Ankara'nın Gölbaşı ilçesiyle özdeşleşen Sevgi Çiçeği, bilimsel adıyla Centaurea tchihatcheffii, papatyagiller (Asteraceae) familyasının Centaurea cinsinde yer alan endemik bir bitki türü.
Sevgi Çiçeği'nin bilim dünyasındaki geçmişi 19. yüzyıla uzanıyor. Türün adı, Anadolu'da araştırmalar yapan Rus doğa bilimci ve gezgin Pierre de Tchihatcheff ile ilişkilendiriliyor. Tchihatcheff'in Anadolu gezileri sırasında topladığı bitki örnekleri, türün bilimsel olarak tanınmasında rol oynadı.
Türün bilimsel tarihçesi, Türkiye florasındaki yeri ve yayılış alanları üzerine akademik çalışmalar da yapıldı. Centaurea tchihatcheffii Ankara-Gölbaşı Sevgi Çiçeği adıyla bitkinin tarihçesini ve taksonomik özelliklerini ele alan kapsamlı çalışmalar yayımlandı.
Ancak Külhöyük'teki son arkeolojik keşif, Sevgi Çiçeği'nin tarihini bilimsel olarak tanımlandığı 19. yüzyılın çok daha gerisine taşıyan önemli veriler ortaya koydu.

4 BİN YILLIK TOHUMLAR TARİHİNİ YENİDEN GÜNDEME GETİRDİ
Ankara'nın Gölbaşı ilçesindeki yaklaşık 5 bin yıllık Hatti ve Hitit yerleşimi Külhöyük'te yapılan kazılarda, yaklaşık 4 bin yıllık bir Hitit kabının içerisinde Sevgi Çiçeği'ne ait olduğu belirlenen tohum kalıntıları bulundu.
Kültür ve Turizm Bakanlığının açıklamasına göre bunlar, Sevgi Çiçeği'nin bugüne kadar tespit edilen bilinen en eski tohum kalıntıları.
Bu bulgu, günümüzde Gölbaşı çevresinde yaşamını sürdüren bitkinin izlerinin aynı coğrafyada binlerce yıl öncesine kadar uzandığına ilişkin önemli arkeobotanik veriler sunuyor.
Başka bir ifadeyle Sevgi Çiçeği, yalnızca Ankara'nın günümüzdeki doğal mirasının değil, bölgenin binlerce yıllık flora geçmişinin de bir parçası olarak öne çıkıyor.
HİTİT KABININ İÇİNDE BULUNDU
Keşfin en dikkat çekici yönlerinden biri de tohumların bulunduğu yer oldu. Kalıntılar, Külhöyük kazılarında ortaya çıkarılan yaklaşık 4 bin yıllık bir Hitit kabının içerisinde tespit edildi.
Külhöyük, Hatti ve Hitit dönemlerine ait izler taşıyan yaklaşık 5 bin yıllık bir yerleşim olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle buluntu hem bölgenin arkeolojik geçmişi hem de Anadolu'nun tarihî bitki örtüsünün araştırılması açısından önem taşıyor.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da keşfin Anadolu'nun zengin flora tarihine yeni bir pencere açtığını belirtti.
Tohumların yaklaşık 4 bin yıllık bir kabın içinde bulunması, Sevgi Çiçeği'nin tarih öncesi Anadolu'daki varlığına ilişkin bugüne kadar elde edilen en eski fiziksel kanıt olarak açıklandı.

SEVGİ ÇİÇEĞİ'NİN ÖZELLİKLERİ NELER?
Gölbaşı Sevgi Çiçeği'nin bilimsel adı Centaurea tchihatcheffii. Asteraceae yani papatyagiller familyasına ait olan bitki, Türkiye'ye özgü endemik türlerden biri.
Türk Patent ve Marka Kurumunun coğrafi işaret tescil belgesinde de bitkinin bilimsel adı Centaurea tchihatcheffii olarak belirtiliyor.
Sevgi Çiçeği'nin en önemli özelliği çok dar bir doğal yayılış alanına sahip olması. Günümüzde doğal olarak Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde yetişmesi nedeniyle ilçenin simgelerinden biri haline gelmiş durumda.
Çiçekleri kırmızı ve pembe tonlarında görülebiliyor. Güneş ışığının geliş açısına göre renklerinin farklı tonlarda algılanması nedeniyle bitki halk arasında “yanardöner” adıyla da biliniyor.
Bitki için kullanılan diğer yerel adlardan biri de “gelin düğmesi”.
NEDEN “SEVGİ ÇİÇEĞİ” DENİYOR?
Bitkinin halk arasında Sevgi Çiçeği olarak tanınmasında yörede anlatılan bir aşk hikâyesinin etkili olduğu aktarılıyor.
Bitkinin bir diğer yaygın adı olan “yanardöner” ise çiçeklerinin ışığa göre kırmızının farklı tonlarında görünmesinden kaynaklanıyor.
Bilimsel adındaki tchihatcheffii ifadesi ise Anadolu'da botanik araştırmaları gerçekleştiren Pierre de Tchihatcheff'in adına dayanıyor.
DÜNYADA YALNIZCA GÖLBAŞI'NDA DOĞAL OLARAK YETİŞİYOR
Sevgi Çiçeği'ni özel kılan en önemli unsurlardan biri yayılış alanının son derece sınırlı olması.
Kültür ve Turizm Bakanlığının son keşfe ilişkin açıklamasında, bitkinin günümüzde dünyada yalnızca Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde yetiştiği belirtiliyor.
Bu özelliği nedeniyle Sevgi Çiçeği, Ankara'nın biyolojik çeşitliliğinin en dikkat çekici sembollerinden biri olarak kabul ediliyor.
NESLİ TEHLİKE ALTINDA
Türk Patent ve Marka Kurumunun Gölbaşı Sevgi Çiçeği'ne ilişkin tescil belgesinde bitkinin koruma açısından taşıdığı öneme de dikkat çekiliyor.
Bitki, sınırlı yaşam alanı nedeniyle hassas bir doğal miras niteliğinde. Tescil belgesinde uluslararası tehlike kategorileri kapsamında “Critically Endangered – Çok Tehlikede” kategorisine ilişkin bilgiye yer veriliyor.
Bu nedenle Sevgi Çiçeği'nin doğal yaşam alanlarının korunması, türün gelecek nesillere aktarılması açısından önem taşıyor.
2019'DA COĞRAFİ İŞARET ALDI
Gölbaşı Belediyesi, Sevgi Çiçeği'nin korunması ve bölgeyle olan bağının tescillenmesi amacıyla Türk Patent ve Marka Kurumuna başvuruda bulundu.
Başvurunun ardından Gölbaşı Sevgi Çiçeği, 4 Şubat 2019 tarihinde 412 tescil numarasıyla coğrafi işaret aldı.
Coğrafi işaretin türü “menşe adı”, coğrafi sınırı ise Ankara'nın Gölbaşı ilçesi olarak belirlendi.
Böylece Sevgi Çiçeği'nin Gölbaşı'yla olan doğal ve coğrafi bağı resmî olarak da tescillenmiş oldu.
MODERN BOTANİKTEN HİTİTLERE UZANAN HİKÂYE
Sevgi Çiçeği'nin bilinen hikâyesi artık iki farklı tarihsel dönemi bir araya getiriyor.
Bitkinin bilimsel olarak tanınması 19. yüzyıldaki botanik çalışmalarına dayanırken Külhöyük'te ortaya çıkarılan tohum kalıntıları, bitkinin izlerini yaklaşık 4 bin yıl öncesine, Hitit dönemine kadar götürüyor.
Bugün yalnızca Gölbaşı çevresinde doğal yaşamını sürdüren Sevgi Çiçeği'nin tohumlarının yine Gölbaşı'ndaki tarihî bir yerleşimde bulunması, keşfin en dikkat çekici yönünü oluşturuyor.
KÜLHÖYÜK ANKARA'NIN 5 BİN YILLIK GEÇMİŞİNE IŞIK TUTUYOR
Sevgi Çiçeği tohumlarının bulunduğu Külhöyük de Ankara tarihi açısından önemli arkeolojik alanlardan biri.
Hatti ve Hitit dönemlerinin izlerini taşıyan yaklaşık 5 bin yıllık yerleşimdeki çalışmalar, Cumhurbaşkanlığı Kararlı Kazı statüsünde yürütülüyor.
Kazılar, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Ankara Üniversitesi adına Doç. Dr. Derya Yılmaz Tekin başkanlığındaki ekip tarafından sürdürülüyor.
Külhöyük'ten çıkarılan 4 bin yıllık kap ile içerisindeki Sevgi Çiçeği tohumlarının birlikte değerlendirilmesi, arkeologlara yalnızca bölgede yaşayan toplumlar hakkında değil, o dönem Ankara çevresinde bulunan bitki türleri ve doğal çevre hakkında da yeni bilgiler sunabilecek.
Külhöyük'teki keşif böylece Ankara'nın arkeolojik mirası ile bugün hâlâ yaşayan doğal mirasını yaklaşık 4 bin yıllık bir noktada buluşturmuş oldu.