SON GELİŞMELER
Bize Ulaşın

Dil Seçimi

"İran'da yaşananlar devrim denemesi değil: Tam da bu yüzden daha tehlikeli"

Haber görseli

İran'da 28 Aralık 2025'te ekonomik sebeplerle başlayan eylemler, kısa sürede rejim karşıtı gösterilere dönüştü. Başkent Tahran'dan farklı bölgelere yayılan protestolar, İran yönetiminin sert güvenlik önlemleri, internet kesintileri ve uluslararası aktörlerin açıklamalarıyla birlikte yalnızca ülke içini değil, bölgesel dengeleri de etkileyen bir sürece dönüştü.

Manşet Haber'e konuşan Uluslararası İlişkiler Uzmanı, Doç. Dr. Cantürk Caner, "İran’da yaşananlar “ani bir ayaklanma” değil, uzun süredir biriken basıncın kapağı biraz aralamasıydı. Patlama değil, sızıntı. Ama sızıntı tehlikelidir, çünkü durmaz" diyor.

"DEVRİM DENEMESİ DEĞİL, TAM DA BU YÜZDEN DAHA TEHLİKELİ"

Cantürk Caner, İran'daki hareketliliğin tek bir toplumsal hatta ilerlemediğini, eş zamanlı olarak üç farklı kanalda aktığını belirtiyor. İlk kanal, ekonomik sıkışmanın doğrudan tetiklediği protestolar. Gıda fiyatlarındaki artış, enerji ve kira maliyetlerinin gündelik hayatı sürdürülemez hale getirmesi ve kamu çalışanları ile emeklilerin maaşlarının hızla erimesi, bu hattın temel dinamiklerini oluşturuyor. Bu nedenle protestoların başlangıç noktası yine büyük metropoller değil; pazarlar, küçük şehirler ve yarı-çevre mahalleler oluyor. Caner’e göre bu coğrafya, ekonomik krizin en çıplak şekilde hissedildiği alanlara işaret ediyor.

İkinci kanal, toplumsal huzursuzluk. Zorunlu başörtüsü uygulamasına karşı fiili itaatsizlik, kadınların kamusal alandaki görünür direnci ve özellikle gençler arasında yaygınlaşan ancak yüksek sesle ifade edilmeyen bir "uyumsuzluk" hali bu sürecin önemli bileşenleri arasında yer alıyor. Caner, bu sessiz ama yaygın tavrın klasik protesto kalıplarına uymadığı için çoğu zaman hafife alındığını, ancak uzun vadede rejimler açısından ciddi bir meşruiyet sorunu ürettiğini ifade ediyor.

Üçüncü kanal ise yerel güvenlik gerilimleri. Kürt bölgeleri, Beluçistan hattı ve petrol ile sınır ekonomisine bağımlı şehirlerdeki hareketlilik, ekonomik ve toplumsal huzursuzlukla birleşerek güvenlik boyutunu derinleştiriyor. Caner, bu tabloyu "Tahran merkezli bir devrim denemesi değil ama tam da bu yüzden daha tehlikeli" sözleriyle yorumluyor.

"ASIL KIRILMA 'ÇALIŞSAM DA DÜZELMİYOR' HİSSİ"

Caner, İran'daki ekonomik krizin artık yalnızca resmi enflasyon rakamlarıyla tartışılamayacağını söylüyor. Enflasyonun gündelik hayatta doğrudan hissedildiğini, İran riyalinin bir değişim aracı olmaktan çıkarak adeta bir "zaman ölçüsü"ne dönüştüğünü ifade ediyor.

Orta sınıfın hızla eridiğini, buna karşılık alt sınıfın genişlediğini belirten Caner, bu noktada meselenin yalnızca yoksulluk olmadığını özellikle vurguluyor. Ona göre asıl kırılma, toplumda yaygınlaşan "çalışsam da düzelmiyor" hissi. Caner, bu duygunun rejimler açısından en zehirli toplumsal ruh hali olduğunu ve siyasi sistemlerin bu noktada ciddi bir meşruiyet kriziyle karşı karşıya kaldığını söylüyor. 

"DEVLET VAATLERİNİ YERİNE GETİREMEDİ"

Caner, İran devletinin uzun yıllar boyunca topluma fiilen sunduğu sosyal sözleşmeyi hatırlatıyor. Bu sözleşmeye göre siyasi özgürlükler sınırlıydı, ancak buna karşılık düzen, güvenlik ve asgari bir refah vaat ediliyordu. Ocak ayında yaşanan gelişmelerle birlikte bu vaadin büyük ölçüde geçerliliğini yitirdiğini savunan Caner, refahın ortadan kalktığını, güvenlik hissinin zayıfladığını ve geleceğe dair beklentinin neredeyse sıfırlandığını söylüyor.

Bu tabloya, kadınların başörtüsü zorunluluğuna karşı tepkileri, Kürt ve Beluci etnisite sorunları, uzun süredir biriken su ve kanalizasyon gibi altyapı problemleri ile merkez ve çevre arasındaki sosyoekonomik uçurum eklendiğinde, İran'daki olayların ortaya çıkmasının kaçınılmaz hale geldiğini belirtiyor.

ADALET, İNTİKAM, HESAPLAŞMA...

İran ekonomisinin kronik sorunlarının yeni olmadığını vurgulayan Caner, yıllardır süren yaptırımların, yatırım ve teknoloji açığının, kamu maliyesindeki verimsizliğin ve devlet ile Devrim Muhafızları ağına bağlı rant düzeninin bu yapıyı beslediğini ifade ediyor. Yüksek enflasyon ve para birimindeki değer kaybı, "normal zamanlarda" bile hayatı pahalı ve umutsuz hale getiriyor.

Ocak ayındaki dalgada protestoların kıvılcımı ekonomik sıkışma ve para birimindeki çöküş olsa da, bu hareketlilik çok kısa sürede ekonomik taleplerin ötesine geçerek rejimi, güvenlik aygıtını ve yönetim modelini hedef alan bir siyasallaşmaya evrildi. Caner’e göre ekonomi, toplumsal sabrı bitiren mekanizma; esas çatışma ise kimin bedel ödeyeceği ve kimin yönetmeye devam edeceği sorusu etrafında şekilleniyor. Can kayıpları arttıkça meselenin "ekmek" olmaktan çıkıp "adalet, intikam ve hesaplaşma" psikolojisine kaydığını da ekliyor.

ABD VE TRUMP FAKTÖRÜ: MUĞLAK MESAJLAR, SOMUT BASKI

Caner, ABD Başkanı Donald Trump'ın protestolarla ilgili açıklamalarını kasıtlı olarak muğlak buluyor. "Protestoya devam edin, yardım yolda" gibi ifadelerin ne anlama geldiğinin açıkça söylenmediğini belirten Caner, buna karşın sahada iki somut işaretin bulunduğunu ifade ediyor.

Bunlardan ilki, İran'la ticaret yapan ülkelere ABD pazarında yüzde 25 ek tarife uygulanması yönündeki karar. Caner'e göre bu hamle, doğrudan İran'ı değil, onu ayakta tutan ticaret damarlarını hedef alan bir ikincil baskı mekanizması niteliği taşıyor. İkinci işaret ise askeri seçenek iması. Reuters dahil bazı kaynaklarda, hava saldırısı ve sınırlı askeri güç kullanımı gibi seçeneklerin Beyaz Saray çevresinde konuşulduğuna dair işaretler bulunduğunu aktarıyor. Venezuela benzeri bir "yakala-getir" operasyonunun ise İran için düşük olasılık olarak değerlendirdiğini ekliyor.

TÜRKİYE İÇİN OLASI SONUÇLAR NELER?

Caner'e göre ABD'nin ekonomik ya da askeri müdahalesi, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir. Ekonomik baskının tırmanması durumunda, Türkiye'nin İran'la enerji ve ticaret bağları nedeniyle ABD ile ticari ilişkilerinde risk oluşabileceğini, enerji arzı ve fiyatlar üzerinde belirsizlik yaşanabileceğini söylüyor. Baskı arttıkça kayıt dışı ve ara ticaretin büyüyebileceğini, bunun da Türkiye'nin finansal sistemi ve bankacılığı açısından risk yaratacağını ifade ediyor.

Güvenlik ve ekonomik temelli sıkışmanın birleşmesi halinde ise Türkiye sınırında düzensiz göç baskısının artabileceğine, bunun da yerel işgücü piyasalarından kamu harcamalarına kadar birçok alanda gerilim yaratabileceğine dikkat çekiyor. Sınırlı bir askeri müdahale veya bölgesel sıcak çatışma senaryosunda ise Irak ve Suriye hattındaki kırılganlığın artabileceğini, Türkiye'nin sınır güvenliği ve terörle mücadele denkleminde ek yükler oluşabileceğini belirtiyor. Caner, böylesi bir durumda Türkiye'nin "bedava izleyici" olamayacağını söylüyor.

"EKONOMİK REFORM TEK BAŞINA ASPİRİN KALIR, KURŞUNU ÇIKARMAZ"

Caner, İran devletinin can kayıpları konusunda şeffaf olmadığını, buna karşın insan hakları izleme ağı HRANA tarafından en az 2.677 doğrulanmış ölüm bilgisinin paylaşıldığını ve bu verilerin Reuters tarafından da aktarıldığını hatırlatıyor.

Reform tartışmasına gelince, Caner'e göre protestolar yalnızca pahalılıkla sınırlı olsaydı ekonomik paketlerle geçici bir sakinleşme mümkün olabilirdi. Ancak mevcut can kaybı ve tutuklama seviyesinde talepler adalet, hesap verme ve özgürlük gibi başlıklara dönüşüyor. Caner, "Bu noktada 'ekonomik reform' tek başına aspirin kalır, kurşunu çıkarmaz" diyor.

BU DALGAYI FARKLI KILAN NE?

Cantürk Caner, mevcut dalgada ölçek ve şiddetin önceki protesto dalgalarından ayrıştığını, uluslararası boyutun açık biçimde tırmandığını ve iç meşruiyet krizinin derinleştiğini söylüyor. Rejim değişikliği ihtimaline dair kesin konuşmanın gerçekçi olmadığını vurgulayan Caner, "'Kesin' diye konuşan ya safça iyimserdir ya da satış yapıyordur. Rejim değişikliği için protesto yetmez; elit bölünmesi, güvenlik aygıtında çözülme ve sürdürülebilir bir alternatif merkez gerekir" diyor. Dış müdahale söyleminin ise rejime "dış komplo" argümanı sunarak propaganda malzemesi vereceğini ekliyor. 

İran'daki tabloya dair genel değerlendirmesinde Caner, "Kısa vadede en olası sonuç rejimin sertleşerek kontrol araması; orta vadede ise ya elit içi çatlaklar üzerinden kontrollü bir yeniden ayar ya da kronikleşmiş, dalga dalga geri gelen bir isyan döngüsü. ABD’nin ekonomik sopası bu döngüyü hızlandırabilir; askeri seçenek ise bölgeyi yakarak "sonuç" üretir, ama o sonuç genelde kimsenin hoşuna gitmez" diyor.

Haber: Buket Saymaz

Küfür, hakaret ve spam yayınlanmaz.