ABD, Çin’in siber, ekonomik ve teknolojik nüfuzunu sınırlamak amacıyla yapay zekâ, yarı iletken, kritik mineraller ve veri merkezleri gibi alanları kapsayan yeni bir uluslararası iş birliği ağı kuruyor. Pax Silica adı verilen girişim, Washington’da bazı yetkililer ve analistler tarafından gayriresmî olarak “Teknolojik NATO” şeklinde tanımlanıyor. Girişimin temel hedefi, Batılı ülkeler ve ABD’nin müttefikleri arasında güvenli teknoloji tedarik zincirleri oluşturmak, Çin’e olan bağımlılığı azaltmak ve stratejik sektörlerde ortak hareket kabiliyeti sağlamak.
YAPAY ZEKÂ VE ÇİP TEDARİKİ STRATEJİK ALAN SAYILIYOR
Pax Silica, klasik güvenlik anlayışını askerî alanın ötesine taşıyan bir yapı olarak öne çıkıyor. ABD, artık yapay zekâ altyapısını, çip üretimini, kritik madenleri, veri merkezlerini ve enerji kaynaklarını ulusal güvenliğin parçası olarak görüyor. Bu nedenle girişime katılan ülkelerin; yatırım planlarını koordine etmesi, uzmanlık paylaşması, teknoloji altyapılarını güçlendirmesi ve tedarik zincirlerini Çin kaynaklı risklere karşı daha dayanıklı hale getirmesi bekleniyor. Washington yönetimi, önümüzdeki yılların en belirleyici küresel rekabetinin yapay zekâ ve yarı iletken teknolojileri üzerinden şekilleneceği görüşünde.
YUNANİSTAN BÖLGESEL TEKNOLOJİ ÜSSÜ OLMAK İSTİYOR
Kathimerini’ye dayandırılan bilgilere göre Yunanistan, Pax Silica’ya katılarak ABD’nin yeni nesil teknoloji güvenliği vizyonunda erken pozisyon alan ülkelerden biri oldu. Yunanistan’ın ABD Büyükelçisi Antonis Alexandridis ile ABD Ekonomik Büyüme, Enerji ve Çevreden Sorumlu Dışişleri Bakan Müsteşarı Jacob Helberg tarafından imzalanan deklarasyon, Atina’nın bu stratejik yapıya dahil olduğunu gösterdi. Yunanistan, son yıllarda yalnızca enerji merkezi olmayı değil, veri altyapısı, bulut teknolojileri ve yapay zekâ alanında da bölgesel merkez haline gelmeyi hedefliyor. PPC’nin Kozani’de planladığı veri merkezi ve Lavrio’da Nvidia teknolojisiyle geliştirilen DAEDALUS süper bilgisayarı bu stratejinin parçaları arasında gösteriliyor.
PEKİN’İN TEDARİK ZİNCİRİ GÜCÜ SINIRLANMAK İSTENİYOR
Pax Silica’nın arkasındaki ana strateji, Çin’in kritik teknolojiler üzerindeki ekonomik baskı kapasitesini azaltmak. Pekin yönetimi, yarı iletkenlerden nadir toprak elementlerine, batarya hammaddelerinden üretim altyapısına kadar birçok alanda küresel tedarik zincirlerinde önemli bir konuma sahip. ABD ise bu bağımlılığı azaltmak için müttefik ülkeler arasında güvenli üretim, yatırım ve teknoloji paylaşımı hattı kurmak istiyor. Bu çerçevede Pax Silica, yalnızca ekonomik bir ortaklık değil, aynı zamanda Çin’in teknoloji alanındaki yükselişine karşı oluşturulan jeopolitik bir denge mekanizması olarak görülüyor.
WASHINGTON’DA PAX SILICA ZİRVESİ
Washington’da düzenlenen Pax Silica Zirvesi’nin, girişimin uzun vadeli yol haritasını netleştirmesi bekleniyor. Zirvede katılımcı ülkelerin temsilcilerinin yanı sıra yapay zekâ, yarı iletken, enerji, veri merkezi ve teknoloji sektörlerinden üst düzey şirket yöneticilerinin bir araya gelmesi planlanıyor. Görüşmelerde güvenli tedarik zincirleri, ortak yatırım modelleri, teknoloji transferi, veri altyapısı, kritik mineral güvenliği ve yapay zekâ ekosisteminin geleceği gibi başlıkların ele alınması bekleniyor.
ÜYE ÜLKELERİN SAYISI ARTIYOR
Pax Silica girişiminin çekirdek yapısında ABD’nin yanı sıra Avustralya, Birleşik Krallık, İsrail, Japonya, Güney Kore ve Singapur gibi teknoloji ve güvenlik alanında öne çıkan ülkeler yer alıyor. Daha sonra Birleşik Arap Emirlikleri, Filipinler, Finlandiya, Hollanda, Hindistan, İsveç, Katar, Norveç ve Yunanistan gibi ülkelerin de süreçte adı geçti. Avrupa Birliği, Almanya, Hollanda ve Yunanistan’ın da ABD öncülüğündeki yapıya dahil olmasıyla girişimin Batı merkezli teknoloji güvenliği mimarisinde daha geniş bir konuma taşındığı değerlendiriliyor.
TEKNOLOJİ REKABETİNDE YENİ DÖNEM
Pax Silica, ABD ile Çin arasındaki rekabetin artık yalnızca ticaret savaşları veya askerî güç dengesiyle sınırlı olmadığını gösteriyor. Yeni dönemde yapay zekâ modelleri, çip üretimi, veri merkezleri, enerji kapasitesi ve kritik mineraller küresel güç mücadelesinin temel unsurları haline geliyor. Washington’un “Teknolojik NATO” olarak görülen bu yapıyla hedefi, müttefiklerini aynı teknoloji güvenliği şemsiyesi altında toplamak ve Çin karşısında daha dayanıklı bir ekonomik güvenlik ağı kurmak.