Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda görüşülen “Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı KHK’de Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” kapsamında ilk etapta 5, ardından 3 madde daha kabul edildi. Düzenleme, korunan alanların planlama, yönetim ve izin süreçlerinde önemli değişiklikleri kapsıyor.
Peki kabul edilen maddeler çevre politikaları açısından anlamı ne?
PLANLAMA SÜRECİ GENİŞLİYOR
Yeni düzenlemeyle, yalnızca milli parklar değil; tabiat parkları, tabiat anıtları ve tabiatı koruma alanları için de milli parklarla aynı planlama süreci uygulanacak.
Bu kapsamda:
Uzun devreli gelişme planı
Yönetim planı
Gelişme planı
hazırlanması zorunlu olacak ve bu planlar Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) tarafından hazırlanacak ya da hazırlattırılacak.
Uzmanlara göre bu durum, planlama yetkisinin tek merkezde toplanmasını sağlıyor. Bu, koordinasyon açısından avantaj olarak görülse de, planlama sürecinin ne kadar şeffaf ve bilimsel kriterlere dayalı yürütüleceği belirleyici rol oynayacak.
TURİSTİK TESİSLERE İZİN ÇERÇEVESİ
Düzenleme ile planlara uygun olması ve kamu yararı şartıyla milli park ve tabiat parklarında turistik amaçlı tesislere izin verilebilecek. İntifa hakkı süresi 49 yıl olarak belirlenirken, belirli şartlarla bu sürenin 99 yıla kadar uzatılabilmesi öngörülüyor.
Ayrıca ulaşım yolları, elektrik iletim hatları, su ve altyapı yatırımları için de plan ve kamu yararı koşuluyla izin verilebilecek.
Çevre hukukçularına göre burada temel mesele “kamu yararı” ve “zaruret” kriterlerinin nasıl yorumlanacağı. Eğer planlama süreçleri koruma öncelikli yürütülürse kontrollü kullanım mümkün olabilir. Fakat uygulamada yatırım baskısının artması halinde doğal alanların taşıma kapasitesi zorlanabilir.
İZİNSİZ YAPILARA EL KOYMA VE YIKIM
Kanuna göre, tescil yasağı kapsamındaki yapı ve tesislere doğrudan el konulabilecek. El konulan yapıların yıkılması ya da değerlendirilmesi yetkisi DKMP’de olacak.
Bu düzenleme, kaçak yapılaşmayla mücadele açısından güçlü bir araç olarak değerlendiriliyor. Özellikle hassas ekosistemlerde kontrolsüz yapılaşmanın önlenmesi bakımından önemli bir hukuki dayanak oluşturabilir.
ALAN KILAVUZU VE KORUMA PERSONELİ
Yeni düzenleme ile “alan kılavuzu” ve “av ve doğa koruma memuru” tanımları netleştiriliyor. Korunan alan sınırları içinde yaşayan kişilerin eğitim alarak alan kılavuzu olarak görevlendirilmesi öngörülüyor.
Bu model, yerel halkın sürece dahil edilmesini amaçlarken uzmanlar, yerel katılımın artması hem bilinçlendirme hem de alanın korunması açısından olumlu sonuçlar doğurabileceğini öngörüyor.
PLANLAR VE İMAR SÜRECİ
İmar planları, gelişme planlarına uygun olarak hazırlanacak ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı onayıyla yürürlüğe girecek.
Bu durum, merkezi idarenin planlama üzerindeki rolünü güçlendiriyor. Fakat çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) süreçlerinin nasıl işletileceği uygulamada belirleyici olacak.
GENEL DEĞERLENDİRME
Kabul edilen maddeler, korunan alanların yönetimini kurumsal olarak güçlendirmeyi hedeflerken, aynı zamanda kullanım alanlarını da yeniden tanımlıyor.
Çevre uzmanlarına göre bu düzenlemenin etkisi, yalnızca kanun metniyle değil; çıkarılacak yönetmelikler, planlama kriterleri ve uygulama pratiğiyle netleşecek.
Koruma-kullanma dengesinin hangi yönde şekilleneceği, önümüzdeki dönemde yapılacak uygulamalarla görünür hale gelecek.
Haber Merkezi

