Toplumlar sadece yollar, binalar, kurumlar inşa etmez. Aynı zamanda hafıza inşa eder. Ve bu hafıza, sandığımızdan çok daha biyolojiktir.
Anmalar… Yıldönümleri… Ortak yaslar ve ortak sevinçler…
Bunlar çoğu zaman kültürel ritüeller gibi görünür. Oysa beden düzeyinde baktığımızda, bu ritüeller toplumun sinir sistemini düzenleyen görünmez araçlardır.
Bir birey gibi, toplumun da bir “duygusal sinir sistemi” vardır.
Toplumsal olaylar sadece tarih kitaplarında değil, insanların bedenlerinde de iz bırakır. Bu olay bir travma ise gerginlik artar, güven duygusu azalır, “tetikte olma hali” kronikleşir.
İnsan, yaşadığı deneyimleri sadece hatırlamaz; aynı zamanda sinir sistemi ve bağışıklık sistemi üzerinden bedeninde de taşır. Sebepsiz ağrılar, savunmasız bedenler…
Yani hatırlanmayan kaybolmaz. Şekil değiştirir.
Anıların ve toplumsal hikayeleri anmaların sağlıktaki yeri tam da burada başlar.
Bir kaybı birlikte anmak, sadece geçmişe bakmak değildir. Bu, dağılmış bir deneyimi yeniden bir araya getirmektir.
Bir toplum aynı acıyı birlikte adlandırdığında:
Duygular anlam kazanır. Sinir sistemi yalnız olmadığını hisseder. Beden “tehdit devam ediyor” algısından çıkmaya başlar. Bu yüzden sağlıklı toplumlar, sadece büyüyen değil; hatırlayabilen, paylaşabilen toplumlardır.
Hatırlanan olay, bir de 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı gibi güzel yaşanmışlıkların ve yüzü geleceğe bakan emanetlerin yıl dönümü ise…
O zaman toplumsal coşku doruğa çıkar ve gelecek adına güzelliklerin inşası, hem toplum gelişiminde hem de bireysel bedende sağlıklı ilerlemeye vesile olur.
Toplumsal gelişim dediğimiz şey, sadece ekonomik ya da teknolojik ilerleme değildir.
Gerçek gelişim; bir toplumun zor deneyimlerle kurduğu ilişkinin olgunlaşmasıdır.
Konuşabilmek, dinleyebilmek, farklı duygulara alan açabilmek…
Hüznü de coşkuyu da paylaşabilmek…
Bunlar yalnızca sosyal beceriler değil, aynı zamanda halk sağlığının temel belirleyicileridir.
Bugün belki de şu soruyu sormak gerekiyor:
Biz nasıl hatırlıyoruz?
Hızla geçip giderek mi?
Sadece sembollerle mi?
Yoksa gerçekten hissederek ve anlamlandırarak mı?
Çünkü bir toplumun hatırlama biçimi, gelecekte nasıl yaşayacağını belirler.
Sağlık her zaman bir hastalığın yokluğu değildir. Bazen de doğru zamanda, doğru şekilde hatırlayabilmektir. Hafızası silinmiş toplumların ortak hikayeleri anlamını yitirir ve dağılma yolculuğu ihtimali artar.
“Sosyal iyilik hali” sekteye uğrayan toplumlarda bireysel iyilik de bozulmaya yüz tutar. Bireysel iyileşme çabaları da tek başına olduğunda böyle ortamlarda kifayetsiz kalabilir…
Belki de en derin iyileşme,
birlikte tutulan hafızada başlar…
Saygı ve sevgi ile…