CHP İstanbul Milletvekili ve emekli Büyükelçi Namık Tan, bugün sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemi kararını değerlendirdi.
Sürecin siyasi, diplomatik, askerî ve ekonomik sonuçlar doğurduğunu belirten Tan, geçmişte alınan kararın yeniden savunulması yerine kapsamlı bir değerlendirme yapılması gerektiğini söyledi.
F-35 VE CAATSA YAPTIRIMLARINI HATIRLATTI
Tan, Türkiye’nin S-400 tedarikinin ardından F-35 programından çıkarıldığını ve ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası kapsamında yaptırımlara maruz kaldığını hatırlattı.
NATO içindeki savunma iş birliğinin de süreçten zarar gördüğünü savunan Tan, “Aradan geçen yıllar, bu kararın siyasi, diplomatik, askerî ve ekonomik sonuçlarını bütün açıklığıyla ortaya koymuştur” dedi.
“RUSYA VE ÇİN MENŞELİ SİSTEMLER ÇÖZÜM OLAMAZ”
Türkiye’nin jeostratejik konumu nedeniyle güçlü ve çok katmanlı bir hava savunma sistemine ihtiyaç duyduğunu belirten Tan, kurulacak mimarinin NATO sistemleriyle uyumlu olması gerektiğini söyledi.
Tan, Rusya veya Çin menşeli sistemlerin Türkiye açısından uzun vadeli ve sürdürülebilir bir çözüm oluşturamayacağının başından itibaren öngörülebileceğini ifade etti.
PATRIOT VE SAMP/T SEÇENEKLERİNİ İŞARET ETTİ
NATO’nun entegre hava ve füze savunma mimarisinin bölgesel krizlerde önem kazandığını belirten Tan, Türkiye’nin hava savunmasının geçmişte Patriot ve SAMP/T bataryalarıyla desteklendiğini hatırlattı.
Bugün için en gerçekçi seçeneklerin NATO ile uyumlu Patriot veya Avrupa ortak üretimi SAMP/T sistemleri olduğunu savunan Tan, bu sistemlerin yerli savunma projeleriyle bütünleştirilmesini önerdi.
HİSAR VE SİPER VURGUSU
Orta ve uzun vadede yerli sistemlere dayanan çok katmanlı bir hava savunma mimarisi kurulması gerektiğini belirten Tan; HİSAR, SİPER ve geliştirilecek yeni millî sistemlere dikkat çekti.
Tan, bu sistemlerin NATO’nun ortak komuta ve kontrol altyapısıyla uyumlu hâle getirilmesinin Türkiye’nin güvenliği açısından gerekli olduğunu söyledi.
“SİYASİ SORUMLULUK DEĞERLENDİRİLMELİ”
S-400 kararının sonuçlarıyla ilgili siyasi ve kurumsal sorumluluğun açık biçimde değerlendirilmesini isteyen Tan, demokratik hesap verebilirlik çağrısı yaptı.
Kariyer diplomatlarının geçmişte alınan siyasi kararları savunmak zorunda bırakılmasının yanlış olduğunu belirten Tan, bu yaklaşımın devlet kurumlarının tarafsızlığına ve diplomasi mesleğinin itibarına zarar vereceğini savundu.
Namık Tan, Türkiye’nin geçmiş kararları yeniden gerekçelendirmek yerine yaşananlardan ders çıkararak daha öngörülebilir ve müttefikleriyle uyumlu bir güvenlik stratejisi geliştirmesi gerektiğini kaydetti.