihtiyaç duyuluyor.
TÜİK'in Mart 2026'da yayımladığı verilere göre Türkiye'nin 2024 yılı sera gazı emisyonları 584,5 milyon ton karbondioksit eşdeğerine ulaşarak önceki yıla göre yüzde 5,3 arttı. Bu veriler küresel ısınmaya katkıda bulunan emisyonların durumunu gösteriyor ancak belirli bir dönemdeki yağış miktarını doğrudan açıklamıyor.
YAĞIŞ REKORUNA RAĞMEN KURAKLIK RİSKİ SÜRÜYOR
Türkiye'de yağışların rekor seviyeye ulaşması, uzun vadeli kuraklık tehlikesinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. IPCC'nin Akdeniz havzasına ilişkin değerlendirmeleri, iklim değişikliğinin bölgedeki sıcaklıkları artırırken su kaynakları üzerindeki baskıyı da güçlendirebileceğini gösteriyor. Bilimsel projeksiyonlarda Akdeniz havzasının büyük bölümünde yıllık yağışların azalması beklenirken, özellikle kuzey kesimlerde aşırı yağışların şiddetlenmesi olasılığına dikkat çekiliyor.
MGM'nin Türkiye için hazırladığı iklim projeksiyonları da uzun vadede genel bir yağış azalışına işaret ediyor. RCP4.5 senaryosunda yıllık toplam yağışlarda yüzde 3 ila 6 arasında azalma beklenirken, daha yüksek sera gazı emisyonlarını esas alan RCP8.5 senaryosunda yüzyılın ikinci yarısında azalma oranı yüzde 18'e ulaşabiliyor. Ancak bunlar kesinleşmiş gelecek tahminleri değil, farklı emisyon senaryolarına dayanan bilimsel model sonuçları.
Öte yandan fazla yağış görülmesi, su kaynaklarının bütün bölgelerde aynı ölçüde beslendiğini göstermiyor. Kısa sürede meydana gelen kuvvetli sağanaklarda toprağın suyu emme kapasitesi aşılabiliyor ve suyun önemli bir bölümü yüzeyden akarak dere ve akarsulara ulaşıyor. Yüksek sıcaklıkların buharlaşmayı ve bitkilerin su tüketimini artırması da kullanılabilir su miktarı üzerinde baskı oluşturabiliyor.
Dolayısıyla toplam yağış miktarı yükselse bile toprak nemi, yer altı suları veya barajlardaki su miktarı aynı ölçüde artmayabiliyor. Su kaynaklarının gerçek durumunu anlamak için yağış verileriyle birlikte baraj doluluk oranlarının, akarsu debilerinin ve yer altı su seviyelerinin izlenmesi gerekiyor.
TÜRKİYE'NİN ÖNÜNDEKİ İKİLİ RİSK: KURAKLIK VE TAŞKINLAR
İklim araştırmaları, Türkiye'nin gelecekte yalnızca kuraklıkla veya yalnızca aşırı yağışlarla karşılaşmayabileceğini gösteriyor. Yıllık toplam yağışların azalması ile belirli dönemlerde daha kuvvetli sağanakların meydana gelmesi aynı iklim koşullarında mümkün olabiliyor.
Ancak şiddetli yağışların afete dönüşmesinde yalnızca meteorolojik koşullar etkili değil. Betonlaşma, geçirimsiz yüzeylerin artması, dere yataklarının daralması ve yağmur suyu altyapısının kapasitesi de taşkınların boyutunu belirliyor. Avrupa Çevre Ajansının değerlendirmelerine göre, asfalt ve beton yüzeyler yağmur suyunun toprağa sızmasını sınırlandırarak yüzey akışını artırabiliyor.
AFAD koordinasyonunda hazırlanan 2022-2030 Türkiye Afet Risk Azaltma Planı'nda sel ve taşkınlar önemli risk başlıkları arasında yer alıyor. Planda taşkın risklerinin havza bazında değerlendirilmesi, risk haritalarının hazırlanması ve tehlikelerin afet meydana gelmeden önce azaltılması hedefleniyor. Dünya Bankasının Türkiye Ülke İklim ve Kalkınma Raporu da su stresi, tarımsal üretim, altyapı ve afetlere maruz kalan nüfus açısından iklim risklerine dikkat çekiyor.
MGM'nin Ekim 2026 için yayımladığı uzun vadeli tahminlerde ise Türkiye genelinde yağışların mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşmesi bekleniyor. Bununla birlikte bu tahminler, belirli bir gün veya bölgede sel yaşanacağını kesin olarak göstermiyor.
2026 su yılında kaydedilen 66 yıllık yağış rekoru, Türkiye'nin kalıcı biçimde daha yağışlı bir iklime geçtiğini tek başına kanıtlamıyor. Meteorolojik ölçümler ve bilimsel araştırmalar, yalnızca ne kadar yağış düştüğünün değil, yağışın hangi dönemde, nerede ve ne kadar sürede gerçekleştiğinin de önem taşıdığını gösteriyor. Bu nedenle gelecekteki iklim risklerinin değerlendirilmesinde yağış miktarı, aşırı hava olayları, kuraklık süreleri, su kaynaklarının durumu ve yerleşim alanlarının taşkınlara karşı dayanıklılığı birlikte ele alınmak zorunda.