Nikos Kazancakis, 20. yüzyıl Yunan edebiyatının uluslararası alanda en çok tanınan yazarlarından biri oldu. Roman, şiir, tiyatro, deneme, gezi yazısı ve çeviri alanlarında eserler veren Kazancakis, yaşamı boyunca felsefe, din, özgürlük, insanın varoluş mücadelesi ve siyasal düşüncelerle yakından ilgilendi.
1883’te Girit’in Kandiye, bugünkü adıyla Heraklion kentinde doğan Kazancakis, Atina Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. Ardından Paris’e giderek felsefe öğrenimi gördü ve Henri Bergson’un derslerini takip etti. Friedrich Nietzsche’nin düşünceleri de gençlik döneminden itibaren entelektüel dünyası üzerinde etkili oldu.
NİKOS KAZANCAKİS KİMDİR?
Kazancakis yalnızca romancı değildi. Gazetecilik yaptı, çeviriler hazırladı, tiyatro eserleri ve şiirler yazdı, farklı ülkeleri dolaşarak gezi kitapları kaleme aldı.
Nikos Kazancakis Müzesi de yazarın mirasını; edebiyatçı, Giritli, gezgin, düşünür ve kamusal yaşamla ilgilenen bir entelektüel kimliği üzerinden ele alıyor. Müzenin koleksiyonunda romanlarından tiyatro eserlerine, mektuplarından siyasal faaliyetlerine kadar geniş bir arşiv bulunuyor.
EDEBİ KARİYERİNDE HANGİ ESERLER ÖNE ÇIKTI?
Kazancakis’in uluslararası ününün merkezinde özellikle romanları yer aldı. “Zorba” olarak bilinen Zorba the Greek, yazarın dünya çapında en çok tanınan eserlerinden biri haline geldi.
Bunun yanı sıra Günaha Son Çağrı, Yeniden Çarmıha Gerilen İsa, Kaptan Mihalis, Allah’ın Garibi ve otobiyografik özellikler taşıyan El Greco’ya Mektuplar gibi eserleri de edebiyatının temel parçaları arasında yer aldı.
Kazancakis’in en iddialı çalışmalarından biri ise Homeros’un Odysseiasını devam ettiren dev şiiri Odysseia: Modern Bir Devam oldu. Eserde insanın özgürlük, inanç, anlam ve sürekli aşma arayışı ön plana çıktı.
ZORBA NEDEN BU KADAR ÜNLÜ OLDU?
Kazancakis’in “Zorba”sı, hayatı doğrudan yaşayan Alexis Zorbas karakteri ile daha sorgulayıcı ve zihinsel bir dünyaya sahip anlatıcı arasındaki karşıtlık üzerine kuruludur.
Roman, özgürlük, yaşam sevinci, ölüm, çalışma, aşk ve insanın kendi sınırlarını aşma isteği gibi temalar üzerinden ilerledi. Eserin sinemaya uyarlanması da Kazancakis’in adının dünya çapında daha geniş kitlelere ulaşmasında etkili oldu.
FELSEFE EDEBİYATININ MERKEZİNDEYDİ
Kazancakis’in eserlerinde felsefe yalnızca arka planda kalan bir unsur değildi. Nietzsche, Bergson, Hristiyanlık, Budizm ve farklı düşünce akımlarıyla kurduğu ilişki, metinlerinde sürekli olarak kendisini gösterdi.
İnsanın kendi sınırlarını aşması, özgürleşmesi ve anlam yaratması Kazancakis’in temel meseleleri arasında yer aldı. Bu nedenle eserleri yalnızca edebiyat açısından değil, felsefi ve düşünsel yönleriyle de ele alındı.
KAZANCAKİS’İN POLİTİK KİMLİĞİ NEYDİ?
Kazancakis’in politik düşünceleri yaşamı boyunca değişim gösterdi ve tek bir ideolojik etikete indirgenmesi zor bir çizgide ilerledi.
1920’li yıllardaki mektupları ve faaliyetleri, onun bu dönemde sol düşünceye ve komünizme güçlü bir ilgi duyduğunu gösteriyor. Sovyetler Birliği’ne birden fazla seyahat yaptı ve komünist hareketi yakından gözlemledi. Bununla birlikte daha sonraki yıllarda Sovyet tipi siyasal modele yönelik mesafesi arttı.
Bu nedenle Kazancakis’i yaşamı boyunca değişmeyen katı bir komünist kimlikle tanımlamak yerine, sosyalizmden komünizme, milliyetçilikten evrenselci düşünceye kadar farklı siyasal ve felsefi akımlarla hesaplaşan bir entelektüel olarak değerlendirmek daha doğru olur.
SİYASETE DOĞRUDAN DA GİRDİ
Kazancakis’in siyasetle ilişkisi yalnızca düşünsel düzeyde kalmadı.
1945’te komünist olmayan sol grupları bir araya getirmeyi hedefleyen küçük bir sosyalist partinin başına geçti. Aynı yıl Themistoklis Sofoulis hükümetinde portföysüz bakan olarak görev aldı. 1946’da sosyal demokrat grupların birleşmesinin ardından bakanlık görevinden ayrıldı.
Daha önce de devlet görevlerinde bulunan Kazancakis, 1919’da Sosyal Refah Bakanlığı bünyesinde görev yaptı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise Girit’te Nazi işgali sırasında yaşanan yıkımı araştıran bir heyette yer aldı.
UNESCO’DA GÖREV YAPTI
Kazancakis, savaş sonrası dönemde Paris’te UNESCO bünyesinde de çalıştı. Buradaki görevi kapsamında dünya edebiyatı klasiklerinin farklı dillere çevrilmesi yoluyla kültürler arasında bağ kurulmasına yönelik çalışmalar yürüttü.
Bir süre sonra görevinden ayrılarak ağırlığını yeniden edebiyata verdi.
DİNLE İLİŞKİSİ NEDEN TARTIŞILDI?
Kazancakis’in eserlerindeki dini sorgulamalar, özellikle Hristiyanlığın insan doğasıyla ilişkisini ele alış biçimi nedeniyle yoğun tartışmalara yol açtı.
Günaha Son Çağrı gibi eserlerinde İsa’yı yalnızca kutsal bir figür olarak değil, insan doğasının çelişkileriyle mücadele eden bir karakter olarak işlemesi büyük yankı uyandırdı.
Kazancakis’in düşüncesinde din, çoğu zaman dogmatik bir kabulden çok insanın özgürlük, anlam ve ruhsal yükseliş arayışıyla ilişkilendirildi.
NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ’NE ADAY GÖSTERİLDİ
Kazancakis Nobel Edebiyat Ödülü’ne birden fazla kez aday gösterildi. Nobel Ödülü’nün resmi adaylık arşivlerinde 1954, 1956 ve 1957 yıllarında adına yapılan adaylık kayıtları bulunuyor.
Ödülü kazanmasa da özellikle yaşamının son yıllarında eserlerinin farklı dillere çevrilmesiyle uluslararası ünü önemli ölçüde arttı.
NİKOS KAZANCAKİS NASIL ÖLDÜ?
Kazancakis, 1957’de Çin’e yaptığı seyahatin ardından rahatsızlandı. Tedavi için Avrupa’ya döndükten sonra 26 Ekim 1957’de Almanya’nın Freiburg kentinde hayatını kaybetti.
Cenazesi Girit’e götürüldü ve Heraklion’daki Martinengo Burcu’na defnedildi. Mezar taşında kendisiyle özdeşleşen şu ifade yer aldı: “Hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm.”
KAZANCAKİS’İN EDEBİ MİRASI
Kazancakis’in eserlerini farklı kılan temel özelliklerden biri, romanlarının yalnızca hikâye anlatmakla yetinmemesi oldu. İnsan doğası, özgürlük, inanç, ölüm, siyaset ve varoluş gibi sorular metinlerinin merkezinde yer aldı.
Bu çok yönlü yapı, onun hem edebiyat hem felsefe hem de siyasal düşünce açısından tartışılmaya devam eden yazarlardan biri olmasını sağladı.