SON GELİŞMELER
Bize Ulaşın

Dil Seçimi

İYİ Parti lideri Dervişoğlu: Anadolu’ya yeniden yerleşmeliyiz

Haber görseli

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada deprem, ekonomi ve dış politika başlıklarında değerlendirmelerde bulundu.

Dervişoğlu, 6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremlerin Cumhuriyet tarihinin en ağır felaketlerinden biri olduğunu belirtti. Bu yıkımın yalnızca yer kabuğunun hareketiyle açıklanamayacağını ifade eden Dervişoğlu, yönetim tercihleri, ihmaller ve denetimsizliğin sürece etkisine dikkat çekti. 

Dervişoğlu, Türkiye’de nüfus ve ekonomik faaliyetlerin birkaç büyük şehirde yoğunlaştığını belirterek, bu tablonun riskler barındırdığını ifade etti. Dervişoğlu, güvenlik ve kalkınma açısından Anadolu’ya yeniden yerleşmenin zorunluluk haline geldiğini söyledi.

"YENİ BİR DEPREM STRATEJİSİ YOK"

Depremin üzerinden 3 yıl geçtiğini dile getiren Dervişoğlu, devletin halen yeni bir Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı bulunmadığını iddia etti. İstanbul ve Marmara Bölgesi için beklenen depremin bir söylenti olmadığını vurgulayan Dervişoğlu, hiçbir kişi ve kurumun olası bir deprem sonrası “kader” demeyeceğini, risklerin ve yapılması gerekenlerin bilindiğini ancak hayata geçirilmediğini söyledi.

"BİR YANDA AŞIRI YIĞILMA, BİR YANDA GERİDE BIRAKILMIŞ ŞEHİRLER"

Türkiye’de nüfus ve ekonominin birkaç büyük şehirde toplandığını belirten Dervişoğlu, bunun adaletsiz ve kırılgan bir tablo oluşturduğunu ifade etti. Büyük merkezlerde yaşanacak olası bir afetin ülkeye ağır sonuçlar doğurabileceğini dile getirdi.

Dervişoğlu, şöyle konuştu:

"Allah korusun, bu merkezlerde yaşanacak büyük bir sarsıntının, bir afetin, bir kesintinin, ülkemize nelere mal olacağını gerçekten hesapladınız mı? Bu tablo, risk yönetimi ve kalkınma açısından, sürdürülebilir değildir. Bu tablo, toplumsal barış ve huzur açısından da sürdürülebilir değildir. Çünkü bu yapı bir yanda aşırı yığılma, diğer yanda ise geride bırakılmış şehirler üretmektedir. Bir yanda fırsata boğulan merkezler, diğer yanda potansiyeline ulaşamayan Anadolu vardır."

"ANADOLU'YA YENİDEN YERLEŞMELİYİZ"

Dervişoğlu, Anadolu’ya yeniden yerleşmenin bir ikamet planlaması değil, güvenlik ve kalkınma çağrısı olduğunu söyledi. Bu yaklaşımın üretim, sanayi, tarım, lojistik, eğitim ve yatırımların ülke geneline akılcı şekilde yayılması anlamına geldiğini belirtti. En az 15 şehrin cazibe merkezi haline getirilmesi gerektiğini ifade etti:

"İşte bu yüzden Anadolu'ya yeniden yerleşmeliyiz. Bu bir ikamet planlaması değil, bir güvenlik çağrısıdır. Bu bir kalkınma çağrısıdır. Bu, bir devlet aklı çağrısıdır. Anadolu'ya yeniden yerleşmek büyükşehirlerden memlekete dönüş de değildir. Anadolu'ya yeniden yerleşmek insanımızı, üretimi, sanayiyi, tarımı, lojistiği, eğitimi ve yatırımı akılcı biçimde ülke sathına yaymaktır. Anadolu'ya yeniden yerleşmek Türkiye'nin dört bir yanında yıldız şehirler çıkarmaktır. En az 15 şehrimizi cazibe merkezi haline getirmektir. Ekonomik olarak Türkiye'ye bir Türkiye daha eklemektir."

"RAKAMLARLA HAYAT ARASINDAKİ BAĞ KOPTU"

Ekonomi politikalarını eleştiren Dervişoğlu, açıklanan resmi enflasyon rakamları ile vatandaşın günlük hayatta karşılaştığı fiyatlar arasında büyük fark bulunduğunu savundu. Bu durumun ölçüm hatası değil, bir yönetim tercihi olduğunu ileri sürdü. Enflasyon verilerinin güvenilirliğinin para politikası ve vatandaşın gelecek planlaması açısından kritik olduğunu belirten Dervişoğlu şöyle konuştu:

"Enflasyon, ekonominin bir çıpasıdır. O çıpa güvenilir değilse ne para politikası çalışır ne de vatandaş geleceğini planlayabilir. Bir tahlilin sonucuyla oynayarak kan değerlerini kağıt üzerinde düşürebilirsiniz. Ama o hastalık içeride ilerlemeye devam eder. Bugün yapılan tam olarak budur. Gerçek enflasyonu halının altına süpürüp, sözde resmi rakamlar üzerinden politika üretmek binanın temellerindeki çatlakları boyayla kapatıp 'sağlam' raporu vermeye benzer. Bu durum, ekonomiyi iyileştirmez sadece güveni çürütür. Vatandaş, açıklanan rakamla pazar poşeti arasındaki uçurumu her gün bizzat yaşıyor. Devletin kendi istatistiklerini bir risk yönetimi aracı olmaktan çıkarıp, bir algı yönetimi aracına dönüştürmesi belirsizliği artıran en büyük risktir."

"SURİYE'DE YAPILMASI GEREKEN BELLİDİR"

Suriye’deki gelişmelere de değinen Dervişoğlu, Şam yönetimi ile terör örgütü YPG arasında varılan mutabakatın doğru okunması gerektiğini söyledi:

"PKK'nın ve YPG'nin geri adımı, askeri baskı sonucu gelmiştir. Gerisi, sonradan yazılmış masallardır. PKK'yı Suriye'de siyasal makyajla yeniden üretmeye çalışan hiçbir modele ve açılıma göz yummayın. PKK'yı tam ve kalıcı biçimde ezecekken onu dolaylı yollarla yeniden ayağa kaldıracak hiçbir siyasal manevraya izin vermeyin. Suriye'de yapılması gereken bellidir. Terör örgütünün askeri ve siyasi kapasitesi bir daha dirilemeyecek şekilde tasfiye edilmelidir. Elinde askerimizin kanı olan unsurların devlet yapıları içine sızmasına asla müsaade edilmemelidir."

"YENİ RİSK ALANLARINA DİKKAT"

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan hattında gündeme gelen askeri ve stratejik ittifak arayışlarına temkinli yaklaştıklarını belirten Dervişoğlu, bu tür adımların Türkiye’yi yeni risk alanlarına sürükleyebileceğini söyledi. Türkiye’nin öncelikle Azerbaycan ile ilişkilerini güçlü tutması gerektiğini vurguladı.

"İRAN'IN KADERİNE İRAN HALKI KARAR VERMELİDİR"

İran, İsrail ve ABD arasındaki gerilime de değinen Dervişoğlu, Orta Doğu’ya dışarıdan yapılan askeri müdahalelerin istikrar getirmediğini ifade etti. İran’daki mevcut rejimin meşruiyet sorunu yaşadığını dile getirirken, dış müdahalelerin meşru olmadığını ve dönüşümün İran halkının iradesiyle gerçekleşmesi gerektiğini söyledi.

"Orta Doğu'ya dışarıdan yapılan hiçbir askeri müdahale istikrar, barış ve refah getirmemiştir. Aksine bu müdahaleler iç savaş, yoksulluk, yozlaşma ve kitlesel göç dalgaları üretmiştir. İran'daki mevcut rejim ciddi bir meşruiyet krizi yaşamaktadır. Evet, İran halkının itirazları haklıdır. Ancak bu gerçekler uluslararası hukuku ve bölgesel güvenliği tehlikeye atan hiçbir dış müdahaleyi meşru kılmaz. Hele de işin içinde şeytan ortağı Netanyahu'nun dahli varsa hiç etmez. İran'ın kaderine İran halkı karar vermelidir. Dönüşüm dışarıdan zorla değil, içeriden, daha demokratik ve daha kapsayıcı yöntemlerle gerçekleşmelidir. İran devleti, mevcut otoriter yapısını daha demokratik ve kapsayıcı bir sistemle ikame ettiğini dünyaya derhal ilan etmelidir. İran'ı ve bölgeyi istikrara kavuşturacak yol budur. Şuna inanıyoruz İran'ın geleceği zorbalara, mollalara, kuklalara değil, İran halkına aittir."

Küfür, hakaret ve spam yayınlanmaz.