Ortadoğu’da artan gerilimler sürerken İran’ın Türkiye’yi veya Türkiye’deki ABD varlığını neden doğrudan hedef almadığı sorusu yeniden gündeme geldi. Güvenlik uzmanı Abdullah Ağar, yaptığı değerlendirmede Türkiye’nin bölgesel dengelerde oynadığı rol nedeniyle İran’ın Ankara’yı doğrudan hedef almak istemediğini belirtti. Ağar’a göre Türkiye, İran açısından Arap ülkeleri gibi bir “cephe ülkesi” değil, jeopolitik dengelerin merkezinde yer alan kritik bir aktör.
TÜRKİYE: "DENGE DÜĞÜMÜ"
Abdullah Ağar, Türkiye’nin NATO üyesi olmasına rağmen İran ile doğrudan kara sınırı ve diplomatik ilişkileri bulunan nadir ülkelerden biri olduğuna dikkat çekti. Türkiye’nin aynı zamanda Rusya ve Çin ile ilişkilerini sürdürdüğünü, Arap dünyasıyla da çok yönlü temaslar kurduğunu belirten Ağar, bu durumun Ankara’yı bölgesel dengelerde önemli bir arabulucu haline getirdiğini ifade etti.
Ağar’a göre İran’ın Türkiye’yi hedef alması; NATO’nun doğrudan devreye girmesi riskini artırabilir, Karadeniz, Kafkasya ve Orta Asya hattında yeni kriz alanları oluşturabilir, Türkiye’de güçlü bir kamuoyu konsolidasyonu yaratabilir.
ARAP ÜLKELERİNE SALDIRILAR "KONTROLLÜ GERİLİM"
Abdullah Ağar, İran’ın Arap ülkelerine yönelik saldırılarını ise “kontrollü gerilim stratejisi” olarak değerlendirdi. Ağar, İran’ın genellikle ABD üslerinin bulunduğu ancak siyasi meşruiyetin daha zayıf olduğu bölgeleri hedef aldığını belirterek bu hamlelerin askeri sonuçtan çok caydırıcılık amacı taşıdığını ifade etti.
"İRAN'IN ÜÇ TEMEL HEDEFİ VAR"
Abdullah Ağar’a göre İran mevcut süreçte üç temel stratejik hesap yapıyor:
Caydırıcılık göstermek: ABD ve Körfez ülkeleri üzerinde baskı kurmak
Rejim içi konsolidasyon: Devrim Muhafızları merkezli güç yapısını diri tutmak
Türkiye’yi nötr tutmak: Ankara’nın doğrudan cepheye dahil olmasını engellemek
İLİŞKİLERİN TARİHSEL ARKA PLANI ÖNEMLİ
Ağar, Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin tarihsel olarak farklı bir karakter taşıdığını da vurguladı.
1639’da imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması’ndan bu yana iki ülke arasındaki sınırın değişmediğini hatırlatan Ağar, iki ülke arasında doğrudan bir savaş yaşanmadığını belirtti. Ağar’a göre rekabet ve gerilim zaman zaman ortaya çıksa da bu durum sistem kırıcı bir çatışmaya dönüşmedi.
EKONOMİ VE ENERJİ BAĞLARI DA ETKİLİ
Abdullah Ağar, Türkiye’nin İran açısından yalnızca siyasi değil ekonomik açıdan da önemli bir rol oynadığını ifade etti. Türkiye’nin enerji ticareti açısından önemli bir hat, Batı’ya açılan ticari koridor, yaptırımları dolaylı aşma kanalı, finansal ve ticari nefes hattı olduğunu belirten Ağar, bu nedenle İran’ın Türkiye ile doğrudan kriz yaşamaktan kaçındığını söyledi.
İRAN'DAKİ TÜRK NÜFUSU DENGELERİ ETKİLİYOR
Ağar, İran’daki Türk nüfusunun büyüklüğünün de Tahran’ın stratejik hesaplarında önemli bir faktör olduğunu ifade etti. Güney Azerbaycan Türkleri başta olmak üzere Kaşkay, Horasan ve Türkmen topluluklarının İran nüfusu içinde önemli bir yer tuttuğunu belirten Ağar, Türkiye’ye yönelik bir askeri hamlenin İran içinde milliyetçi reaksiyonlar doğurabileceğini söyledi.
TÜRKİYE'YE SALDIRI HANGİ DURUMDA GÜNDEME GELEBİLİR?
Abdullah Ağar’a göre İran’ın Türkiye’ye yönelik bir saldırıyı değerlendirmesi için en kritik senaryo, Türkiye topraklarından İran rejimini hedef alan doğrudan ve sistematik bir askeri tehdit algısı oluşması olabilir.
Bunun dışında olası bir saldırının provokasyon veya “sahte bayrak” operasyonları, İran içindeki güç mücadeleleri, Türkiye’nin bölgesel cepheleşmede taraf seçmeye zorlanması gibi durumlarda gündeme gelebileceğini belirtti.
TEKNİK HATALAR GERİLİMİ TIRMANDIRABİLİR
Ağar, modern savaşlarda yalnızca siyasi kararların değil teknik hataların da krizleri tetikleyebileceğini söyledi. Radar hataları, İHA veya füze uçuş sapmaları, siber müdahaleler ya da yanlış hedef tespiti gibi durumların kısa sürede krizlerin büyümesine yol açabileceğini ifade etti.
