Türkiye’de son dönemde art arda yaşanan küçük depremler, kamuoyunda “büyük deprem geliyor mu?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı. İnşaat Yüksek Mühendisi ve İMO Afet Hazırlık ve Müdahale Kurulu Başkan Yardımcısı Cahit Kocaman, Manşet Haber’e yaptığı açıklamada bu konuda yaygın inanışların aksine bilimsel gerçeklere dikkat çekti.
Kocaman’a göre küçük depremler çoğu zaman büyük bir depremin habercisi değil. “Öncü deprem” kavramının ancak büyük bir deprem olduktan sonra geriye dönük olarak tanımlanabildiğini belirten Kocaman, her gün çok sayıda küçük depremin meydana geldiğini ancak bunların çok nadir durumlarda büyük depreme dönüştüğünü ifade etti.
“DEPREMİN NE ZAMAN OLACAĞINI KİMSE BİLMİYOR”
Depremlerin önceden tahmin edilmesinin bugünkü bilimsel imkanlarla mümkün olmadığını vurgulayan Kocaman, bir depremin doğru şekilde öngörülebilmesi için üç temel bilginin aynı anda bilinmesi gerektiğini söyledi: yer, zaman ve büyüklük.
Bu üç kriterden biri bile net olarak belirlenemiyorsa yapılan açıklamaların bilimsel bir tahmin olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Kocaman, “Her an olabilir ya da er ya da geç olacak gibi ifadelerin bilimsel bir karşılığı yok” dedi.
TAHMİNLER NEDEN TUTMUYOR?
Deprem tahminlerindeki belirsizliğe dikkat çeken Kocaman, Japonya örneğini hatırlattı. 1923 yılında Tokyo’da meydana gelen büyük depremin uzun yıllardır tekrar etmesinin beklendiğini ancak aradan geçen yüz yılı aşkın sürede bu depremin gerçekleşmediğini ifade etti.
“Bilim insanları Japonya’da uzun süre Nankai Çukuru’nun belirli bir bölümünde büyük bir deprem bekliyordu. Ancak 2011 yılında bu beklentinin dışında, farklı bir bölgede 9 büyüklüğünde deprem ve tsunami meydana geldi” diye konuştu.
Bilimsel verilerin sınırlı olduğuna işaret eden uzman isim, aletsel ölçümlere dayalı veri toplama sürecinin yaklaşık 100 yıl öncesine dayandığını, kapsamlı veri birikiminin ise yalnızca son 50 yılda oluştuğunu belirtti.
Buna karşılık büyük depremlerin tekrarlanma aralığının 300 ila 500 yıl arasında değişebildiğini vurgulayan Kocaman, “Elimizdeki veri süresi deprem davranışını tam anlamıyla çözmek için hâlâ yeterli değil. Daha uzun yıllar gözlem yapılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
RİSK HER YERDE AYNI DEĞİL
Kocaman, deprem tehlikesi ile risk kavramlarının sıkça karıştırıldığına dikkat çekti. Riskin yalnızca fay hatlarına bağlı olmadığını belirten Kocaman, yoğun nüfus ve dayanıksız yapıların bulunduğu bölgelerde riskin katlandığını ifade etti. Bu nedenle Marmara Bölgesi’nin, özellikle de İstanbul’un en kritik bölgeler arasında yer aldığını vurguladı.
MARMARA İÇİN BEKLENTİ SÜRÜYOR
Kuzey Anadolu Fayı üzerindeki tarihsel deprem dizilimine işaret eden Kocaman, 1939 Erzincan depreminden bu yana sarsıntıların doğudan batıya doğru ilerlediğini belirtti. Bu durumun Marmara Denizi içinden geçen fay segmentinde yeni bir büyük deprem beklentisini güçlendirdiğini ifade etti. Kocaman, ancak bu depremin ne zaman, nerede ve hangi büyüklükte olacağının kesin olarak bilinmediğinin de altını çizdi.
“EN ETKİLİ ÖNLEM BİNA GÜÇLENDİRME”
Depreme karşı alınabilecek en kritik önlemin yapıların dayanıklılığını artırmak olduğunu vurgulayan Kocaman, sadece deprem sigortası yaptırmanın yeterli olmadığını belirtti. Riskli binaların güçlendirilmesi ya da uygun şekilde yenilenmesi gerektiğini ifade etti.
Kocaman, bina güçlendirme çalışmalarının her zaman uzun ve maliyetli olmak zorunda olmadığını da belirtti. “Betonarme yapılarda bazı dolgu duvarların kaldırılarak yerine perde duvar yapılması, yapının dış cephelerine betonarme destekler eklenmesi ya da zemin katı açık olan binalarda dolgu duvar oluşturulması gibi uygulamalar, birkaç ay içinde tamamlanabilecek ve yapının dayanımını ciddi şekilde artırabilecek yöntemlerdir” sözlerini ifadelerine ekledi.