“Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi”
(Kanuni Sultan Süleyman)
Koşar adım gidiyoruz. Hayatın her alanında... Bir gün bile durmayı düşünmeden...
Bedenimizi ve zihnimizi nasıl yorduğumuzun bile farkına varmadan üstelik...
Birinci deneme olmadı, ikinci. İkincisi olmadı üçüncü...
Devam, devam, devam...
Hayat bir devamlılıktı sanki
Oysaki süregiden devamlılık değil bir döngüydü hayat. Başa dönmeler, inişler, çıkışlar…
Mevsimlerden kış o nedenle vardı. Kış, toprakla güneşin ortaklığına dinlenme molası. Güneş hep istiyor, toprak da mütemadiyen ona çalışıyordu çünkü.
Zihin hep istiyor, beden de hep ona çalışmıyor mu? Yorarcasına...
Zihnimizin bedeni yormasından kaynaklanıyor belki tedavisi zorlaşan ve kronikleşen hastalıklar! Ara sıra görünen hafif geçen akut hastalıklar molayı (!) hatırlatıyordu ama anlayabilene.
Çocukluğumuzun oyunu “1,2,3,4 tıp” sayarken hareketlenirsin ve “Tıp” denildiğinde durmak zorundasın yoksa ebeye yakalanırsın...
Hayat içinde de durmadığımızda yakalanıyoruz işte böyle hastalıklara...
Durmak neydi peki? Asla vaz geçmek değil o kesin!
İstirahat,
Doğa yürüyüşü
Dans etmek
Duyguları yerinde yaşamak
Gülmek ve hatta ağlamak...
Evet doğru ağlamak!
Beden ile zihnin birlikteliğinde gözyaşlarınla zihnine yol vermek. Tıpkı kış öncesi güzdeki yaprak dökümü gibi. Gözlerden zihinsel birikmişliğin dökümü!
Bazen insanlığa çeşitli zoraki durma molaları gelir, pandemiler gibi. “Koşma, dur! Varlığını düşün!”
O istemsiz hastalık olarak karşımıza çıkan durma noktaları, zoraki gelen “oyundaki gibi tıp” anlarıdır. Ama bu sefer oyun değil. Bu sefer gerçekten tıp (!) zamanıdır.
Her türlü hastalıkla uğraşı yorar elbette hastayı, hasta yakınını ve bir onlar kadar da tıp mensuplarını. Bazen sağlıklı olma mücadelesi ağırlaştıkça ağırlaşır...
Buna rağmen yine de hekim gözünde “tıp, sanattır...”
Eldeki malzeme ne olursa olsun, hangi şartlarda çalıştığına bakmadan, tarih, yönetimler, yönetmelikler ve yöntemler değişse de sanatını icra eden sanatkardır hekim. Ve o sanatın eseridir sağlıklı olmak...
Üstelik nota, tuval, replik, yazı kağıdı, hamur gibi malzemelerini yeniden kullanabilme ve yenileme şansı olmadan, sahne provası yapamadan eserini zamana karşı yarışarak çıkarmaya çalışır...
Bazen karşısına gelen tuvalde istenmeyen karartılar ve eksik kalan renkler olur. Müzik eserinde detoneleşen alanlar gibi... Ve o karartıları yeniden renklendirebilmek!
Yeniden renklendirme çabasının altında umut vardır. Hayatı ve hatta doğayı mutlandıran umut renkleri, umut ezgileri mutlaka vardır. Kendi tuvallerimizde kullanılmayı bekleyen!
Tıp sanatkarı hekimler, o farklılıkları kullanarak sizdeki mutlu umutları tüm tablo görseline dönüştürenlerdir...
Tıbbi uygulama yöntemleri değişir belki ama hekimin hayata ve sanatına sevgi ve özverisi değişmez...
Hekimliğe saygı, sanatına saygıdır...
(Oysaki her zaman öyle mi?..)
Sevgi ile...
Uzm. Dr. Şerafettin ÖZDOĞAN
Haftaya konumuz “Hekimliğin dayanılmaz hafifliği”
