Topkapı Üniversitesi Öğretim Üyesi ve emekli Tümamiral Cihat Yaycı, ABD ile İran arasında gündeme gelen 14 maddelik anlaşma taslağını kapsamlı şekilde değerlendirdi.
Yaycı, metnin ilk bakışta savaşın sona erdirilmesi, Hürmüz Boğazı’nın açılması, yaptırımların kaldırılması ve İran’ın nükleer programının sınırlandırılması gibi önemli başlıklar içerdiğini belirtti. Ancak detaylara inildiğinde bu yapının bir barış anlaşmasından çok “kontrollü tehdit yönetimi modeli” olduğu görüşünü paylaştı.

MUĞLAK MADDELER VE BELİRSİZ TANIMLAR
Yaycı’ya göre taslakta yer alan bazı ifadeler netlikten uzak ve farklı yorumlara açık bir yapı içeriyor.
Bu kapsamda öne çıkan sorunlar şöyle sıralanıyor:
- “Tüm cepheler” ifadesinin hangi bölgeleri kapsadığının net olmaması
- Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen gibi kritik sahaların açık şekilde tanımlanmaması
- Egemenlik ve güç kullanmama maddelerinin uygulamada farklı yorumlanabilmesi
- Tarafların yükümlülüklerinin eşit ve simetrik şekilde dağılmaması
Yaycı, bu durumun anlaşmanın sahada uygulanabilirliğini zayıflattığını ifade etti.

HÜRMÜZ BOĞAZI VE ASKERİ VARLIK TARTIŞMASI
Taslakta en dikkat çeken başlıklardan biri Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve bölgedeki askeri varlık düzenlemeleri oldu.
Yaycı bu bölümle ilgili şu değerlendirmeleri yaptı:
- Hürmüz Boğazı’nın ticari geçişe açılmasının küresel enerji açısından kritik olduğu
- ABD’nin bölgeden çekilmesi maddesinin sahada net karşılığının olmadığı
- Bahreyn, Katar ve Irak’taki ABD üslerinin stratejik önemi nedeniyle tamamen boşaltılmasının zor olduğu
- Bu nedenle metnin bu kısmının daha çok “niyet beyanı” niteliği taşıdığı
YAPTIRIMLAR VE EKONOMİK BELİRSİZLİK
Yaycı, yaptırımlar bölümünün de önemli gri alanlar içerdiğini vurguladı.
Öne çıkan belirsizlikler:
- “Yaptırımların kaldırılması” ile “askıya alınması” arasındaki farkın net tanımlanmaması
- İran ekonomisinin bu belirsizlikten dolayı uzun süre baskı altında kalabilme ihtimali
- Ekonomik normalleşmenin garanti altına alınmaması
İSRAİL BOŞLUĞU VE BÖLGESEL DENGELER
Analizin en kritik noktalarından biri olarak İsrail başlığı öne çıktı.
Yaycı bu konuda şu değerlendirmeleri yaptı:
- Metinde İsrail’in Lübnan ve Suriye’deki askeri faaliyetlerine dair bağlayıcı bir düzenleme bulunmaması
- İran’a yönelik sınırlamaların daha detaylı ve kapsamlı olması
- Bu durumun bölgesel dengelerde asimetri yaratması
- Barışın yalnızca bir taraf üzerinden tanımlanmasının eksik bir yaklaşım olması
60 GÜNLÜK MÜZAKERE SÜRECİ
Taslakta yer alan 60 günlük müzakere süreci de Yaycı tarafından eleştirildi.
Yaycı’ya göre bu sürecin sorunları:
- Gerçek bir çözüm üretmekten çok zaman kazandırma işlevi taşıması
- Nükleer programın bu sürede teknik olarak çözüme ulaşmasının zor olması
- Füze kapasitesi ve vekil güçlerin statüsünün belirsiz bırakılması
- Sürecin uzatılabilir yapısının belirsizlik yaratması
GENEL DEĞERLENDİRME: “KONTROLLÜ GERİLİM MODELİ”
Cihat Yaycı’ya göre ABD–İran taslağı, klasik bir barış anlaşmasından ziyade bölgesel güç dengesini yönetmeye yönelik bir yapı içeriyor.
Bu kapsamda metin:
- Çatışmayı tamamen bitiren bir barış metni değil
- Bölgesel gerilimi kontrollü seviyede tutmayı hedefleyen bir model
- ABD ve İsrail’in güvenlik önceliklerini koruyan bir çerçeve
- İran’ı belirli alanlarda sınırlayan, diğer aktörleri ise kapsam dışı bırakan bir yapı
olarak değerlendiriliyor.
Yaycı, gerçek ve kalıcı bir barış için yalnızca İran’ın değil, bölgedeki tüm askeri ve stratejik aktörlerin eş zamanlı şekilde ele alınması gerektiğini vurguladı.