Türkiye yakın siyasi tarihinde bazı tarihler unutulmaz.
17-25 Aralık da bunlardan biridir.
AK Parti açısından o dönem, yıllarca devletin içerisine yerleşmiş FETÖ yapılanmasıyla büyük kopuşun yaşandığı bir milat oldu. Maskeler düştü, yollar ayrıldı ve ardından ciddi bir ayıklanma süreci başladı.
Bugün elbette aynı meseleden bahsetmiyoruz.
Ama bana kalırsa AK Parti’nin içerisinde yeni bir ayıklanma dönemi yaşanıyor.
Bu kez FETÖ’cüler değil, çürük elmalar dökülüyor.
Uzun yıllar iktidarda kalmanın en büyük tehlikesi budur.
Makamı hizmet yeri değil güç kapısı görenler…
Partinin nüfuzunu kendi nüfuzu zannedenler…
Dün sahip olmadığı serveti bugün açıklamakta zorlananlar…
Belediyeyi, bürokrasiyi veya siyasi makamı kendi çevresinin hizmetine sokanlar…
Ve bütün bunları yaparken AK Parti’nin tabelasının arkasına saklananlar.
Bir siyasi hareketi bazen rakipleri değil, içerisine yerleşen bu anlayış yıpratır.
O yüzden son dönemde yaşanan her yol ayrılığını AK Parti açısından kayıp olarak görmemek gerekir.
Bazen bir isim gider, parti küçülmez.
Temizlenir.
Elbette kimin suçlu olduğuna mahkemeler karar verir. Ancak siyaset yalnızca ceza hukukundan ibaret değildir. Kamuoyu da siyasetçiden şeffaflık, hesap verebilirlik ve taşıdığı makama yakışır bir hayat bekler.
17-25 Aralık’ta başka maskeler düşmüştü.
Bugün başka maskeler düşüyor.
AK Parti’nin yapması gereken, dökülen çürük elmaları yeniden sepete koymaya çalışmak değil; kim olduğuna, kimi tanıdığına bakmadan yoluna devam etmektir.
Çünkü çürük elmanın dökülmesi problem değildir.
Asıl problem, bir çürük elma uğruna bütün sepeti riske atmaktır.