Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Evet, deprem olacak!

Evet, deprem olacak!
Paylaş:
N

Kâhin olmaya hiç gerek yok, herkesin çok merak ettiği “Deprem olacak mı?”sorunun cevabı aslında gayet net bir şekilde bilinmekte.

Aktif fay kuşakları üzerinde yer alan ülkemizde bugüne kadar büyük depremler hep oldu bundan sonra da olacak. Türkiye'de İstatistiksel olarak bakıldığında yaklaşık her 3 ila 5 yılda bir büyüklüğü 6 ve üzerinde olan depremler meydana gelmekte. Deprem büyüklüğü arttıkça bu süre uzamakta; 7 ve üzeri büyüklüğündeki depremler ise yaklaşık her 10 ila 15 yılda bir tekrar etmekte. Ayrıca neredeyse her gün ülkemizin değişik bölgelerinde büyüklüğü 3 ila 5 arasında değişen onlarca deprem olmakta.

Aslında cevabı bilinen bu soruya takılıp kalmak yerine, binamız depreme dayanıklı mı? Depreme ne kadar hazırız? Riskimiz nedir? Riskli binalarımızı, alanlarımızı dönüştürdük mü? Riskimizi azalttık mı? gibi soruları sormamız ve harekete geçmemiz gerekir. Çünkü sonuç olarak yine istatistikler gösteriyor ki depremlerden her yıl ortalama 1.000 vatandaşımız ölmekte ve 7.000 civarında bina yıkılmakta.

Depremlerin bilimsel olarak önceden bilinmesi de şu an için zaten mümkün değil.

Bilimsel ve teknolojik olarak “bir depremi önceden bilmiş” olmak için doğru bilinmesi gereken üç ayrıntı vardır: 1. Depremin büyüklüğü (magnitüd), 2. Oluş yeri (episantırın coğrafi koordinatları), 3. Oluş zamanı (tarih, gün, ay ve yıl cinsinden).

Eğer depremin bu üç özelliğinden en az bir tanesi doğru kestirilememiş ise “deprem önceden bilinememiştir”. Bu nedenle aynı anda yeri, zamanı ve büyüklüğü belirtilmeden yapılan deprem tahminlerinin bilimselliği yoktur. Kuzey ya da Doğu Anadolu Fayları gibi 1.500 kilometre uzunluğundaki faylarda “deprem olacak” demek deprem tahmini ya da uyarma yapma, heyecan ve korku yaratma amaçlı magazin haberi niteliğinden çok farklı değildir.

“Atayım da Belki Tutarsa” Yöntemi

“Atayım da Belki Tutarsa” yöntemi, pek çok kişi tarafından kullanılan bir yöntemdir: Bir fay vardır. Üzerinde geçmişte depremlerin olduğu bilinmektedir. Bu bilgi gelecekte de deprem beklentisi yaratmaktadır. Sadece bu bilgi ile “er ya da geç” deprem olacaktır sözü, kamuoyunda bir deprem tahmini olarak algılanmaktadır.

Yerleşim yerinin yakın çevresinde çok sayıda fay olabilir. Ancak, beklenen deprem hangisinde olacaktır? Bu söylenmemiştir. Ne kadar büyük olacaktır? Bu da kesin olarak söylenmez. En önemlisi ise bu depremin ne zaman olacağıdır. “Er ya da geç olacaktır” cevabı ucu bucağı belli olmayan son derece belirsiz bir zaman aralığıdır. Bu açıdan “her an olabilir” ile eş anlamlıdır. Fay hattında biriken potansiyel enerjinin ne zaman ne boyutta bir depreme dönüşeceği tam bir bilinmezdir. Tıpkı “Er geç olacaktır” ya da “Her an olabilir” gibi.

Kimse kesin zaman, kesin merkez ve kesin büyüklük veremiyor. Yanıtlar hep “bulanık.” Bu arada bölgede ya da yakınında bir deprem olursa “İşte bu depremi bildim, buldum” oluyor.

Başta da söylediğim gibi depremin ne zaman, nerede ve ne büyüklükte olacağı kestirilememektedir.  Bilinebilen tek şey, geçmişte üzerinde büyük deprem olmuş faylarda öngörülemeyen/önceden bilinemeyen bir zaman içinde yeniden büyük depremlerin olacağıdır.

Konuyla ilgili Japonya’dan da örnekler verelim. 1923 ’de Japonya’da Tokyo şehrinin bulunduğu Kanto Ovası’nda büyük bir deprem olmuştur. Yıllardan beri 1923 Kanto depreminin “tekrarlanma” zamanının geldiği söylenmektedir. Ancak yıl 2026 olmuş, 1923 Kanto depremi şu ana kadar “tekrarlanmamıştır”. Japonya Adaları’nın doğusunda okyanus tabanının Japonya’nın altına doğru eğik biçimde daldığı bilinir. Bu nedenle Tokyo önünden başlayarak Güney batıya uzanan deprem aktivitesi yüksek deniz tabanında Nankai Çukuru vardır. Japonlar son yıllarda bu çukurun Güney Batı ucunda büyük bir Magnitüdü 8’den büyük bir deprem beklerken, 2011 yılında bu çukurun Kuzey Doğu uzantısında Tohoku bölgesinde pek beklemedikleri bir yerde yine pek beklemedikleri M>9.0 büyüklüğünde ve büyük bir tsunami yaratan deprem olmuş ve tarihi deprem kayıtları yüzyıllar öncesine giden Japonya’yı şaşırtmıştır.

Depremlerin incelenmesi konusunda aletsel ölçümlere (sismograf kayıtları gibi) dayanan bilgilerin toplanmasının başlangıcı 19’uncu yüzyıl sonlarındadır. Deprem üstüne bilgi toplamanın bugünkü yaygınlık ve kapsama ulaşmasının geçmişi ise şu anda ancak 50 yıl kadardır. Bu süre, şiddetli depremlerin 300-500 yıl aralıkla oluşması yanında çok kısadır. Depremlerle ilgili olarak insanlığın yeteri kadar bilgi ve veri toplaması daha çok zaman alacaktır.      

Türkiye’de En Çok Risk Altında Olan Fay Hatları ve Bölgeler Hangileri?

Yeniden deprem olma tehlikesi fay hatlarında depremlerin belli süreler içinde tekrarlandığı modeline göre belirlenir. Bu modele göre; geçmişte üzerinde büyük deprem olmuş ve üzerinden uzun bir süregeçmiş faylarda tekrar büyük deprem beklenir. Bu büyük depremlerin tekrarlama süresi 200-300 yıl, bazen daha da fazla olabilir. Marmara Denizi’nde beklenen büyük deprem böyle bir deprem tekrarlanma modeline dayanmaktadır.

1939 Erzincan depreminden sonra batıya doğru giderek uzanan büyük depremlerin arkasından, Kuzey Anadolu Fayı (KAF) üzerinde en son meydana gelen 17 Ağustos 1999 depreminin etkisinin bittiği Yalova’nın batısında uzanan Marmara Denizi içindeki bölümünde yeni bir deprem olacağı beklentisi oluşmuştur. Depremlerin giderek batı yönündeki noktalarda olması, beklenen Marmara Denizi depreminde KAF’taki yırtılmanın da batı yönüne doğru gelişeceğinin kanıtıdır.

Kuzey Anadolu Fayı üzerinde, kayıtlara göre 1894 yılında olmuş 7.1 büyüklüğünde bir deprem vardır. Bu depremin Yalova ile İstanbul Boğazı arasındaki KAF bölümünde etkili olduğu sanılmaktadır. KAF’nın batı ucunda ise, 1912 yılında olmuş 7.4 büyüklüğünde bir Mürefte/Şarköy depremi vardır. Arada kalan bölüm Marmara Denizi’nde KAF üzerinde beklenen depreme “aday” bölge olmuştur.

Bu beklenti KAF’nın genel özelliklerine dayanmaktadır. 17 Ağustos 1999 Depreminden sonra KAF‘nın İstanbul Boğazı girişi ile Tekirdağ ili Şarköy ilçesi Mürefte Mahallesi arasında kalan bölümün de olması beklenen depremin zamanı, yeri, büyüklüğü ve etkisi üzerinde pek çok tahmin yapılmıştır ve yapılmaktadır.

KAF’nın Marmara Denizi içinden geçen bölümü üzerinde 7.5 büyüklüğünde yakın zamanda (hemen <ya da gelecek <50 yıl içinde) olması beklenen depremin harekete geçireceği fay hattı konusunda yer bilimciler tarafından hemen her gün farklı tahminler yapılmaktadır.

Bazı bilim adamları beklenen depremde fayın Yalova’dan başlayarak İstanbul Boğazı önündeki kısmında ve daha Batıya giden uzantısında deprem olacağını varsaymaktadır. Bu gibi yaklaşımlar, 1894 ‘de Yalova ile İstanbul Boğazı’nın başlangıcına kadar uzanan bölgede 130 yıl önce etkili olmuş bu depremi dikkate almamaktadır. 1894 depremi 7.3 büyüklüğündedir. Bu büyüklükteki depremin tekrar oluşması için gereken enerjinin 250 yılda biriktiği varsayılırsa bu bölgede yeniden bir M>7.0 deprem olması için daha bir 120 yıl daha geçmesi gerekmektedir. Bu nedenle KAF’ta beklenen depremin İstanbul Boğazından başlayarak batıya doğru uzanan bölümünde olması daha güçlü olasılıktır. 1766 Depremi de bu bölgede olmuştur. Bu durumda İstanbul’un Anadolu yakasında hasarın çok daha az olacağı var sayılabilir. 

Geçmişte oldukça büyük depremler olup da aradan uzun zaman geçtiği halde deprem olmamış bölgeler vardır. Büyük Menderes Fay Zonu (1899 Menderes Vadisi depremi), Bursa Ovası’ndan Çanakkale’ye doğru uzanan fay (en son 1850 yıllarında büyük deprem olmuş), Kuzey Anadolu Fayı Varto-Erzincan arasındaki segment (en son 1720-1750 yıllarında büyük deprem olmuş) örnek olarak gösterilebilir.

Yakın zamanda depremin beklendiği fay hatları hangileridir, sorusunun cevabı yer bilimciler tarafından üzerinde çok çalışılmış bir konudur. Türkiye’de deprem beklenen fay hatlarını ve sismik boşlukları gösteren haritalar,1996 yılında Jeoloji Yüksek Mühendisi Dr. Ramazan Demirtaş ve Jeoloji Yüksek Mühendisi Rüçhan Yılmaz tarafından hazırlanan “Türkiye'nin Sismotektoniği” adlı kitabında yayınlanmıştır. Bu haritada belirtilen sismik boşluklar birer birer depremler olarak dolmaktadır. Bunlar arasında 1999 Doğu Marmara Depremi, 2011 Van Depremi, ‘2023 Kahramanmaraş Depremleri sayılabilir. Bu sismik boşluklar bundan sonra da dolmaya devam edecektir. Uzun zamandır üzerinde deprem olmamış aktif faylara odaklanmak ve buralarda asıl depreme dayanıksız kırılgan yapı stoğunu iyileştirerek riski azaltmanın yollarını aramak, en doğrusu olacaktır. Sonuçta ülkemizin deprem tehlikesi zaten biliniyor. Sadece deprem tehlikesini konuşmayalım, deprem riskimizi nasıl azaltabiliriz onu tartışalım. Enerjimizi de bütçemizi de buna ayıralım. Aksi takdirde maddi kayıplar bir yana can kayıplarının telafisi mümkün olmuyor, sonuçları çok daha vahim oluyor.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı