İstanbul’da geçtiğimiz yıl kuduz riskli temas nedeniyle 123 bin 538 kişi hastanelere başvurdu, 411 bin 432 doz kuduz aşısı uygulanması gündeme geldi. Konuya ilişkin açıklama yapan İstanbul Valiliği, söz konusu aşıların tedbir amaçlı uygulandığını ve İstanbul’da en son kuduz vakasının 2007 yılında görüldüğünü bildirdi. Konu ile ilgili Manşet Haber’e özel açıklamalarda bulunan Türkiye Veteriner Hekimleri Birliği Başkanı Ali Eroğlu; kuduz hastalığının büyük ölçüde yaban hayatı kaynaklı olduğunu belirterek, “Kuduz riski kırsal bölgelerde daha yüksek” dedi.
ZAMANINDA BAŞLANILAN AŞININ KORUYUCULUĞU TAM
Türkiye Veteriner Hekimleri Birliği Başkanı Ali Eroğlu, kuduzun Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü verilerine göre yüzde 99,9 oranında ölümcül, ancak yüzde 100 oranında önlenebilir bir hastalık olduğunu ifade etti. Eroğlu, zamanında başlatılan aşı uygulamasının koruyuculuğunun tam olduğunu belirtti.
BELEDİYELERE VE VATANDAŞA ÖNEMLİ GÖREV
Ali Eroğlu, temas sonrası hayvanın 10 gün boyunca gözlem altında tutulmasının bireysel olarak mümkün olmadığı, bu sürecin yerel yönetimler tarafından yürütülmesi gerektiği belirtti. Mikroçip uygulaması sayesinde hayvanların aşı durumunun veri tabanından kontrol edilebildiği aktarıldı. Çipli hayvanların kuduz aşısının yapıldığı, ancak her yıl tekrar edilmesinin zorunlu olduğu vurgulandı.
TVHB BAŞKANI EROĞLU: KUDUZ KIRSAL ALANLAR İÇİN RİSK
Eroğlu, kuduz hastalığının büyük ölçüde yaban hayatı kaynaklı olduğunu belirterek, riskin özellikle kırsal bölgelerde daha yüksek olduğunu söyledi. Eroğlu, kuduzun yaban hayvanlarından kırsaldaki evcil hayvanlara bulaştığını, bu nedenle hastalığın kırsal alanlarla daha fazla ilişkilendirildiğini ifade etti.
HAVADAN AŞILAMA UYGULANIYOR
Kuduzla mücadelede “havadan aşılama” yönteminin önemine dikkat çeken Eroğlu, riskli bölgelerde yaban hayatına yönelik aşılama çalışmalarının yürütüldüğünü belirtti.
Bu uygulamanın özellikle yaban hayvanları üzerinden hastalığın yayılımını kontrol altına almak açısından kritik rol oynadığını vurgulayan Eroğlu, çalışmaların ilgili bakanlıklar tarafından koordineli şekilde sürdürüldüğünü kaydetti.
PROF. DR. LEVENT DOĞANCI: UYGULAMALAR BİLİMSEL ZEMİNDE YÜRÜTÜLMELİ
Türkiye’de kuduz profilaksisi uygulamalarına ilişkin tartışmalar sürerken, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Doğancı, mevcut uygulamaların bilimsel zeminden uzaklaştığını ve ciddi bir kaynak israfına yol açtığını söyledi.
Doğancı, Türkiye’nin kuduz aşısı uygulama oranında dünya sıralamasında dikkat çekici bir yerde olduğunu belirterek, “Yaklaşık 1 milyar 50 milyon nüfuslu Hindistan’dan sonra en fazla kuduz aşısı uygulayan ülke Türkiye. Nüfusumuz 85 milyon. Bu tablo, orantısız ve yer yer rastgele bir uygulamaya işaret ediyor” dedi.
“KARAR TEK HEKİME BIRAKILMAMALI”
Belçika’da görev yaptığı dönemi örnek gösteren Doğancı, kuduz profilaksisi kararının tek bir doktor tarafından verilmediğini anlattı.
“Hayvan teması sonrası aşı yapılıp yapılmayacağına bölgedeki veteriner, halk sağlığı uzmanı ve ilgili sağlık ekibi birlikte karar verirdi. 4-5 kişilik bir kurul değerlendirme yapardı. Vahşi hayvan ısırıkları bunun istisnasıdır. Çünkü vahşi hayvan saldırılarında virüs derin kas dokusuna inebilir” diye konuştu.
Kuduz virüsünün memeli ve sıcak kanlı hayvanlarda görüldüğünü vurgulayan Doğancı, “Bir muhabbet kuşu ısırığı sonrası kuduz aşısı yapılması bilimsel değildir. Horoz saldırısı sonrası aşı yapıldığı örnekler duyuyoruz. Bu ciddi bir bilgi eksikliğidir” ifadelerini kullandı.
“AŞIYI İTHAL EDİYORUZ, BÜYÜK İSRAF VAR”
Türkiye’nin artık kuduz aşısı üretmediğini, aşıların yurt dışından dövizle satın alındığını hatırlatan Doğancı, gereksiz profilaksinin ekonomik yük oluşturduğunu söyledi.
“Kuduz başladığında neredeyse tedavisi olmayan bir hastalık. Bu yüzden temas sonrası profilaksi hayati öneme sahip. Ancak doğru endikasyonla yapılmalı. Aksi halde hem kaynak israfı hem de yanlış bir sağlık politikası ortaya çıkar” dedi.
“SOKAK HAYVANI MESELESİ KUDUZ ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLMEMELİ”
Sokak hayvanları konusunun kuduz üzerinden tartışılmasını da eleştiren Doğancı, “İstanbul’daki kedilerin büyük çoğunluğu mama ile besleniyor. Kuduz açısından genellenmiş bir tehdit oluşturduklarını söylemek doğru değil” dedi.
Türkiye’de son yıllarda insan kuduz vakalarının çok nadir görüldüğünü belirten Doğancı, yakın dönemde vahşi hayvan saldırısına uğrayan iki çocuktan birinin profilaksi sayesinde kurtulduğunu, diğerinin ise durumu ailesine bildiremediği için yaşamını yitirdiğini hatırlattı.
Doğancı, “Vahşi hayvan teması azaldı. Ancak büyük şehirlerde sokak hayvanı sorunu var. Bu mesele kuduz korkusu üzerinden değil, bilimsel ve planlı yöntemlerle ele alınmalı” diye konuştu.
“ASIL RİSKLER GÖZDEN KAÇIRILIYOR”
Hayvan ısırıklarında yalnızca kuduz riskine odaklanılmasının eksik bir yaklaşım olduğunu belirten Doğancı, tetanoz ve diğer bakteriyel enfeksiyonlara dikkat çekti.
“Birçok hayvanın ağız florasında tetanoza yol açan bakteriler ve çeşitli patojenler bulunur. Isırık yaralarında ciddi enfeksiyon riski vardır. Sadece kuduz değil, tetanoz ve diğer bakteriyel enfeksiyonlar da mutlaka değerlendirilmelidir” dedi.
Sokak hayvanlarının paraziter ve farklı zoonotik hastalıkları da taşıyabileceğini ifade eden Doğancı, mücadelenin bilimsel, çok yönlü ve planlı şekilde yürütülmesi gerektiğini vurguladı. “Halkın gözünü korkutarak yanlış bir gerekçeyle mücadele edilmez. Sorun varsa doğru tespit edilir, doğru yöntemle çözülür” değerlendirmesinde bulundu.
Haber: Nida Yağmur Mercan

