Sevgili okuyucularım,
Yapay zekâya bir fotoğrafımızı veriyoruz; bize daha etkileyici bir görüntü hazırlıyor. Yazdığımız birkaç cümleyi gönderiyoruz; daha güçlü, daha akıcı bir metne dönüştürüyor. Bir sunum istiyoruz; başlıkları, örnekleri, kapanış cümlesi önümüze geliyor.
Sonra bir toplantıda biri dönüp bize soruyor:
“Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?”
İşte o birkaç saniye…
Ekranda hazır duran cevaplarla kendi sesimiz arasında kaldığımız o an.
Bence yapay zekâ ve özgüven meselesini konuşmaya tam buradan başlamalıyız.
Çünkü iyi hazırlanmış bir metne sahip olmakla, düşüncemizi rahatça anlatabilmek aynı deneyim değil. İkisi birbirini destekleyebilir. Fakat aradaki bağı kurmak için bizim de bir şey yapmamız gerekiyor.
Konuşmak. Denemek. Bazen de cümleyi yeniden kurmak.
Diksiyon ve etkili konuşma, imaj ve iletişim, etkili sunum teknikleri… Eğitim alanlarımın teknolojiyle buluştuğu yerde benim için önemli bir soru var:
Bütün bu imkânlar insanın kendisini daha rahat ifade etmesini mi sağlıyor, yoksa kendisini ortaya koymadan önce geçmesi gereken yeni bir onay kapısına mı dönüşüyor?
Bir mesaj yazıyoruz, beğenmiyoruz. Yeniden yazdırıyoruz. Biraz daha etkileyici olsun istiyoruz. Sonra daha sıcak, daha doğal, daha kararlı…
Bir süre sonra göndermek istediğimiz o basit mesaj, uluslararası bir zirvenin açılış konuşmasına benziyor.
Oysa söylemek istediğimiz yalnızca şu:
“Yarın sizinle görüşmek isterim.”
Elbette kelimelerimizi özenle seçelim. Ama her cümlemizin hayranlık uyandırması gerektiğine de inanmayalım. İnsan ilişkilerinde anlaşılır olmak çoğu zaman yeterince değerlidir.
Özgüvenin önüne bazen bilgisizlikten çok, kendimizden beklediğimiz kusursuzluk geçiyor.
“Sesim titremesin.”
“Yanlış bir şey söylemeyeyim.”
“Beni yetersiz bulmasınlar.”
Böyle düşününce konuşmaya başlamadan yoruluyoruz. Oysa bir kelimeyi yanlış söyleyip düzeltmek, konuşmayı sürdürebilmenin sıradan bir parçası. Kısa bir duraksama da dinleyenin gözünde düşündüğümüz kadar büyük bir olay olmayabilir.
Etkili konuşmayı yalnızca güzel kelimeler seçmek olarak görmüyorum. Neyi anlatmak istediğini bilmek, anlaşılabilecek bir hızda konuşmak ve gerektiğinde durabilmek de bu işin içinde.
Bir düşünceyi kendi kelimelerinizle anlatabildiğinizde, bir sonraki cümlenin mutlaka mükemmel olması gerekmiyor.
Çünkü artık söyleyecek bir şeyiniz olduğunu biliyorsunuz.
Yapay zekâ bu noktada iyi bir çalışma arkadaşı olabilir. Bir iş görüşmesine hazırlanırken size sorular yöneltmesini isteyebilirsiniz. Hazırladığınız sunumdaki belirsiz yerleri göstermesini, düşüncenize karşı itirazlar üretmesini sağlayabilirsiniz.
Ama yalnızca cevapları okumakla kalmayın. O sorulardan birini seçip kendi sesinizle yanıtlayın. Bir dakika boyunca kendinizi anlatın. Ardından kaydınızı dinleyin.
İlk dinleyişte sesinizi biraz yadırgayabilirsiniz. Çoğumuzun içinden “Ben gerçekten böyle mi konuşuyorum?” geçer.
Hemen silmeyin.
Nerede acele ettiğinize, hangi cümleyi gereğinden fazla uzattığınıza bakın. Her şeyi aynı anda düzeltmeye çalışmadan, bir sonraki denemede tek bir noktaya dikkat edin.
Kendimize güvenmek için bazen büyük bir övgüye değil, küçük bir ilerlemeyi fark etmeye ihtiyacımız var.
İmaj konusunda da benzer bir ayrım görüyorum.
Yapay zekâyla hazırlanmış bir fotoğrafta daha dinç, daha gösterişli, daha kusursuz görünebiliriz. Bununla eğlenmekte bir sorun yok. Fakat o görüntüyü kendi yüzümüzü yargılamak için ölçü yapmaya başladığımızda durup düşünmeliyiz.
Düzenlenmiş bir fotoğrafın karşısına geçip gerçek yüzümüze haksızlık etmeyelim.
İnsan yüzü yalnızca simetriden oluşmuyor. Birini dinlerken değişen ifadesi, gülerken kısılan gözleri, anlatırken yüzüne yerleşen heyecanı da var.
Bir fotoğrafta düzeltmek istediğimiz ayrıntı, bizi seven birinin en çok tanıdığı yanımız olabilir.
Stil ve imaj danışmanlığını da herkesi birbirine benzeyen, kusursuz görünen insanlara dönüştürme çabası olarak düşünmüyorum. İnsanın kendisine, bulunduğu ortama ve vermek istediği mesaja uygun seçimler yapabilmesi önemli.
Çok şık bir kıyafetin içinde sürekli kendinizi düzeltmek zorunda kalıyorsanız, bütün dikkatiniz üzerinizde kalır. Oysa rahatça hareket edebildiğiniz, size uygun bir seçim, dikkatinizi karşınızdaki insana vermenizi kolaylaştırabilir.
İyi bir imajın içinde kendinize de yer kalmalı.
Üstelik özgüven yalnızca nasıl göründüğümüz ya da ne kadar güzel konuştuğumuzla ilgili değil.
Bir toplantıda “Bu kısmı henüz bilmiyorum, kontrol edip döneyim” diyebilmek de kendine güvenmektir.
Bir öneriye katılmadığınızda karşınızdakini küçültmeden gerekçenizi anlatabilmek de öyle.
Herkes sizi beğensin diye her söze katılmak, dışarıdan uyumlu görünebilir. Ama kendi düşüncenize hiç yer bırakmıyorsanız, o sohbetten kendinizi ne kadar iyi hissederek çıkarsınız?
Zarafet ve özgüvenin birbirine değdiği yer burası.
Kendinizi ifade ederken başkasını ezmek zorunda değilsiniz. Birinin sizden farklı düşünmesi de sizin değerinizi azaltmaz.
Yapay zekâdan fikir alırken de bu hakkınızı koruyun. Size sunulan her öneriyi benimsemek zorunda değilsiniz. Bir cümle çok etkileyici olabilir ama sizin söylemek istediğiniz şey olmayabilir.
“Bu bana benzemiyor” diyebilmek kıymetlidir.
Çünkü kendi sesimizi bulmak, bazen bize sunulan güzel bir cümleden vazgeçmeyi gerektirir.
Sevgili okuyucularım,
Kendini geliştirmek isteyen bir insana “Olduğun gibi kal” demekle yetinemem. Öğrenmek, değişmek, destek almak güzel. Benim eğitim alanlarım da bu gelişimin farklı taraflarına dokunuyor.
Fakat gelişmek için önce kendimizden utanmamız gerekmiyor.
Sesimizi daha iyi kullanmayı öğrenebiliriz; duyulmayı hak etmek için kusursuz bir sese ihtiyacımız yok.
Giyimimizi geliştirebiliriz; saygı görmek için başka birinin görüntüsüne bürünmemiz gerekmiyor.
Yapay zekâdan yararlanabiliriz; kendi düşüncemizi söylemeden önce her defasında onay almamız şart değil.
Bu hafta küçük bir deneme yapın. Önce bir konu hakkındaki düşüncenizi birkaç cümleyle kendiniz yazın. Sonra destek alın. Gelen önerilerden hangisinin düşüncenizi gerçekten geliştirdiğine, hangisinin yalnızca daha süslü durduğuna siz karar verin.
Son sözü kendinize bırakın.
Belki de teknoloji çağında özgüvenin en sade alıştırması budur.
Bir gün yine bir toplantıda, bir görüşmede ya da kalabalık bir sofrada biri size dönecek:
“Siz ne düşünüyorsunuz?”
Dilerim o an aklınıza önce yanlış yapma ihtimaliniz gelmez.
Söyleyecek bir sözünüz olduğu gelir.
Ve söze başlarsınız.
“Ben şöyle düşünüyorum…”
Ben Ayça Kuru.
Zarafet, imaj ve iletişim uzmanı.
Asaletle kalın.
Sevgili okuyucularım sıra geldi etkinlik sayfamıza ,
Bu hafta size küçük ama önemli bir önerim var: Elimizden telefonları bırakalım biraz, hayata dönelim.
Çünkü bazen hayatı yaşamak yerine, hayatın ekranımıza düşmesini bekliyoruz. Bir masada otururken telefonumuza bakıyor, bir konserde sahne yerine ekranı kaydediyor, sevdiklerimizle sohbet ederken bildirimlerin peşinden gidiyoruz.
Oysa hayat; kaydırılacak bir ekran değil, içinde bulunulacak bir an.
Bir tiyatro salonunda karşımızdaki oyuncunun gözlerine bakmak, bir konserde sevdiğimiz şarkıyı telefon yerine hafızamıza kaydetmek, bir sergide bir eserin karşısında birkaç dakika sessizce durmak… Belki de bu hafta kendimize verebileceğimiz en güzel zarafet, hayata gerçekten orada olduğumuzu göstermek.
Bu nedenle bu haftaki köşemde, telefonunuzu bir kenara bırakıp gidebileceğiniz birkaç etkinliği sizler için seçtim.
HAFTANIN ETKİNLİKLERİ
İSTANBUL
5 Ekim Pazartesi – Alessandro Safina & Burak Yeter feat. Cecilia Krull
📍 Atatürk Kültür Merkezi – Türk Telekom Opera Salonu
🎭 Konser
Klasik müzik ile modern müziğin buluştuğu özel bir akşam. (Yapılacaklar)
7 Ekim Çarşamba – Astra Lumina İstanbul
📍 Turkcell Platinum Park
✨ Multimedya gece yürüyüşü
Yıldızlar, ışıklar ve müzik eşliğinde doğanın içerisinde farklı bir deneyim. (Biletix)
8 Ekim Perşembe – Operadaki Hayalet
📍 Kartal Ada Sanat
🎭 Tiyatro
Aynı gün Kartal Ada Sanat’ta Fareler ve İnsanlar ve Suç ve Ceza da sahneleniyor. (Biletmio)
9 Ekim Cuma – PETZOO Eurasia
📍 İstanbul Fuar Merkezi
🐾 Fuar
Evcil hayvan dünyasına ilgi duyanlar için kapsamlı bir fuar. (Biletix)
ANKARA
6 Ekim Salı – Hacettepe Üniversitesi Senfoni Orkestrası Açılış Konseri
📍 CSO Ada Ankara
🎼 Konser
Aynı akşam Öteki Ankara Müzikali, Lysistrata, Adel Seni Seçti ve Kuşlar gibi farklı tiyatro seçenekleri de bulunuyor. (Klemens Art)
7 Ekim Çarşamba – Nokta
📍 Kulis Sanat Tiyatrosu Panora
🎭 Tiyatro
Tek kişilik bir hatırlama töreni üzerine kurulu etkileyici bir sahne çalışması. (Go Ankara)
9 Ekim Cuma – Leyla The Band
📍 Oran Açıkhava Sahnesi
🎤 Konser
Uzun bir aradan sonra yeniden dinleyiciyle buluşan grubun Ankara konseri. (Go Ankara)
11 Ekim Pazar – Emir Can İğrek
📍 Oran Açıkhava Sahnesi
🎤 Konser
Aynı gün Ankara’da A Capella TimbrFifths ve Şamhal İsmail & String Quartet gibi farklı müzik seçenekleri de bulunuyor. (KonserBilet)
İZMİR
5 Ekim Pazartesi – Linet
📍 Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu
🎤 Konser
Haftaya müzikle başlamak isteyenler için güçlü bir seçenek. (izmirmag)
6 Ekim Salı – Yetişkin Çikolata Atölyesi
📍 Kahve Dünyası – İzmir Alsancak Tekel Fabrikası
🍫 Atölye
Çikolatayı yalnızca yemek değil, kendi ellerinizle hazırlamak isteyenlere keyifli bir alternatif. (Biletix)
7 Ekim Çarşamba – Hakan Altun
📍 Kültürpark Atatürk Açıkhava Tiyatrosu
🎤 Konser (İzmir Art)
8 Ekim Perşembe – Gökhan Özen
📍 Kültürpark Atatürk Açıkhava Tiyatrosu
🎤 Konser (İzmir Art)
10 Ekim Cumartesi – Sıla
📍 Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu
🎤 Konser
Aynı gün İçimizdeki Şeytan, Kuyucaklı Yusuf, Candles and Echoes ve 7. Büyük Efes Bağ Bozumu Festivali de İzmir takviminde yer alıyor. (izmirmag)
ANTALYA
6 Ekim Salı – Ufuk Beydemir
📍 Holly Stone Performance Hall Antalya
🎤 Konser
Aynı gün Doğaçlama Komedya Antre, Kızımın Adı Ada’ydı ve Anadolu Ateşi – Fire of Anatolia gibi seçenekler de bulunuyor. (Yapılacaklar)
8 Ekim Perşembe – Nilüfer
📍 Antalya Açıkhava Tiyatrosu
🎤 Konser (Antalya Kent Haber)
8 Ekim Perşembe – Shakespeare’in Bütün Oyunları
📍 Antalya Devlet Tiyatrosu
🎭 Tiyatro (Antalya Kent Haber)
10 Ekim Cumartesi – Carmina Burana
📍 Antalya Haşim İşcan Kültür Merkezi – Opera Sahnesi
🩰 Bale
Saat 20.00’de sahnelenecek. (Sanat Cepte)
11 Ekim Pazar – Mabel Matiz
📍 Antalya Açıkhava
🎤 Konser
Saat 21.00. (Biletix)
Bazen kendimize yapabileceğimiz en büyük iyilik, telefonun şarjını değil, kendi hayatımızı doldurmaktır.
Bu hafta bir akşam telefonu sessize alın.
Bir arkadaşınızı arayın.
Bir tiyatro bileti alın.
Bir konsere gidin.
Bir serginin karşısında durun.
Ve mümkünse o anı paylaşmak için değil, yaşamak için yaşayın.
Çünkü bazı anların fotoğrafı olmaz.
Bazı anlar yalnızca hatıra olur.
Ben Ayça Kuru
Zarafet, İmaj ve İletişim Uzmanı
📞 0554 280 44 84
✉️ aycakuruakademi@gmail.com
Instagram: @aycakuruakademi
@aycakurutv
@aycakurumedyaokulu
Asaletle kalın.