Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

“Sen hiç akşamüstü güneşinin duvardaki hareketini izledin mi?”

“Sen hiç akşamüstü güneşinin duvardaki hareketini izledin mi?”
Paylaş:
N

Longevity!
Sıkça duymaya başladığımız bir kavram! 
Uzun yaşamak…

Belki de mesele sadece yılları çoğaltmak değildir. 
Bazı insanlar kısa yaşar ama derin iz bırakır; bazıları uzun yaşar ama kendi bedeninin içinde misafir gibidir. 
Longevity dediğimiz kavram ise son yıllarda biraz fazla “ölümsüzlük pazarı”na dönüştü. Tozlar, takviyeler, biyolojik yaş testleri, algoritmalar… 
Tamam olsun ama  insan bedeni hâlâ biraz şiirle, biraz ritimle, biraz da sessizlikle çalışıyor.

Modern dünya bize yaşam süresini uzatmayı öğretiyor; fakat yaşamın hissini korumayı aynı başarıyla öğretemiyor.

Beden aslında çok konuşur.
Bir omuz düşüklüğü bazen yıllardır taşınan bir yükün anatomisidir.
Sürekli yorgunluk yalnızca kasların değil, anlam duygusunun da tükenmesi olabilir.
Uyku bozukluğu bazen sadece melatonin eksikliği değil; gün içinde hiç duramamış bir zihnin gece kendine çarpmasıdır.

Longevity biraz da bedenin “savunma hâlinden çıkabilme sanatı” olabilir.

Çünkü insan organizması yalnızca kaloriyle değil; güven duygusuyla, ritimle, sosyal temasla ve anlamla da yaşar. Uzun yaşayan topluluklara baktığımızda ortak nokta sadece zeytinyağı ya da yürüyüş değildir. Aidiyet hissi vardır. Yavaş yemek vardır. Sohbet vardır. Bir yere ait olma hissi vardır. İnsan sinir sistemi bazen bir dost sesiyle, pahalı bir takviyeden daha fazla iyileşebilir.

Küçük sağlık dokunuşları burada büyük biyolojik sonuçlar doğurur:

— Sabah güneşi görmek, beynin zaman algısını yeniden ayarlar.
— Her gün kısa ama ritmik yürüyüşler, yalnız kasları değil lenfatik akışı da canlandırır.
— Yavaş yemek yemek, sindirimi bir “savaş hâli” olmaktan çıkarır.
— Haftada birkaç kez sessiz kalabilmek, sinir sisteminin yeniden organizasyonuna izin verir.
— Nefesin derinleşmesi, çoğu zaman hayatın da derinleşmeye başladığının ilk işaretidir.

İnsan bedeni aceleyi sevmez.
Kaslar bile güven hissettiğinde gevşer.

Belki longevity’nin en unutulan tarafı budur:
Hayat sadece uzatılacak bir zamansal kavram değil, hissedilecek bir döngüdür.

Bir ağacın uzun yaşaması için yalnızca su yetmez; köklerinin rüzgârla ilişki kurması gerekir. İnsan da böyledir. Hareket etmediğinde sertleşir, hissetmediğinde kapanır, sürekli performans hâlinde yaşadığında iç ritmini kaybeder.

Ve belki gerçek gençlik;
cildin kırışıksız olması değil,
merakın hâlâ canlı kalabilmesidir.

Bazı insanlar altmış yaşında yaşlanır, bazıları sekseninde hâlâ hayata dokunur. Çünkü biyolojik yaş ile yaşam enerjisi her zaman aynı şey değildir.

Uzun yaşamın sırrı belki de şurada saklıdır:
Bedeni optimize etmeye çalışırken ruhu ihmal etmemek.

Bir fincan çayın yanında gerçekten dinlenebilmek…
Bir şarkıyı acele etmeden dinlemek…
Akşamüstü ışığının duvardaki hareketini fark etmek…
Hücreler de biraz estetikle iyileşir.

Longevity yalnızca daha uzun yaşamak değildir.
Daha geç ölmek de değildir.
Belki de insanın, kendi yaşamının içinde biraz daha fazla “hissedebilir” kalabilmesidir.

Sevgi ile…
Dr. Şerafettin ÖZDOĞAN

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı