İYİ Parti Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan, 7 portföy yönetim şirketine bağlı 131 fonun tasfiye sürecini gündeme taşıdı. Türkkan, fonların düşük likiditeli hisselerde yoğunlaşmasının ve yüksek getiriler açıklamasının neden daha önce engellenemediğinin araştırılması gerektiğini söyledi.
Türkkan, Hazine ve Maliye Bakanlığının “sistemik risk yok” açıklamasıyla yetinmemesi gerektiğini savunarak, SPK’nın geçmiş denetimlerinin bağımsız biçimde incelenmesini istedi.
891 MİLYAR LİRALIK FON BÜYÜKLÜĞÜNE DİKKAT ÇEKTİ
Türkkan, incelediği kaynaklara göre tasfiyeye alınan fonların Eylül ayındaki toplam portföy büyüklüğünün yaklaşık 891 milyar lira olduğunu, sürecin yaklaşık 353 bin yatırımcıyı ilgilendirdiğini ifade etti.
Bu rakamlar tasfiye kararının ilk günlerinde Reuters tarafından da aktarılmıştı. Ancak SPK, 23 Eylül’de yaptığı güncel açıklamada 131 fondaki tekil yatırımcı sayısının 455 bin 758 olduğunu duyurdu. Bu nedenle yatırımcı sayısına ilişkin ilk rakamlarla resmî güncel veri arasında fark bulunuyor.
“KENDİ KENDİNİ BESLEYEN FİYATLAMA DÖNGÜSÜ OLUŞTU”
Türkkan, bazı fonların halka açıklık oranı ve işlem hacmi düşük hisselerde yüksek pozisyonlar oluşturduğunu savundu.
Bu alımların hisse fiyatlarını yukarı taşıdığını, yükselen fiyatların da fonların kâğıt üzerindeki değerini ve açıklanan getirilerini artırdığını belirten Türkkan, yeni para girişleriyle aynı hisselerin yeniden alınmasının bir fiyatlama döngüsü yarattığını öne sürdü.
Reuters da son satış dalgasına ilişkin analizinde bazı fonların düşük likiditeli ve halka açıklığı sınırlı hisselerde yoğun pozisyon taşımasının, yatırımcı çıkışları başladığında likidite sorununu büyüttüğünü aktardı.
“KRİZ ÇIKINCA MÜDAHALE EDİLDİ”
Türkkan, SPK’nın fonların işlemlerini durdurması, tasfiye sürecini başlatması ve işlem yasakları uygulamasının gerekli olduğunu ancak bunların “önleyici denetim” değil, kriz sonrası müdahale niteliğinde olduğunu savundu.
SPK’nın 17 Eylül tarihli kararlarıyla 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verildi.
MSCI’NİN HAZİRAN UYARISINI HATIRLATTI
Türkkan, MSCI’nin Türkiye piyasasına ilişkin daha önce yaptığı uyarıları da gündeme getirdi.
MSCI, Haziran 2026’daki piyasa sınıflandırma incelemesinde Türkiye’de bazı küçük ölçekli şirketlerle bağlantılı fon pozisyonlarında olası koordineli işlemler ve gerçek halka açıklık oranlarının belirlenmesine ilişkin şeffaflık sorunlarına dikkat çekmişti. Kuruluş, ilerleme sağlanmaması hâlinde Türkiye piyasasının statüsüne ilişkin yeni bir istişare sürecinin gündeme gelebileceğini belirtmişti.
FONLARA “LİKİDİTE TESTİ” ÖNERİSİ
Türkkan, yeni düzenlemelerde fonların yalnızca toplam büyüklüğüne değil, yatırım yaptıkları hissenin gerçek işlem hacmine göre de sınırlandırılmasını önerdi.
Fonların, yatırımcıların yüzde 10, 20 veya 30’unun aynı anda çıkış talep etmesi durumunda ödeme yapıp yapamayacağının düzenli olarak test edilmesini isteyen Türkkan, bu testi geçemeyen fonların yeni yatırımcı kabulünün otomatik olarak durdurulmasını önerdi.
İLİŞKİLİ ŞİRKETLERE YATIRIMA SINIR ÇAĞRISI
Türkkan’a göre fonların portföy yönetim şirketinin ortaklarıyla veya aynı ekonomik gruptaki şirketlerle bağlantılı hisselere yapabilecekleri yatırımlar daha sıkı oranlarla sınırlandırılmalı.
Dolaylı ortaklıkların da “nihai faydalanıcı” üzerinden takip edilmesini isteyen Türkkan, SPK, MKK, Takasbank, Borsa İstanbul, MASAK ve bankaların verilerinin ortak bir sistemde eşleştirilmesini önerdi.
“ZARAR YALNIZCA YATIRIMCININ SIRTINDA KALMAMALI”
Türkkan, fon yöneticileri ile portföy şirketi ortakları için kişisel mali sorumluluk ve daha uzun süreli işlem yasaklarının gündeme alınmasını istedi.
Olası yatırımcı zararlarının doğrudan kamuya yüklenmesine karşı çıkan Türkkan, hukuki sorumluluğu tespit edilen yöneticilerin ve şirket sahiplerinin mal varlıklarının da tazmin süreçlerinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
HAZİNE VE SPK’YA BAĞIMSIZ İNCELEME ÇAĞRISI
Türkkan, açıklamasının sonunda Hazine ve Maliye Bakanlığı ile SPK’ya seslendi.
Geçmiş denetimlerin neden daha erken sonuç vermediğinin araştırılmasını isteyen Türkkan, sürecin bağımsız bir incelemeyle ele alınmasını ve elde edilen bulguların kamuoyuyla paylaşılmasını talep etti.