DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Kars'ta düzenlenen "Barış ve Demokratik Toplum İçin Kadın Buluşması" programında yaptığı açıklamada, iktidarın "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında beklenen somut adımları atmadığını vurguladı. Barışa yönelik toplumsal desteğin yüksek olduğunu belirten Hatimoğulları, belirsizliğin süreci yıprattığına dikkat çekti.
"SÜREÇTEKİ TIKANIKLIKLAR İNANCI ZEDELİYOR"
Hatimoğulları, barış umudunun canlı tutulması için eyleme geçilmesi gerektiğini ifade etti. Sürecin uzamasının olumsuz sonuçlar doğurduğunu belirten Hatimoğulları şunları söyledi:
"Süreçte bazı tıkanıklıklar söz konusu, doğrudur. Ama bizler bu tıkanıklıkları başta kadınlar olmak üzere aşmak için özel olarak çabalıyoruz ve çabalamaya devam edeceğiz. Bu süreç uzadıkça bu süreci destekleyenlerin de sürecin olumlu sonuçlanacağına dair inancında kimi zayıflıklar ortaya çıkıyor. Bakın toplumsal destek çok yüksek. Bugün savaş lobilerini ayırın. Geriye kalan herkes hangi siyasi görüşten olursa olsun, hangi toplumsal aidiyete, etnisiteye, inanca sahip olursa olsun, hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun insanlar barış olsun ister."
"HİÇBİR ACI YARIŞTIRILAMAZ"
50 yılı aşkın süredir devam eden çatışmaların bitmesini en çok kadınların istediğini ifade eden Hatimoğulları, annelerin yaşadığı acıların ortaklığına vurgu yaptı. Barışın kendileri için hayati bir önem taşıdığını belirten Eş Genel Başkan, şu ifadeleri kullandı:
"İşte Türkiye'de 50 yıl aşkındır devam eden savaş ve çatışmaları bitirmek istememizin en büyük sebebi, biz kadınlar çektiğimiz acıların artık son bulmasını istiyoruz. Akan kanın durmasını istiyoruz. Hiçbir annenin ağlamasını istemiyoruz. Bakın bizim açımızdan barış, son derece önemli ve kıymetli. Anaların gözünden akan yaş, yüreğinde o derin, en derine saplanmış olan hançerin verdiği acı, o ölüm acısı bizim açımızdan aynıdır. Artık bu kayıplar bitsin istiyoruz ve bütün mücadelemiz savaşı durdurmak, anaların gözyaşını kurumasını sağlamaktır. Bizler bunu mutlaka başaracağız. Hiçbir acı yarıştırılmaz. Acılar sadece anlaşılmak ister ve biz bir Türk annenin, bir Arap annenin, bir Kürt annenin acısını asla yarıştırmamalıyız. Bu acıları anlamalıyız ve bu acıları anlayarak çözümler üretmeliyiz"