Bir fotoğraf görüyoruz, inanıyoruz. Bir ses kaydı dinliyoruz, doğru kabul ediyoruz. Bir video izliyoruz, “demek ki olmuş” diyoruz.Artık gördüğümüz her şeyin gerçek olduğundan emin olamadığımız bir döneme girdik. Yapay zeka sayesinde birkaç dakika içinde gerçeğinden ayırt edilmesi neredeyse imkansız görüntüler ve ses kayıtları üretilebiliyor.Dolayisiyla dünya yeni bir yarışın içinde. Bu defa konu petrol ya da silah değil; veri ve yapay zeka. Uluslararası araştırmalara göre yapay zeka pazarının önümüzdeki yıllarda trilyonlarca dolarlık ekonomik büyüklüğe ulaşması bekleniyor. Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Avrupa Birliği bu alana sadece ekonomik değil, stratejik bir güç unsuru olarak da yaklaşıyor. 2025 yılında yayımlanan birçok rapor, yapay zeka ile üretilen sahte görüntü ve ses içeriklerinin son iki yılda katlanarak arttığını ortaya koyuyor. Artık bir kişinin sesini taklit etmek için saatlerce kayıt toplamaya bile gerek kalmıyor. Bazen birkaç saniyelik bir örnek yeterli olabiliyor.
Hukuk açısından sorun tam da burada başlıyor. Bir algoritmanın verdiği yanlış karar nedeniyle bir vatandaş mağdur olduğunda sorumluluk kime ait olacak? Yapay zeka tarafından oluşturulan sahte bir içerik seçimleri, piyasaları veya bir kişinin itibarını etkilediğinde bunun hesabını kim verecek? Mevcut hukuk sistemleri bu sorulara net cevaplar veremiyor.
Tam da bu nedenden dolayı Avrupa Birliği geçtiğimiz yıllarda Yapay Zeka Yasası’nı yürürlüğe sokarak yüksek riskli yapay zeka uygulamalarına ciddi yükümlülükler getirdi. Bu yukumluluklerle hedefledikleri sadece teknoloji üretmek değil; o teknolojinin insan haklarına, özel hayata ve demokratik süreçlere zarar vermeden kullanılmasını sağlamak.
Kanun, yapay zeka uygulamalarını zarar verme risklerine göre sınıflandırmış;kabul edilemez, yüksek, sınırlı, minimum olmak üzere bölümlere ayırmıştır .
Dünya siyasetinde de en önemli tartışmalarından biri enerji, savunma veya ticaret kadar yapay zekadır. İçinde bulunduğumuz yarış teknolojiyi geliştirme yarışı değil, ona hukuk yetiştirme yarışıdır. Çünkü teknoloji tarih boyunca insanlığın hayatını değiştirdi; hukukun görevi ise bu değişimin insanın aleyhine dönmesini engellemektir.Burada yaşanan ihtilafı gözler önünde sermek adına içinde bulunduğumuz çağın sorusu belki de şudur: Yapay zeka ne kadar ileri gidecek değil, hukuk ona ne kadar yetişebilecek? Bizler nasıl bir mücadele içerisinde olacağız? Avrupa Birliği nin Yapay Zeka Yasa’sı bununla mücadele etmeye yetecek mi? Yoksa Yapay Zeka onu da mı alt etmeye çalışacak ? Bizi bekleyen tehlikeler ne?