Türkiye’yi yasa boğan Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçti. Resmi kayıtlara göre 53 binden fazla vatandaşın hayatını kaybettiği felaketin yıldönümünde, depremin 22. saatinde Hatay’a ulaşan ve bölgede bir ay boyunca aralıksız görev yapan emekli bir emniyet mensubu, Manşet Haber’e konuştu. Ankara’dan görevlendirmeyle yola çıkan emekli polis, zifiri karanlıkta girdiği Hatay’da karşılaştığı tabloyu ve hafızasına kazınan anları paylaştı.
"HER YER KARANLIKTI"
Hatay’a vardıklarında şehrin tamamen karanlığa gömüldüğünü belirten emniyet mensubu, gördüklerini şu sözlerle aktardı:
"Yollarda bizim gibi yardıma giden çok sayıda insan vardı. Vatandaşlar, yardım etmek isteyenler akın akın bölgeye geliyordu. Bu arada İskenderun’daki demir çelik fabrikasının yandığını da yolda gördüm. Şehre ilk girdiğimizde elektrikler kesikti, hiçbir aydınlatma yoktu. Her yer karanlıktı. Ana yollar genelde açıktı ama trafik çok yavaş ilerliyordu. Çünkü yol kenarındaki bazı binalar yola çökmüştü. Karanlıkta seçebildiğimiz kadarıyla insanlar, enkazların başında grup halinde bekliyordu. Hatay'ın girişindeki sembolik saat, tam depremin olduğu saatte durmuştu."
"GÜN AYDINLANDIĞINDA GÖRDÜĞÜMÜZ MANZARA TARİF EDİLEMEZDİ"
“Gün aydınlandığında gördüğümüz manzara tarif edilemezdi" diyen emekli polis, yıkımın boyutunu şöyle anlattı:
"Ayakta kalan neredeyse hiçbir bina yoktu. Her yer yıkılmıştı. Herkes kendi binasının başındaydı, insanlar bir yerlere koşuyor, yardım bekliyordu. İlk etapta kurtarma ekipleri yeteri kadar yoktu çünkü yıkım çok geniş bir alana yayılmıştı. Ancak ilerleyen 24 saat içinde gıda ve temel ihtiyaçlar konusunda ciddi bir sıkıntı yaşanmadığını gördüm. Hem vatandaşlar hem de dışarıdan gelen insanlar büyük bir duyarlılık gösteriyordu."
"DEVLET YOK DEMEK MÜMKÜN DEĞİL"
Depremin ikinci gününden itibaren devletin kontrolü ele aldığını ve gıda konusunda büyük bir sorun yaşanmadığını belirten emekli polis, "Devlet yok demek mümkün değil" diyerek koordinasyonun zamanla oturduğunu savundu. Bölgede sivil inisiyatiflerin ve kamu kurumlarının el ele verdiğini, konteyner kentlerin kurulduğunu ve yardımların ilçelere ulaştırıldığını ekledi:
"Ben bunu doğru bulmuyorum. Devlet yok demek mümkün değil. İlk gün kaos vardı ama ikinci günden itibaren kontrol sağlandı. Gıda konusunda kimse aç kalmadı, kıyafet ve battaniye sorunu yaşanmadı. Hem devlet hem sivil toplum el ele verdi."
Bir ay boyunca bölgede kalan ve bu sürenin büyük kısmını arabada yatarak geçiren emniyet mensubu, Türk halkının yardımseverliğinin çok üst düzeyde olduğunu gözlemlediğini de belirtti.
BİR YANDA YARDIM, BİR YANDA YAĞMA…
Bölgedeki güvenlik durumuna değinen emekli polis, bazı münferit yağma olaylarına bizzat tanıklık ettiğini söyledi. 15-16 yaşlarındaki çocukların evlerden araba anahtarı ve telefon çaldığı olaylara müdahale ettiklerini belirterek, bazı vatandaşların televizyon, fırın gibi temel ihtiyaç dışındaki ürünleri yağmaladığını, ancak devletin kısa sürede kontrolü sağladığını ifade etti. Ayrıca, yardım tırlarının önünü kesmek isteyen grupların da olduğunu, bu gibi durumların polis ve asker iş birliğiyle bertaraf edildiğini söyledi.
"ENKAZ BAŞINDA BEKLERKEN ELİNDEKİ YİYECEĞİ PAYLAŞANLARI GÖRDÜM"
Bölgede kendisini en çok etkileyen anlardan birinin vatandaşların metaneti olduğunu ifade eden emekli polis, "Çok fazla var ama beni en çok etkileyen şey, bir tarafta yağma yapanlar varken, diğer tarafta enkazın başında cenazesini beklerken elindeki son bisküviyi görevlilerle paylaşan insanları gördüm. Bir yanda yağma yapanlar vardı, diğer yanda metanetini koruyup paylaşmayı seçen insanlar… Bu beni çok etkiledi" dedi.
