Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 95 yıllık tarihinde Türkiye ekonomisinin farklı dönemlerine ve değişen para politikası anlayışlarına tanıklık etti.
Merkez bankası kurulmasına yönelik arayışların temelinde, Cumhuriyetin ilk yıllarında siyasi bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıkla desteklenmesi hedefi yer aldı. Birinci Dünya Savaşı sonrasında ülkelerin kendi para politikalarını belirlemeye yönelmesi de Türkiye'deki çalışmaların hız kazanmasında etkili oldu.
İLK ADIM İZMİR İKTİSAT KONGRESİ'NDE ATILDI
Türkiye'de bir merkez bankası kurulması düşüncesi Cumhuriyetin ilan edildiği 1923 yılında düzenlenen İzmir İktisat Kongresi'nde gündeme taşındı. Kongrede milli bir devlet bankasının oluşturulması üzerinde durulmasının ardından, ilerleyen yıllarda yeni kurumun hukuki ve teknik altyapısının hazırlanmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirildi.
1927 yılında dönemin Maliye Bakanı Abdülhalik Renda tarafından bir merkez bankası kanun tasarısı hazırlandı. Türkiye, kurulacak bankanın yapısının belirlenmesi sürecinde farklı ülkelerin merkez bankalarının deneyimlerinden de yararlandı.
1928'de Türkiye'ye gelen Hollanda Merkez Bankası Başkanı Dr. Gerard Vissering, yaptığı incelemelerin ardından Türkiye'de para istikrarı ve merkez bankası kurulmasına ilişkin bir rapor hazırladı. Vissering, hükümetten bağımsız hareket edebilecek bir merkez bankasının önemine işaret etti. İtalyan uzman Kont Volpi de Türk lirasında istikrarın sağlanabilmesi için bir merkez bankasının kurulması gerektiği yönünde değerlendirmelerde bulundu.
TCMB'NİN TEMELLERİ 1930'DA ATILDI
Hazırlık sürecinde Lozan Üniversitesinden Prof. Leon Morf'un katkılarından da yararlanıldı ve Merkez Bankasının kuruluşunu düzenleyen yasa tasarısı oluşturuldu. Tasarı, 11 Haziran 1930 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi. 1715 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu ise 30 Haziran 1930 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlandı.
Böylece daha önce farklı kurumların yerine getirdiği merkez bankacılığı işlevlerinin tek kurum altında toplanmasının önü açıldı. Hazırlıkların tamamlanmasının ardından TCMB, 3 Ekim 1931'de resmen faaliyete geçti.
SAVAŞ VE KALKINMA YILLARINDA MERKEZ BANKASI
TCMB'nin ilk yılları, Türkiye'nin kalkınma ve kamu finansmanı ihtiyaçlarının ağırlık kazandığı ekonomik koşullarda geçti. İkinci Dünya Savaşı'nın ekonomi üzerindeki etkilerinin belirginleştiği 1940'lı yıllarda kamu kesiminin artan finansman ihtiyacının karşılanmasına yönelik politikalar öne çıktı.
1950'li yıllarda ise hızlı büyüme ve kalkınma hedefleri doğrultusunda Merkez Bankası kaynaklarından daha yoğun şekilde yararlanıldı. Hazineye kısa vadeli avans sağlanması da dönemin uygulamaları arasında yer aldı.
TÜRKİYE KENDİ BANKNOTUNU BASMAYA BAŞLADI
TCMB tarihindeki önemli aşamalardan biri banknot üretiminde yaşandı. Merkez Bankası bünyesindeki Banknot Matbaası 1955 yılında kuruldu. Gerekli hazırlıkların tamamlanmasının ardından 1958 yılından itibaren Türk banknotları Türkiye'de basılmaya başlandı.
1960'lı yıllarda Türkiye'nin planlı kalkınma dönemine geçmesiyle Merkez Bankasının ekonomi içerisindeki fonksiyonları da değişti. Sanayileşme ve büyüme hedeflerinin ağırlık kazandığı bu dönemde genişlemeci para politikaları uygulanırken, kambiyo kontrolüne ilişkin çok sayıda görev de TCMB'ye devredildi.
1970'TE MERKEZ BANKASI İÇİN YENİ DÖNEM
Merkez Bankasının kurumsal tarihinde önemli kırılmalardan biri 1970 yılında gerçekleşti. 14 Ocak 1970'te kabul edilen 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu, Bankanın görevlerinden organizasyon yapısına kadar birçok alanda değişiklik getirdi.
TCMB'nin anonim şirket yapısı korunurken sermayesi 15 milyon liradan 25 milyon liraya yükseltildi. Hazinenin Bankadaki sermaye payının yüzde 51'in altında olamayacağı hükme bağlandı.
Yeni düzenlemeyle Başkanlık Makamı oluşturuldu. Daha önce kullanılan "Guvernörlük" yapılanması kapsamında ilk göreve getirilen isim Naim Talu oldu. Başkan ve başkan yardımcılarından oluşan Yönetim Komitesi oluşturulurken, 8 üyeli İdare Meclisinin yerine 6 üyeli Banka Meclisi getirildi. Aynı dönemde TCMB'nin görev ve yetkileri genişletildi. Hazineye kullandırılabilecek kısa vadeli avansın üst sınırı, ilgili yılın bütçe ödeneklerinin yüzde 15'i olarak belirlendi.
1980'LERDE PİYASA EKONOMİSİNE GEÇİŞ HIZLANDI
1980'li yıllar yalnızca Türkiye ekonomisi için değil, Merkez Bankasının para politikası uygulamaları açısından da önemli değişikliklere sahne oldu. 24 Ocak 1980 kararlarının ardından başlayan finansal serbestleşme süreciyle para ve kur politikalarının piyasa mekanizmasıyla daha uyumlu hale getirilmesine yönelik adımlar atıldı.
Mevduat ve kredi faizlerinin piyasa koşullarına göre belirlenmesine yönelik düzenlemeler yapılırken, Türk lirasında gerçekleştirilen devalüasyonun ardından sabit kur sistemi terk edildi. TCMB, 1983 yılında Türkiye'nin altın ve döviz rezervlerini etkin şekilde yönetme konusunda yetkilendirildi. 1987'de açık piyasa işlemlerinin başlaması, modern para politikasının gelişimi açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Banka aynı zamanda para ve döviz piyasalarının oluşturulmasında aktif rol oynadı.
TÜRK LİRASI KONVERTİBL HALE GELDİ
1989 yılında yürürlüğe giren Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar ile döviz işlemlerindeki serbestleşme önemli ölçüde genişletildi.
Ekonomik birimlerin dövizle işlem yapabilmesinin önü açılırken Türk lirası da konvertibl hale getirildi. 1990 yılında ise TCMB tarihinde bir başka önemli adım atıldı. Banka ilk kez kamuoyuyla paylaşılan bir para programı açıkladı. Program kapsamında döviz kuru ve faizlerde istikrarın korunması ile piyasanın likidite ihtiyacının karşılanması amaçlandı.
1990'lı yıllarda Hazine ile Merkez Bankası arasındaki finansman ilişkisi de yeniden şekillendi. 1994 yılında Hazinenin TCMB kaynaklarını kullanmasına yönelik sınırlamalar getirilirken, 1997'de yapılan protokolle 1998 yılından itibaren Hazine tarafından Merkez Bankasından kısa vadeli avans kullanılmaması kararlaştırıldı.
2001 KRİZİ PARA POLİTİKASINDA DÖNÜM NOKTASI OLDU
Türkiye ekonomisinin 2000'li yıllara girerken karşı karşıya kaldığı yüksek enflasyon ve finansal kırılganlıklar, Merkez Bankasının yapısında köklü değişikliklere zemin hazırladı. 2000 yılında döviz kurunu temel alan bir istikrar programı uygulanmaya başlandı. Ancak ekonomide güvenin bozulması ve 2001 yılında yaşanan finansal kriz programın sürdürülebilirliğini ortadan kaldırdı.
22 Şubat 2001'de Türkiye dalgalı kur sistemine geçti.
Kriz sonrasında Merkez Bankası Kanunu'nda 25 Nisan 2001 tarihinde kapsamlı değişiklikler gerçekleştirildi. Yeni dönemde fiyat istikrarını sağlamak TCMB'nin temel amacı olarak açık biçimde tanımlandı.
Para politikasının nasıl uygulanacağına ve hangi araçların kullanılacağına karar verme yetkisi Bankaya bırakılarak TCMB'ye araç bağımsızlığı kazandırıldı. Bankanın, fiyat istikrarı hedefiyle çelişmemesi şartıyla hükümetin büyüme ve istihdam politikalarını desteklemesi de mevzuatta yer aldı. Finansal istikrar ise destekleyici amaçlardan biri haline geldi. Aynı düzenlemeler kapsamında Hazine ve diğer kamu kurumlarına avans verilmesi veya kredi kullandırılması ile kamu kurumlarının çıkardığı borçlanma araçlarının birincil piyasadan satın alınmasının önüne geçildi.
Para politikası kararlarının kurumsal bir yapı içerisinde alınması amacıyla Para Politikası Kurulu (PPK) da oluşturuldu.
ENFLASYON HEDEFLEMESİ DÖNEMİ BAŞLADI
2001 krizinin ardından Türkiye'nin para politikası stratejisinde enflasyonla mücadele daha belirleyici hale geldi. 2002-2005 döneminde örtük enflasyon hedeflemesi uygulanırken, yeni sistem için gerekli teknik ve kurumsal altyapı oluşturuldu.
Bu süreçte TCMB'nin tahmin modelleri geliştirildi, kullanılan veri setleri genişletildi ve araştırma birimleri yeniden yapılandırıldı. Bankanın para politikası iletişimini güçlendirecek düzenlemeler de hayata geçirildi.
2005 yılından itibaren Para Politikası Kurulu toplantılarının tarihleri yıllık takvim halinde önceden kamuoyuna açıklanmaya başladı. 2006 yılında ise açık enflasyon hedeflemesi rejimine geçildi.
Böylece enflasyon hedefleri ve para politikası kararlarının kamuoyuyla paylaşılması, TCMB'nin politika çerçevesinin temel unsurlarından biri haline geldi.
TÜRK LİRASINDAN 6 SIFIR ATILDI
TCMB'nin yakın tarihindeki en görünür dönüşümlerden biri Türk lirasında gerçekleştirildi. Yıllar içerisinde yüksek enflasyon nedeniyle büyüyen banknot kupürlerinin ardından 1 Ocak 2005 tarihinde Türk lirasından 6 sıfır atıldı.
Yeni Türk Lirası ve Yeni Kuruş tedavüle çıkarıldı. Dört yıl sonra para biriminde kullanılan "yeni" ifadesi kaldırıldı. 1 Ocak 2009'dan itibaren Türk lirası ve kuruşlar yeni tasarım ve boyutlarıyla dolaşıma girdi.
95 YILDA 27 BAŞKAN
TCMB'nin 95 yıllık tarihinde Bankanın yönetiminde 27 farklı isim görev aldı. Merkez Bankasının ilk başkanı Selahattin Çam, 1931-1938 döneminde görev yaptı.
Çam'ın ardından Kemal Zaim Sunel, Mehmet Sadi Bekter, Osman Nuri Göver, Mustafa Nail Gidel, Memduh Aytür, İbrahim Münir Mostar, Ziyaettin Kayla, Naim Talu, Memduh Güpgüpoğlu, Cafer Tayyar Sadıklar, Hakkı Aydınoğlu, Osman Şıklar, Yavuz Canevi, Rüşdü Saracoğlu, Bülent Gültekin, Yaman Törüner, Gazi Erçel, Süreyya Serdengeçti, Durmuş Yılmaz, Erdem Başçı, Murat Çetinkaya, Murat Uysal, Naci Ağbal, Şahap Kavcıoğlu ve Hafize Gaye Erkan Bankanın yönetiminde bulundu.
Dr. Fatih Karahan, Şubat 2024'ten bu yana TCMB Başkanı olarak görevini sürdürüyor.
TCMB'NİN SERMAYESİ DÖRT HİSSE SINIFINDAN OLUŞUYOR
TCMB'nin diğer merkez bankalarından ayrılan özelliklerinden biri de anonim şirket statüsünü koruması. 1211 sayılı Kanun kapsamında Bankanın hisseleri A, B, C ve D olmak üzere dört sınıfa ayrılıyor. A sınıfı hisseler yalnızca Hazineye ait bulunurken, B sınıfı hisseler Türkiye'de faaliyet gösteren milli bankalara tahsis ediliyor.
C sınıfı hisseler milli bankalar dışındaki bankalar ile imtiyazlı şirketlere, D sınıfı hisseler ise Türk ticari kuruluşları ile Türk vatandaşlığına sahip gerçek ve tüzel kişilere ayrılıyor. Geçen yıl sonu itibarıyla TCMB sermayesinin yüzde 55,12'sini A sınıfı hisseler oluşturuyor. B sınıfının payı yüzde 23,25, C sınıfının payı yüzde 2,51 ve D sınıfının payı yüzde 19,12 seviyesinde bulunuyor.