Sosyal medya kullanımı sırasında salgılanan dopamine karşı tolerans geliştiren bağımlı zihinler, aynı etkiyi elde edebilmek için giderek daha güçlü uyarıcılara ihtiyaç duyuyor. Bu durum, kullanıcıların ekranı kaydırma içgüdüsüne karşı koyamamasına yol açıyor.
BEYNİN ÖDÜL SİSTEMİ NASIL ÇALIŞIYOR?
Bağımlılık sürecinde kilit rol oynayan dopamin, yiyecek, güvenlik ve barınma gibi hayatta kalmayı destekleyen koşullar sağlandığında ya da keyif verici deneyimler yaşandığında beynin belirli sinir yollarından salgılanıyor.
Bu deneyimler beyin tarafından “ödüllendirici” olarak algılanıyor ve haz ile memnuniyet duygusu oluşturuyor.
ALGORİTMALAR ZİHNİ NASIL ESİR ALIYOR?
Kişiselleştirilmiş içerik akışlarıyla kullanıcıları platformlara bağlayan sosyal medya algoritmaları, uzun süreli kullanımda beynin ödül mekanizmasını doğrudan etkiliyor. Sürekli dopamin salınımı, zihnin bu döngüye sıkışmasına neden oluyor.
Ekran merkezli yaşam tarzı ise zaman algısının körelmesine ve psikolojik yüklerin artmasına yol açıyor.
BENZER UYARANLAR DOPAMİN TOLERANSINA YOL AÇIYOR
Uzmanlara göre, iyi hissettiren maddeler ve davranışlar dopamin salınımını artırırken beyin zamanla bu kimyasalın iletimini azaltıyor.
Benzer uyarıcılara sürekli maruz kalmak, dopamin seviyelerinde kalıcı düşüşe neden olurken haz alma kapasitesini de zayıflatıyor. Sosyal medyanın kolay erişilebilir ve anında ödül sunan yapısı, bağımlılık sürecini hızlandıran temel etkenlerden biri olarak öne çıkıyor.
SOSYAL ETKİLEŞİM DE DOPAMİNİ TETİKLİYOR
Uzmanlar, bireyler arası etkileşimin de dopamin salgılanmasını artırdığını, bunun etkileşim arzusunu güçlendirdiğini belirtiyor. Ancak sosyal etkileşimin ekran üzerinden daha kolay hale gelmesi, bireyleri aşırı ekran kullanımına karşı daha savunmasız bırakıyor.
SOSYAL MEDYANIN 3 BAĞIMLILIK YAPICI ÖZELLİĞİ
Anna Lembke, sosyal medyanın bağımlılık yapıcı üç temel özelliğe sahip olduğunu vurguluyor:
-
Kolay erişilebilir olması
-
Güçlü ödül etkisi yaratması
-
Belirsizlik ve yenilik sunması
Algoritmaların kişiye özel içerik üretmesi ve sınırsız kaydırma özelliği, kullanıcıların istemeseler bile ekranda kalmaya devam etmelerine neden oluyor.
SADECE İRADE YETERLİ DEĞİL
Lembke, keyif veren uyaranlara tekrar tekrar maruz kalındığında tolerans geliştiğini ve aynı etki için daha fazlasına ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor. Bu sürecin beynin uyum mekanizması olan “nöroadaptasyon” ile açıklanabileceğini ifade ediyor.
Sosyal medya kullanımını sınırlamak için yalnızca iradeye güvenilmemesi, bunun yerine zaman, mekân ve amaç temelli sınırlar konulması gerektiği vurgulanıyor.
DİJİTAL DETOKS VE SINIR STRATEJİLERİ
Uzmanlar, uygulamaların silinmesi, telefonun yatak odasından çıkarılması gibi fiziksel engellerin etkili olabileceğine dikkat çekiyor.
Sosyal medyanın belirli saatlerle sınırlandırılması ve tercihen günde en fazla iki saat kullanılması öneriliyor. Ayrıca bu platformların bireysel değerlerle uyumlu bir amaç doğrultusunda kullanılması gerektiği ifade ediliyor.
“DİJİTAL UYUŞTURUCU” BENZETMESİ
Lembke, akıllı telefonları “dijital uyuşturucularla dolu koskoca bir evrene açılan kapı” olarak tanımlıyor. Bağımlılık yaratan alışkanlıklar sırasında zaman algısının kaybolduğunu, bunun da bu platformların cazibesini artıran unsurlardan biri olduğunu belirtiyor.
Bu nedenle, dengeli kullanıma geçmeden önce dört haftalık tam bir dijital detoks sürecinin faydalı olabileceği vurgulanıyor.
