Manşet TV ekranlarında yayınlanan TERS/YÜZ programında gazeteciler Alişer Delek ve Faruk Demirel, Türkiye'nin siyaset, ekonomi ve medya gündemindeki gelişmeleri değerlendirdi. Fon soruşturmasının iktidar ve muhalefet üzerindeki olası etkilerinden gazetecilere yönelik yargı süreçlerine, kamuoyu araştırmalarının güvenilirliğinden CHP ile Yeni Parti arasındaki ilişkilere kadar birçok konu masaya yatırıldı.
FON KRİZİ SANDIĞA YANSIYACAK MI?
Manşet TV'de yayınlanan TERS/YÜZ programının ikinci bölümünde Alişer Delek ve Faruk Demirel, fon soruşturmasının siyasi sonuçlarını tartıştı.
Soruşturma kapsamında gündeme gelen isimlerin, yapılan gözaltıların ve açıklanan rakamların kamuoyundaki etkileri ele alındı. Fon krizinin AK Parti açısından önemli bir siyasi sorun haline geldiği savunulurken muhalefetin de yaşanan gelişmeleri iktidara yönelik eleştirilerinde öne çıkardığı belirtildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın soruşturmaya yönelik açıklamaları ile muhalefetin tepkileri karşılaştırıldı. Erdoğan'ın soruşturma kapsamında sorumluluğu bulunan kişilere yönelik işlem yapılacağı mesajını verdiği hatırlatıldı. Ancak kamuoyunda yalnızca soruşturmanın yürütülmesinin değil, sorumluların tamamına ulaşılıp ulaşılmadığının da sorgulandığı ifade edildi.
Yayında, ekonomik sıkıntıların yaşandığı bir dönemde fon soruşturmasının seçmenlerin gündeminde daha fazla yer bulabileceği değerlendirildi. "Çünkü bu fon meselesi sandıkta olacak. Oraya gidecek yani bu iş." ifadeleri kullanıldı.
İktidarın soruşturmayla ilgili attığı adımların seçmenleri tatmin edip etmeyeceği ve muhalefetin konudan siyasi sonuç çıkarıp çıkaramayacağı sorularının yanıtını seçimlerin vereceği savunuldu.
FON SORUŞTURMASINDA 433 ŞÜPHELİ VE 112 TUTUKLU
Fon soruşturmasının ulaştığı aşama da programın gündemindeydi.
Yayında Adalet Bakanının açıklamalarından aktarılan verilere göre soruşturma kapsamında 433 şüpheli bulunduğu belirtildi.
Soruşturmadaki tablo şu rakamlarla anlatıldı:
-
433 şüpheli
-
112 tutuklu
-
186 kişi hakkında adli kontrol tedbiri
-
38 firari şüpheli hakkında yakalama kararı
-
359 gerçek kişi hakkında mal varlığı ve banka hesaplarına bloke
-
111 tüzel kişi hakkında mal varlığı ve banka hesaplarına bloke
Soruşturmanın yalnızca birkaç kişinin gerçekleştirdiği işlemlerle sınırlı olmadığı yönündeki değerlendirmeler de ele alındı.
Ertan Aydın ve Yunus Arıncı gibi isimlerin soruşturma kapsamında gündeme gelmesinin siyasi açıdan önem taşıdığı savunuldu.
Ayrıca soruşturmanın üst düzey isimlere uzanıp uzanmayacağı konusunda kamuoyunda soru işaretleri bulunduğu ifade edildi.
FON SORUŞTURMASINDA GÖZALTI YÖNTEMLERİ NEDEN TARTIŞILIYOR?
Programda soruşturmanın kapsamı kadar gözaltı işlemlerinin uygulanış biçimi de eleştirildi.
Farklı soruşturmalarda şüphelilere yönelik uygulamaların birbirinden farklı olmasının toplumda adalet duygusunu etkileyebileceği savunuldu.
Bazı kişilerin ifadeye çağrıldığı, bazılarının ise sabah erken saatlerde evlerine düzenlenen operasyonlarla gözaltına alındığı hatırlatıldı.
Özellikle kaçma şüphesi bulunmayan kişilerin doğrudan ifadeye davet edilebileceği, her işlemde aynı yöntemin uygulanmasının gerekli olmadığı görüşü dile getirildi.
Bu tartışma sırasında Mersin'deki bir operasyona ait görüntüler örnek gösterildi.
Sabah saatlerinde gerçekleştirilen operasyonda bir kadının evinin kapısını sabahlıkla açtığı anların televizyonlarda yayımlanmasına tepki gösterildi.
Polisin operasyon sırasında görüntü kaydı almasının işlemlerin belgelenmesi açısından anlaşılabilir olduğu ancak bu görüntülerin televizyon ekranlarında gösterilmesinin ayrı bir sorun oluşturduğu belirtildi.
Yayında, habercilerin ellerine ulaşan her görüntüyü yayımlamak zorunda olmadığı, kişilerin özel hayatını ve onurunu koruma sorumluluğu bulunduğu vurgulandı.
GAZETECİLERE YÖNELİK YARGI SÜREÇLERİ MASAYA YATIRILDI
TERS/YÜZ'ün ilk bölümünde, medya dünyasını ilgilendiren iki ayrı yargı süreci tartışıldı.
Faruk Demirel'in gündeme getirdiği konulardan biri, Sadettin Saran ile Ela Rümeysa Cebeci hakkında verilen beraat kararları oldu.
Diğer konu ise Şaban Sevinç, Mustafa Balcı, İsmail Saymaz ve Murat Ağırel'in isimlerinin geçtiği yargı dosyasıydı.
Alişer Delek, iki dosyanın farklı konuları içerdiğini belirterek gazetecilere yöneltilen suçlamaların mesleki faaliyetler açısından değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Gazetecilerin siyasi gelişmelere ilişkin fotoğraflar paylaşması, kulis bilgileri aktarması ve televizyon programlarında yorum yapması üzerinden ağır hapis cezalarının gündeme gelmesini eleştirdi.
Delek, haber ve yorum faaliyetlerinin gazeteciliğin doğal bir parçası olduğunu belirterek "Gazetecilik faaliyeti bunlar." ifadelerini kullandı.
Yayında, söz konusu dosyada talep edildiği belirtilen hapis cezalarının 10 yıldan başlayıp 18 yılı aşan sürelere ulaşması da tartışıldı.
Siyasi bir fotoğrafın paylaşılması veya bir kişinin bakanlık için adının geçtiğinin söylenmesi gibi faaliyetlerin bu ölçüde ağır cezalarla ilişkilendirilmesinin doğru olmadığı savunuldu.
Bununla birlikte dosyaların bütün ayrıntılarının bilinmediği, kişilerin suçlu veya suçsuz olduğuna gazetecilerin değil mahkemelerin karar vereceği de hatırlatıldı.
ÖZEL WHATSAPP YAZIŞMALARININ EKRANLARDA YAYIMLANMASINA TEPKİ
Alişer Delek, Sadettin Saran ve Ela Rümeysa Cebeci hakkındaki süreç üzerinden medya kuruluşlarının yayın anlayışını da eleştirdi.
Soruşturma sırasında gündeme gelen kişisel yazışmaların televizyon ekranlarında defalarca okunmasına dikkat çekti.
Delek, soruşturma dosyasında bulunduğu belirtilen özel WhatsApp mesajlarının çeşitli programlarda ayrıntılı biçimde tartışıldığını hatırlattı.
Bu yayınlar sırasında kişiler hakkında mahkeme kararı bulunmadan kamuoyu önünde hüküm verildiğini savundu.
Delek, "Şimdi biz ekranlarda devletin kasasına emanet bir telefondaki WhatsApp yazışmalarını boy boy okuduk" sözleriyle medya kuruluşlarının yaklaşımını eleştirdi.
Beraat kararlarının ardından geçmişteki yayınların da sorgulanması gerektiğini belirten Delek, kişilerin özel hayatlarına ilişkin bilgilerin ekranlara taşınmasının sonuçlarına dikkat çekti.
Yayında, özel yazışmaların yayılmasının yalnızca soruşturmadaki kişileri değil, toplumun adalete ve medyaya duyduğu güveni de etkileyebileceği ifade edildi.
DEZENFORMASYON YASASINA DESTEK, UYGULAMAYA ELEŞTİRİ
Faruk Demirel, dezenformasyonla mücadele düzenlemelerine ilişkin görüşlerini de paylaştı.
Düzenlemeyi ilk gündeme geldiği dönemden bu yana savunduğunu belirten Demirel, devletin yanlış bilgiyle mücadele edebilmesi gerektiğini söyledi.
Özellikle sosyal medyada doğrulanmamış bilgilerin hızla yayılmasına dikkat çekti.
Televizyon haberciliğinde kullanılan haber metinleri ve ekran yazılarının yayımlanmadan önce defalarca kontrol edilmesi gerektiğini anlatan Demirel, sosyal medyada ise benzer bir editoryal sürecin her zaman bulunmadığını belirtti.
Demirel, sosyal medyada ortaya atılan yanlış bir bilginin kısa süre içinde binlerce kişiye ulaşabildiğini, daha sonra televizyon programlarında da tartışılmaya başlandığını ifade etti.
Bu nedenle sosyal medyanın tamamen denetimsiz bırakılmaması gerektiğini savundu.
Ancak tartışmada düzenlemelerin uygulanış biçiminin de önem taşıdığı vurgulandı.
Dezenformasyonla mücadelede bazı uygulamaların ölçüsüz hale gelebildiği kabul edilirken haber ile yorumun suçlama konusu yapılmasının basın özgürlüğü açısından sorun oluşturabileceği belirtildi.
Yayında, "Kantar'ın topuzu zaman zaman kaçıyor mu? kaçıyor." değerlendirmesi yapıldı.
Yanlış bilginin yayılmasını önlemek ile gazetecilik faaliyetlerini sınırlamamak arasında bir denge kurulması gerektiği üzerinde duruldu.
İZMİR DEPREMİNDEN ÖRNEK VERİLDİ: CANLI YAYINI GECİKTİRDİK
Medya etiğine ilişkin tartışmada geçmişte yaşanan İzmir depreminden de örnek verildi.
Programda, deprem sırasında bir televizyon kanalının haber yayınlarında uyguladığı yöntem anlatıldı.
Enkaz çalışmalarının farklı ajanslardan gelen görüntülerle takip edildiği, ancak canlı yayınların doğrudan ekrana verilmediği belirtildi.
Yaklaşık 200 saniyelik yayın gecikmesi uygulandığı ve bunun nedeninin izleyicilerin rahatsız edici görüntülerle karşılaşmasını önlemek olduğu ifade edildi.
Enkazdan hayatını kaybetmiş bir bebeğin çıkarıldığı anlar örnek gösterildi.
Bu tür görüntülerin hiçbir editoryal kontrolden geçirilmeden yayımlanmasının hem yakınları hem de izleyiciler açısından ağır sonuçlar doğurabileceği anlatıldı.
Yayında, haber merkezlerinin yalnızca görüntüye ulaşmakla değil, görüntünün yayımlanmasının doğru olup olmadığına karar vermekle de sorumlu olduğu vurgulandı.
CHP İLE YENİ PARTİ ARASINDAKİ SİYASİ REKABET ELE ALINDI
Programın siyaset bölümünde CHP ile Yeni Parti arasındaki ilişkiler değerlendirildi.
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in son grup toplantısında CHP'ye yönelik sert eleştirilere ağırlık vermemesi dikkat çekti.
Alişer Delek, iki parti arasındaki karşılıklı eleştirilerin muhalefetin genel siyasi gündeminin önüne geçtiğini savundu.
Özgür Özel'in daha önce CHP ile uğraşmak yerine partisinin kendi siyasi çizgisine odaklanması gerektiğini söylediğini hatırlatan Delek, buna rağmen tartışmaların bir süre devam ettiğini anlattı.
Son dönemde ise hem CHP hem de Yeni Parti cephesinin bu tartışmaların kendilerine siyasi yarar sağlamadığını görmeye başladığını değerlendirdi.
Delek, parti liderlerinin iktidarın politikalarına ilişkin uzun açıklamalar yapmasına rağmen kamuoyunda çoğu zaman birbirlerine yönelik birkaç cümleyle gündeme geldiğini belirtti.
KILIÇDAROĞLU'NUN EKONOMİ ELEŞTİRİLERİ NEDEN GERİ PLANDA KALIYOR?
Programda Kemal Kılıçdaroğlu'nun grup toplantısında gündeme getirdiği ekonomik ve toplumsal sorunlar örnek gösterildi.
Kılıçdaroğlu'nun Amasya'daki şeker fabrikası, Gaziantep'teki işten çıkarmalar, sosyal konut ihtiyacı ve fındık üreticilerinin sorunlarına ilişkin açıklamalar yaptığı hatırlatıldı.
Ancak bu konuların, CHP ile Yeni Parti arasındaki siyasi tartışmalar kadar gündeme gelmediği savunuldu.
Alişer Delek, muhalefet liderlerinin birbirlerini hedef alan açıklamalarının iktidara yönelik eleştirilerin önüne geçmesinin siyasi açıdan iki tarafa da zarar verdiğini değerlendirdi.
Programda, CHP ile Yeni Parti arasındaki rekabetin seçmenlerin bir bölümünü kararsızlığa yöneltebileceği görüşü de dile getirildi.
İki partinin birbirlerini eleştirmek yerine ekonomik sorunlar ve iktidarın politikalarına odaklanmasının muhalefet açısından daha etkili olabileceği savunuldu.
BAHÇELİ VE DERVİŞOĞLU'NUN ANITKABİR GÖRÜNTÜLERİ TARTIŞILDI
Siyasi gündemin değerlendirildiği bölümde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun Anıtkabir'deki görüntüleri de konuşuldu.
Dervişoğlu'nun merdivenlerden inerken Bahçeli'nin koluna girmesi, iki lider arasındaki siyasi rekabet nedeniyle tartışma konusu olmuştu.
Programda, bu hareketin siyasi yakınlaşma göstergesi olarak yorumlanmasına karşı çıkıldı.
Bahçeli'nin merdivenlerden inerken zorlanmış olabileceği, Dervişoğlu'nun da kendisine yardım etmek amacıyla koluna girdiği değerlendirildi.
Bu davranışın siyasi bir mesajdan önce insani bir refleks olarak görülmesi gerektiği savunuldu.
Ayrıca Dervişoğlu'nun kendisine yöneltilen eleştirileri yanıtsız bırakmayarak davranışını insani gerekçelerle savunduğu hatırlatıldı.
Yayında, farklı siyasi partilerin birbirleriyle sert biçimde mücadele etmesinin liderler arasındaki insani ilişkileri ortadan kaldırmaması gerektiği vurgulandı.
ANKET ŞİRKETLERİNE ELEŞTİRİ: AYNI PARTİYE FARKLI OY ORANLARI
TERS/YÜZ'de kamuoyu araştırmalarının güvenilirliği de geniş biçimde ele alındı.
Farklı araştırma şirketlerinin aynı siyasi parti için birbirinden oldukça uzak oy oranları açıklaması sorgulandı.
Bazı anketlerde bir partinin yüzde 10 seviyesinde gösterilirken başka bir araştırmada yüzde 2 düzeyinde çıkmasının araştırma yöntemleri açısından açıklanması gerektiği belirtildi.
Programda MHP'li Fethi Yıldız'ın anket şirketlerine yönelik açıklaması da okundu.
Yıldız'ın kamuoyu araştırmalarında etik ve mesleki standartlar belirlenmesi gerektiğini savunduğu hatırlatıldı.
Açıklamada araştırmacıların veri toplama, analiz etme ve sonuçları yayımlama aşamalarında doğru bilgi vermekle yükümlü olması gerektiği ifade edildi.
Anket şirketlerine yönelik denetim ihtiyacı tartışılırken bu sürecin doğrudan devlet müdahalesine dönüşmesinin sakıncalı olabileceği de değerlendirildi.
ANKETÇİNİN SİYASETÇİYE VE TELEVİZYONA FARKLI RAKAMLAR VERDİĞİ İDDİASI
Programda kamuoyu araştırmalarının siyasi amaçlarla kullanılıp kullanılmadığına ilişkin bir örnek de anlatıldı.
İsmi açıklanmayan bir siyasi parti genel başkanıyla tanınmış bir anket şirketinin sahibi arasında geçtiği belirtilen görüşme aktarıldı.
Anlatılan olaya göre araştırmacı, parti liderine seçmen tabanının yüzde 3,8 düzeyinde olduğunu ve oy oranının yüzde 8,5'e ulaşabilecek bir potansiyel taşıdığını söyledi.
Ancak aynı araştırmacının katıldığı televizyon programında partinin oy oranını yüzde 0,8 olarak açıkladığı ve yüzde 1,5 seviyesine ulaşabileceğini belirttiği ileri sürüldü.
Parti liderinin televizyondaki açıklamanın ardından araştırmacıyı aradığı anlatıldı.
Araştırmacının ise parti teşkilatının daha fazla çalışmasını sağlamak amacıyla kamuoyuna daha düşük bir oran verdiğini söylediği iddia edildi.
Bu örnek üzerinden anketlerin seçmen davranışını ölçmek yerine siyasi partilerin teşkilatlarını veya kamuoyunu yönlendirmek amacıyla kullanılmasının doğurabileceği sorunlar tartışıldı.
Olayda adı geçen siyasetçi ile araştırma şirketinin ismi paylaşılmadı.
ANKETLERİN ORTALAMASI YAPAY ZEKÂYLA HESAPLANIYOR
Yayında kamuoyu araştırmalarını karşılaştırmak için kullanılan bir yöntem de anlatıldı.
Her ay yaklaşık 11-12 şirketin yayımladığı anketlerin yapay zekâ yardımıyla bir araya getirildiği ve oy oranlarının ortalamasının hesaplandığı belirtildi.
Tek bir araştırma şirketinin sonuçlarını esas almak yerine farklı şirketlerin verilerini birlikte değerlendirme yaklaşımı benimsendiği ifade edildi.
Bu yöntemle yapılan kişisel hesaplamalarda AK Parti'nin oy oranının yüzde 30'un altına inmediği, bazı dönemlerde yüzde 34,5'e ulaştığı ileri sürüldü.
CHP ile Yeni Parti'nin oy oranlarında ise daha fazla dalgalanma görüldüğü belirtildi.
Programda, CHP ile Yeni Parti'nin toplam oy oranını hesaplamak için iki partinin anket sonuçlarının doğrudan toplanmasının yanıltıcı olabileceği de savunuldu.
Araştırma şirketlerinin tam listesi ve hesaplamanın ayrıntıları paylaşılmadığı için bu oranlar programda aktarılan kişisel değerlendirmeler olarak gündeme geldi.
CHP İLE YENİ PARTİ ARASINDA TEMAS VAR MI?
Programın son bölümünde CHP ile Yeni Parti arasında görüşmeler yapılıp yapılmadığı sorusu gündeme geldi.
Faruk Demirel, iki parti arasındaki karşılıklı eleştirilerin azaldığını hatırlatarak kulislerde herhangi bir temas olup olmadığını sordu.
Alişer Delek, parti temsilcileri arasında kamuoyuna açık olmayan dolaylı görüşmelerin sürdüğü yönündeki değerlendirmesini aktardı.
Yerel yönetimlerde yaşanan istifaların ve belediye meclislerindeki değişimlerin iki parti arasındaki iletişimi daha önemli hale getirdiğini savundu. Ancak partilerin yeniden birleşmesi ya da ortak bir siyasi yapı oluşturmasının mevcut koşullarda zor göründüğünü belirtti.
Yayında, farklı siyasi partiler arasındaki iletişim eksikliğinin yerel yönetimlerde yaşanan sorunları derinleştirebileceği de tartışıldı.
Delek'in değerlendirmesinde yer alan temas iddialarına ilişkin resmî bir görüşme takvimi veya anlaşma bilgisi paylaşılmadı.
MUHALEFET ORTAK ADAY ÇIKARABİLİR Mİ?
CHP ile Yeni Parti arasındaki ilişkilerden hareketle gelecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefetin ortak aday çıkarma ihtimali de gündeme geldi.
Alişer Delek ve Faruk Demirel, farklı muhalefet partilerinin mevcut siyasi ayrılıklarının ortak aday üzerinde anlaşmayı zorlaştırdığını değerlendirdi.
CHP, Yeni Parti, İYİ Parti ve diğer muhalefet partilerinin aynı aday etrafında birleşmesinin kolay olmadığı belirtildi.
Programda Mansur Yavaş'ın adı da muhtemel aday tartışmaları kapsamında anıldı.
Ancak bütün muhalefet partilerinin üzerinde uzlaşabileceği bir ismin henüz ortaya çıkmadığı görüşü dile getirildi.
Yayında, geçmiş seçimlerde siyasi partilerin sert tartışmalardan sonra ittifak kurabildiği hatırlatıldı.
Bu nedenle bugünkü siyasi anlaşmazlıkların gelecekteki iş birliklerini tamamen ortadan kaldırmadığı, ancak seçmenlerin partiler arasındaki tartışmalardan olumsuz etkilenebileceği savunuldu.
KRT'DE CHP VE YENİ PARTİ TEMSİLCİLERİNİN BULUŞMASI KONUŞULDU
Programın kapanış bölümünde farklı siyasi görüşlerden isimlerin televizyon ekranlarında bir araya gelmesi de değerlendirildi.
Faruk Demirel, KRT'de CHP ve Yeni Parti temsilcilerinin katıldığı yayına dikkat çekerek iki farklı siyasi çizgiden isimlerin aynı programda görüşlerini açıklayabilmesini olumlu bulduğunu belirtti.
Alişer Delek ise KRT'deki yeni yayın anlayışı kapsamında farklı siyasi partilerden temsilcileri aynı tartışma ortamında buluşturmaya devam edeceklerini ifade etti.
Delek, bazı siyasetçilerin geçmişte farklı partilerden isimlerle aynı programa katılmak istemediğini anlattı.
Bu nedenle programlara konuk davet edilirken çeşitli güçlüklerle karşılaşıldığını belirtti.
Ancak farklı görüşlere sahip siyasetçilerin aynı yayına katılarak karşılıklı tartışabildiğini ve bunun herhangi bir sorun yaratmadığını söyledi.
Yayında İYİ Partili Turan Çömez'in muhalefet partilerinin iletişim kurması gerektiği yönündeki yaklaşımı da hatırlatıldı.
Farklı siyasi görüşlerin aynı ekranda tartışabilmesinin demokratik siyaset ve televizyon yayıncılığı açısından gerekli olduğu görüşü öne çıktı.