Rahmetli annem, yağmur yağdığında "Aç perdeyi, aç pencereyi, rahmet içeri girsin." derdi.
40-50 sene öncesinin çocuklarıydık o zaman. Bir tekerlememiz vardı: "Yağmur yağıyor, seller akıyor, Arap kızı camdan bakıyor."
Tekerlemedeki sel, ayağımızın altındaki incecik su sızıntısıydı. Yağmur yağdığında Arap kızı, biz çocuklar ve yağmur el ele, göz göze mutlu olurduk.
Yağmurdan kimse korkmazdı. Çünkü yağmur, olması gerektiği gibi davranır, kimseyi incitmezdi. Mevsimine sadakatliydi. Yağmak için yaz mevsiminde güneşin gitmesini bekler, sonbaharda kibarca yağar, sırasını kıştaki kara verirdi.
Kimse telaş etmezdi, sel olacak, fırtına kopacak diye. Kimsenin evini sular basmaz, arabalar tekne gibi dere içinde yüzmezdi.
Yağar ve dururdu. Kocaman bir rahmetti insanların üzerine. Herkes rahmetle ıslandığı için kutsanmış hâlde, ilahi bir keyif duyardı.
İnsanlar çoğu zaman şemsiye bile kullanmazdı. Eve gidince "Sucuk gibi olmuşsun." derlerdi. Bundan rahatsız olan olmazdı. Şimdiki gibi kimse oradan oraya koşturmazdı.
30 sene öncesinin çocukları kapitalizme önem verdiler. Para getirebilecek her şeyi zehirlediler. Çok ürün elde etmek maksadıyla toprağın bağrına kimyasalları bastılar. Toprak ana, kimyasallarla zehirlenmeyle tanıştı ve buna alıştı. Artık eski toprak ana değildi.
20 sene öncesinin çocukları griye önem verdi. Ağaçlar kesilecek, toprak arsa olacak, çok kâr ceplerden taşacaktı.
10 sene öncesinin çocukları ise başlarını telefondan kaldıramaz olmuştu. O kadar ilgisizlerdi ki onlara göre çilek ağacı da patates ağacı da vardı.
Doğa sahipsizdi. Kendi başına bırakılmıştı, eliyle suyuyla beslediği insanlar tarafından.
Ve sonuçta, iklim ritüelini bozduğumuz doğa, çıldırmış şekilde bize saldırıyor. Kimi zaman çok sıcak oluyor, kimi zaman çok soğuk. Artık yağmur yağmıyor, sel gökten yeryüzüne düşüyor.
Oysa doğa asla yenilmez. Bekler ve intikamını alır. Sıcak olur, soğuk olur, kurak olur, sel olur.
Bu arada Arap kızına ne oldu?
Arap kızı biraz kanserden, biraz Kovid'den, biraz zatürreden, biraz kalp krizinden ama en çok ilgisizlikten öldü, bakarken pencereden...
O pencereyi bıraktı.
Şimdi biz, insanlık, yenilgiye korkuyla ve endişeyle bakıyoruz TV'den...
Doğayı hızla yok ediyor, dengeleri el birliğiyle bozuyoruz. Geldiğimiz noktanın elbet hesabı sorulacak. Keşke taaaa başa dönebilsek; çocukların ellerinde telefon yerine kitaplar olsa, yeniden kol kola yürüyüşe çıksa sevgililer ve pencere önünde yağan yağmuru izlerken, hep bir ağızdan “Arap kızı camdan bakıyor” tekerlemesini söyleyebilsek…