SON GELİŞMELER
lösev
Bize Ulaşın

Dil Seçimi

İran füzesini NATO düşürdü: Türkiye için güvenlik kalkanı mı, siyasi pranga mı?

Haber görseli

ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı saldırıların ardından bölgede gerilim tırmanırken; İran’dan ateşlenen ve Türkiye’ye yöneldiği belirtilen balistik füzenin NATO savunma unsurları tarafından düşürülmesi, yıllardır süren güvenlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Uluslararası İlişkiler Uzmanı Göktuğ Çalışkan, bu kritik olayın ardından Türkiye’nin savunma stratejisi ve NATO üyeliği hakkında Manşet Haber’e özel açıklamalarda bulundu.

Çalışkan, füze olayının NATO’nun sağladığı güvenlik avantajını açıkça gösterdiğini, ancak Türkiye’nin ittifak içindeki konumunun bazı siyasi maliyetler ve hassas dengeler de barındırdığını ifade etti.

İRAN FÜZESİ: YILLARIN TARTIŞMASINA SOMUT ÖRNEK

İran topraklarından fırlatılıp Irak ve Suriye hava sahasını aşarak Türkiye’ye yönelen füzenin Doğu Akdeniz’deki NATO unsurları tarafından imha edilmesini değerlendiren Göktuğ Çalışkan, bu olayın yıllardır süren bir tartışmayı pratiğe döktüğünü belirtti. Çalışkan, NATO üyeliğinin somut bir güvenlik avantajı olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.

"Türkiye’nin savunma kapasitesini bir kenara koymadan konuşmak lazım" diyen Çalışkan, şu ifadeleri kullandı:

"Bölgenin en güçlü ordularından birine sahibiz. Sahada rüştünü kanıtlamış SİHA teknolojimiz var, hızla büyüyen yerli savunma sanayimiz var. Meseleyi bir kapasite eksikliği meselesi olarak okumak son derece yanlış olur. NATO’nun geniş entegre radar ve erken uyarı ağı, mevcut milli gücümüzün üzerine konan ekstra bir katman. İki unsurun bir arada çalışması zaaf işareti değil; akıllıca kurgulanmış bir stratejinin sonucu." 

"CAYDIRICILIK ETKİSİ GERÇEK, AMA SINIRSIZ OLDUĞUNU SÖYLEMEK FAZLA İYİMSER"

"NATO'nun Türkiye için caydırıcılık etkisi gerçek, ama sınırsız olduğunu söylemek fazla iyimser kaçar" diyen Çalışkan, bir üyeye yapılan saldırının tüm ittifaka yapılmış sayıldığı 5. maddenin "kağıt üzerinde" muazzam bir güvence olduğunu söyledi. Tarihe bakıldığında bu mekanizmanın her koşulda otomatik işlemediğini de hatırlatan Çalışkan, "Bu gerçeği görmezden gelemeyiz" dedi.

Çalışkan, "Bununla birlikte somut avantajlar küçümsenmemeli" diyerek şu ifadeleri kullandı:

"Entegre komuta yapısı, istihbarat paylaşımı, ortak erken uyarı sistemleri; bunların hepsi kendi askeri gücümüzle birleşince bölgede eşi zor bulunur bir savunma mimarisi ortaya çıkıyor. NATO kusursuz bir yapı değil ama mevcut jeopolitik koşullarda elimizdeki en güçlü çarpan etkisi bu."

TÜRKİYE POTANSİYEL BİR HEDEF Mİ?

NATO üyeliğinin Türkiye’yi bazı ülkeler için hedef haline getirip getirmediği sorusuna Çalışkan, bu riskin her zaman var olduğunu belirterek yanıt verdi. İncirlik gibi üslerin gerilim dönemlerinde öncelikli hedef olabileceğini söyleyen Çalışkan, "Hedef konumunda olmak ile savunmasız kalmak birbirinden tamamen ayrı şeyler. Türkiye bu denklemi bilerek ve stratejik bir akılla yönetiyor" dedi.

"NATO BİR DÜŞÜNCE POLİSİ İŞLEVİ GÖRMÜYOR; AMA SİYASİ MALİYETLERİ ARTIRIYOR"

Çalışkan, NATO üyeliğinin bazı durumlarda Türkiye’nin hareket alanını daralttığını dürüstçe kabul etmek gerektiğini belirtti. Batılı müttefiklerle yaşanan fikir ayrılıklarının bazen siyasi maliyetler doğurduğunu ancak Türkiye’nin kendi çizgisini koruyabildiğini şu örneklerle anlattı:

"İttifak üyeliği bizi bazen siyaseten tercih etmediğimiz safların yanında gösteriyor. Bu durum hem bölgesel ilişkilerimizi hem de iç politikayı zaman zaman ciddi biçimde zorluyor. İsrail-Gazze krizinde devletimizin tutumu ile Batılı müttefiklerimizin tutumu arasındaki derin uçurum bunu zaten çok açık biçimde ortaya koydu.

Buna rağmen Türkiye bugüne kadar kayda değer bir özerklik sergilemeyi başardı. Suriye’de, S-400 alımında, Ukrayna savaşındaki denge politikasında kendi çizgisini net şekilde çizdi. NATO bir düşünce polisi işlevi görmüyor; ama siyasi maliyetleri artırıyor. Bu maliyeti göze almak zaman zaman zorunluluk haline geliyor ve devlet aklı bu sorumluluğu gerektiğinde alıyor."

"SÜRDÜRÜLEBİLİR, AMA GİDEREK DAHA PAHALI HALE GELEN BİR DENGE"

Çalışkan'a göre, Türkiye’nin hem NATO üyesi kalıp hem de Rusya ve İran ile ilişkilerini devam ettirmesi "Sürdürülebilir, ama giderek daha pahalı hale gelen bir denge."

"Her yeni bölgesel kriz, Ankara’yı taraf seçmeye zorlayan dış baskılarla geliyor. Bu baskıları savuşturmak için harcanan diplomatik enerji azımsanacak gibi değil. Bu enerjinin bir noktada tükenip tükenmeyeceği sorusu stratejik düzeyde sorulmaya devam etmeli" diyen Çalışkan, coğrafi gerçeklerin bu dengeyi şart koştuğunu da ekledi:

"Öte yandan bu dengenin tamamen çökmesini engelleyen çok güçlü yapısal bir faktör var: Coğrafya. İran ile beş yüz kilometreyi aşan kara sınırı olan, Rusya ile Karadeniz’i paylaşan bir ülkenin bu komşularla ilişkilerini ittifak adına tamamen kesmesi gerçekçi bir seçenek değil. Jeopolitik köprü rolümüz bir tercihten ziyade tarihsel bir zorunluluk. Onu sürdürmek yorucu; ama bırakmak çok daha ağır güvenlik riskleri doğurur."

YERLİ SAVUNMA SANAYİSİ BAĞIMLILIĞI AZALTIYOR, ANCAK...

Yerli savunma sanayisindeki ilerlemenin Türkiye'nin NATO bağımlılığını azalttığını belirten Çalışkan, SİHA’lar ve yerli füze sistemlerinin pazarlık gücünü artırdığını söyledi. Ancak tam stratejik özerklik için hala zamana ihtiyaç olduğunu vurgulayarak, "Süreç doğru bir rotada ilerliyor, ancak bu inşaat tamamlanmadan kolektif savunma şemsiyesini bir kenara atmak, çatı kurulmadan iskeleyi sökmek gibi olur" dedi.

NATO içinde kalmanın Türkiye için bedelleri olduğunu da vurgulayan Çalışkan, şöyle konuştu:

"Üstlenilen yükümlülükler, Batı başkentlerinden gelen baskılar, zaman zaman bölgesel çıkarlarımızın önünü kesmeye çalışan kararlar… Bunlar oldukça gerçek. Ama masayı terk etmenin bedeli çok daha ağır: kolektif savunma güvencesini kaybetmek, jeopolitik tecrit riski, Batılı piyasalarla kopuş tehlikesi. En akıllıca yol, NATO’yu stratejik bir çatı olarak kullanmaya devam ederken altında giderek daha güçlü ve savunma bağlamında tamamen bağımsız bir Türkiye inşa etmek. Bu strateji zaten yürürlükte; tutarlılıkla sürdürmek yeterli."

NATO MÜKEMMEL BİR ORTAK DEĞİL, PEKİ AYRILIK GEREKLİ Mİ?

İç politikada zaman zaman gündeme gelen "NATO’dan çıkma" tartışmalarını da değerlendiren Çalışkan, "Bu tartışma boşlukta doğmuyor" diyerek; Kıbrıs Barış Harekatı sonrası uygulanan silah ambargolarını, terör örgütleriyle mücadelede müttefiklerden yıllarca beklenen desteğin alınamadığını ve Türkiye'nin F-35 programından haksızca çıkarıldığını hatırlattı.

"Suriye’nin kuzeyindeki yapılanmalara verilen açık destek meşru güvenlik şikayetlerimizin temelini oluşturuyor. Bunların hepsi kamuoyunun zihninde derin izler bıraktı ve bu duyguların siyasetçiler tarafından kullanılması da şaşırtıcı değil" diyen Çalışkan, NATO’dan çıkmanın rasyonel bir çözüm olmadığını da belirtti:

"NATO’dan çıkma fikri bu tarihsel hayal kırıklıklarına rasyonel bir cevap vermiyor, yalnızca duygusal bir rahatlama sağlıyor. Türkiye’ye yönelik tarihsel güvenlik tehditlerinin nereden geldiğine baktığımızda bu şemsiyenin neden vazgeçilmez olduğunu net görüyoruz. Dün yaşanan füze olayı da bu tartışmayı fiilen zamansız kılıyor. NATO mükemmel bir ortak değil, defalarca hayal kırıklığı yaşadık; ama mesele bu yapıyı sevip sevmemek üzerine kurulamaz. Asıl mesele onu akıllıca ve milli çıkarlar için sonuna kadar kullanmak. Masayı devirip kalkmak güç gösterisi değil, telafisi güç bir stratejik kayıp olur."