Başkent Ankara’da baraj doluluk oranlarının kritik seviyelere gerilemesi ve kent genelinde uygulanan kısmi su kesintileri, su güvenliğine ilişkin endişeleri artırdı. Ankara’nın hızla artan nüfusu, iklim değişikliğinin etkileri ve mevcut altyapı sorunları tartışılırken, Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, Ankara’nın su sorununu Manşet Haber’e değerlendirdi. Yıldız, mevcut tablonun geçici bir kuraklık sürecinin ötesinde, uzun vadeli ve yapısal riskler barındırdığına dikkat çekerek, önlem alınmadığı takdirde Ankara’nın su arz güvenliğini daha da zorlayacak kritik başlıklara işaret etti.
YAĞIŞ AZALIYOR, NÜFUS ARTIYOR
Ankara’nın iklimsel yapısının su yönetimini zorlaştırdığını belirten Dursun Yıldız, kentin kişi başına düşen yağış miktarı açısından Türkiye’nin en dezavantajlı illerinden biri olduğunu ifade etti. Yapılan çalışmalarda 2021–2030 döneminde yağışlarda ciddi bir azalma öngörüldüğünü hatırlatan Yıldız, “2025 yılında yaşanan şiddetli kuraklık bu öngörünün doğru olduğunu ortaya koydu. 2030 yılına kadar yağışların azalması bekleniyor” dedi. Ankara’da merkez ilçelerde yoğunlaşan konut üretimi, kentte bulunan 37 üniversite ve son yıllarda alınan kalıcı göç nedeniyle nüfus artışının süreceğini vurgulayan Yıldız, bu eğilimin hem yaşam kalitesini hem de sürdürülebilir su yönetimini olumsuz etkileyeceğini söyledi.
UZAK KAYNAKLARDAN SU, YÜKSEK ENERJİ MALİYETİ
Artan nüfus nedeniyle Ankara’ya uzun mesafelerden pompajla ilave su getirildiğini belirten Yıldız, Gerede sistemi–Çamlıdere Barajı ve Kızılırmak Kesikköprü Barajı gibi projelerin devreye alındığını ancak özellikle Gerede sisteminden beklenen verimin alınamadığını ifade etti. Mevcut durumda Ankara’nın merkez ilçelerine verilen suyun yüzde 53’ünün Kesikköprü Barajı’ndan, yüzde 34’ünün ise Çamlıdere Barajı’nın ölü hacminden pompajla sağlandığını belirten Yıldız, bu tablonun kente verilen suyun birim enerji maliyetini ciddi biçimde artırdığını söyledi.
ŞEBEKEDEKİ KAYIP VE KAÇAKLAR KRİTİK EŞİKTE
Ankara’da su yönetiminin önündeki en büyük yapısal sorunlardan birinin şehir şebekelerindeki kayıp ve kaçaklar olduğunu vurgulayan Yıldız, bu oranın yüzde 40 seviyelerinde olduğuna dikkat çekti. Bu düzeydeki kayıp-kaçak oranının sürdürülebilir su yönetimini ciddi biçimde zorlaştırdığını belirten Yıldız, mevcut koşullarda kısmi su kesintilerinin kaçınılmaz hale geldiğini ifade etti.
ALTERNATİF SU KAYNAKLARININ KATKISI SINIRLI
Baraj doluluk oranlarının kritik seviyelere indiği bir dönemde alternatif su kaynaklarının önemine değinen Yıldız, Ankara’da talep yönetimi kapsamında kademeli tarife gibi bazı önlemlerin alındığını ancak bu tedbirlerin çok daha erken başlatılması gerektiğini söyledi. 2025 yılının son derece kurak geçmesiyle barajların hızla boşaldığını, ilave kuyular açıldığını ancak buna rağmen kesinti programlarına ihtiyaç duyulduğunu belirten Yıldız, yağmur suyu toplama ve gri su kullanım sistemlerinin yalnızca yeni yapılarda zorunlu olmasının kısa vadede su arz güvenliğine katkısını sınırlı hale getirdiğini dile getirdi.
YEŞİL ALANLAR, SANAYİ VE ÜNİVERSİTELER İÇİN ATIK SU VURGUSU
Ankara’daki yaklaşık 12 bin hektarlık yeşil alanlarda yağmur suyu ve arıtılmış atık su kullanımının artırılmasının önemli bir potansiyel sunduğunu belirten Yıldız, sanayinin arıtılmış atık su kullanımının daha fazla teşvik edilmesi gerektiğini vurguladı. Üniversitelerde de belediyelerle işbirliği içinde arıtılmış atık su kullanımına yönelik projelerin yaygınlaştırılabileceğini ifade eden Yıldız, aşırı su kullanımına yönelik denetimlerin artırılması ve toplum genelinde etkili bir iletişim stratejisiyle “Suyu Daha Verimli Kullan” seferberliğinin başlatılmasının zorunlu olduğunu söyledi.
SU KESİNTİLERİ KRİZ DEĞİL, RİSK YÖNETİMİ
Ankara’da yaşanan su kesintilerinin büyük ölçüde şebekedeki kayıp ve kaçakları azaltmaya yönelik basınç yönetiminin sonucu olduğunu belirten Yıldız, bu uygulamaların kuraklığın devam etmesi halinde krize girilmemesi için gerekli olduğunu ifade etti. ASKİ’nin Çamlıdere Barajı’nın ölü hacminde yeterli su bulunduğunu açıkladığını hatırlatan Yıldız, bu nedenle şu aşamada mutlak bir kriz beklenmediğini söyledi. “Kriz, riskin yönetilememesi sonucunda ortaya çıkar” diyen Yıldız, esas hedefin riskleri doğru yöneterek krizin önüne geçmek olması gerektiğini vurguladı.
UZUN VADELİ ÇÖZÜM İÇİN RADİKAL ADIMLAR GEREKİYOR
Uzun vadede Ankara’nın su arz güvenliğinin sağlanabilmesi için radikal ve bütüncül politikalara ihtiyaç olduğunu belirten Yıldız, nüfus artışının kontrol altına alınmasının ve tersine göçün teşvik edilmesinin bu sürecin önemli bir parçası olacağını ifade etti. Merkezi yönetim ve belediyelerin işbirliğiyle Ankara’nın su yönetiminde örnek bir kent haline gelmesi gerektiğini belirten Yıldız, kapasitesinin çok altında çalışan Gerede–Çamlıdere sisteminin ilave yatırımlarla daha verimli hale getirilmesinin öncelikli olduğunu söyledi. Çamlıdere Barajı’nın 1,2 milyar metreküplük hacmiyle Ankara’nın su güvenliğinin sigortası olarak planlandığını hatırlatan Yıldız, bu sistemden daha fazla yararlanılması gerektiğini dile getirdi.
“YÜZDE 1 SU YÜKSEK RİSK, KRİZ HENÜZ KAÇINILMAZ DEĞİL”
ASKİ’nin resmi verilerine göre barajların aktif hacminde suyun yüzde 1,05 seviyesine gerilemesini değerlendiren Yıldız, bu oranın yüksek risk seviyesine işaret ettiğini ancak durumun kaçınılmaz bir kriz anlamına gelmediğini söyledi. Ölü hacimde bulunan yaklaşık 100 milyon metreküp suyun kullanıma alınmasının ve önümüzdeki yağışlı dönemin belirleyici olacağını vurgulayan Yıldız, Ankara barajlarına giren suyun yaklaşık yüzde 70’inin ocak, şubat, mart ve nisan aylarında geldiğini hatırlattı. Önümüzdeki dört ayda gerçekleşecek yağışların Ankara’nın su güvenliğini belirleyeceğini belirten Yıldız, yağışların düşük kalması halinde riskin bu yıl da sürebileceği uyarısında bulundu.
Haber: Mert Çebişci