Gabriel García Márquez’in 1994 yılında yayımlanan Aşk ve Öbür Cinler romanı, yasak bir aşkı dinî baskılar, batıl inançlar ve toplumsal korkuların gölgesinde anlatıyor. Eser, kuduz bir köpeğin ısırdığı Sierva María ile onu cinlerden arındırmakla görevlendirilen rahip Cayetano Delaura’nın trajik hikâyesine odaklanıyor.
AŞK VE ÖBÜR CİNLER KİTABININ KONUSU NEDİR?
Roman, 18. yüzyılın sömürge dönemi Kolombiya’sındaki bir liman kentinde geçiyor. Çökmekte olan soylu bir ailenin tek çocuğu Sierva María, 12. yaş gününde kuduz bir köpek tarafından ısırılıyor.
Yarası iyileşmeye başlasa da çevresindekiler genç kızın davranışlarını hastalıkla değil, içine cin girmesiyle açıklıyor. Sierva María, gözlem altında tutulmak ve şeytan çıkarma ayinine hazırlanmak üzere bir manastıra gönderiliyor.
SİERVA MARÍA KİMDİR?
Sierva María, ailesinin ilgisinden uzak büyüyen ve çocukluğunu evdeki kölelerin arasında geçiren genç bir kızdır. Afrika kökenli kültürle yetişmesi, farklı diller konuşması ve alışılmışın dışındaki davranışları çevresindekilerin ondan kuşkulanmasına neden olur.
Kuduz ihtimali zamanla geri plana itilir. Dönemin korkuları ve dinî inanışları, genç kızın “ele geçirilmiş” olarak görülmesine yol açar. Sierva María’nın yaşadıkları, romanda farklı olanın toplum tarafından nasıl tehlikeli ilan edilebildiğini gösterir.
CAYETANO DELAURA’NIN HAYATI DEĞİŞİYOR
Sierva María’yı cinlerden arındırmakla görevlendirilen rahip Cayetano Delaura, manastırdaki hücresinde genç kızla görüşmeye başlar.
Başlangıçta görevini yerine getirmeye çalışan Delaura’nın duyguları zamanla değişir. Genç rahip, Sierva María’ya âşık olduğunu fark eder. Sierva María’nın da karşılık vermesiyle ikili, dinî kuralların ve toplumsal baskıların karşısında duran yasak bir aşkın içine sürüklenir.
GERÇEK BİR OLAYDAN MI ESİNLENDİ?
Romanın çıkış noktası, Márquez’in genç bir muhabirken tanık olduğu bir mezar açma çalışmasına dayanıyor.
Yazar, 1949 yılında Cartagena’daki Santa Clara Manastırı’nın mezar odalarının boşaltılmasını takip etmekle görevlendirildi. Açılan mezarlardan birinde genç bir kıza ait olduğu düşünülen ve uzunluğu 22 metreyi aşan saçlar bulundu.
Bu görüntü, Márquez’e çocukken büyükannesinden dinlediği kuduz nedeniyle hayatını kaybeden uzun saçlı küçük markiz efsanesini hatırlattı. Yazar, yıllar sonra bu anı ile efsaneyi bir araya getirerek Aşk ve Öbür Cinler romanını kaleme aldı.
ROMANIN ANA TEMALARI NELER?
Aşk ve Öbür Cinler, merkezine aşkı alsa da yalnızca romantik bir hikâye anlatmıyor. Romanda şu temalar öne çıkıyor:
- Yasak ve imkânsız aşk
- Dinî otorite ve baskı
- Batıl inançlar
- Hastalık ile toplum korkusu
- Yalnızlık ve ilgisizlik
- Sömürge düzeni
- Farklı olana karşı geliştirilen önyargı
- Gerçek ile doğaüstü arasındaki belirsizlik
Romandaki “cinler”, yalnızca doğaüstü varlıkları ifade etmiyor. Korku, bağnazlık, yalnızlık, baskı ve tutku da karakterlerin hayatını ele geçiren başka cinler olarak anlatının içine yerleşiyor.
BÜYÜLÜ GERÇEKÇİLİĞİN İZLERİNİ TAŞIYOR
Márquez, romanda tarihsel gerçekliği doğaüstü unsurlarla yan yana getiriyor. Kuduz, şeytan çıkarma ayinleri, rüyalar ve mucize söylentileri aynı anlatı dünyasında birbirine karışıyor.
Yazar, hangisinin gerçek hangisinin inanç olduğunu kesin çizgilerle ayırmıyor. Bu belirsizlik, Aşk ve Öbür Cinler’i Márquez’in büyülü gerçekçilik anlayışını yansıtan eserlerinden biri hâline getiriyor.
AŞK VE ÖBÜR CİNLER KAÇ YILINDA YAYIMLANDI?
Özgün adı Del amor y otros demonios olan roman ilk kez 1994 yılında yayımlandı. Kitabın sayfa sayısı baskıya ve yayınevine göre değişiklik gösteriyor. Eser, Márquez’in kısa romanları arasında yer alıyor.