Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Ahmet Kağan Mercan, Enerji Haber’e yaptığı özel açıklamada, Çernobil Nükleer Güç Santrali’nin Yeni Koruma Kalkanı’nda (New Safe Confinement) dron saldırısı nedeniyle oluşan hasarın, yalnızca Ukrayna’yı değil, tüm Avrupa’nın güvenlik perspektifini değiştirebilecek nitelikte olduğunu vurguladı.
YENİ KORUMA KALKANI NEDEN KRİTİK VE HASAR NE ANLAMA GELİYOR?
Mercan, Çernobil’de 1986’da yaşanan facianın ardından ortaya çıkan en büyük tehdidin, radyoaktif maddelerin doğaya kontrolsüz şekilde yayılması olduğunu hatırlatarak: “Çernobil’de reaktörün üzerinde klasik anlamda bir koruma kabı yoktu. Bu nedenle kazada açığa çıkan radyoaktif maddeleri hapsedecek bir bariyere ihtiyaç duyuldu. 2016’da tamamlanan Yeni Koruma Kalkanı, insan ve çevre ile radyoaktif materyal arasında kalan son savunma hattıdır” ifadelerini kullandı.
Mercan, kalkanın hasar görmesinin taşıdığı riskleri ise şu şekilde açıkladı:
“Reaktör aktif olmasa da radyoaktif bozunum devam eder. Bu sebeple içeride hala tehlikeli maddeler üretiliyor ve bunların atmosfere karışmasını engelleyen tek yapı bu kubbedir.”
“Hasar, kısa ve uzun vadede insan sağlığı için kanser risklerini artırabilir. Yanı sıra tarım ürünleri ve hayvansal gıdalar üzerinde birikme yoluyla ekonomik kayıplara yol açabilecek kirlenmelere sebep olabilir.”
ÇERNOBİL VE ZAPORİJYYA: AKTİF ÇATIŞMA BÖLGELERİNDE NÜKLEER TEHDİT
Dünyanın gözü, hem Çernobil hem de Avrupa’nın en büyük nükleer tesislerinden Zaporijyya üzerinde. Mercan’a göre, savaş bölgesinde bulunan tüm nükleer tesisler küresel güvenlik açısından tehlikelere açık bir durum yaratıyor:
“Bu tesisler elektrik altyapısının en kritik unsurlarıdır. Çatışma sırasında hedef haline gelmeleri ya da emniyetlerinin sağlanamaması, sadece bölgeyi değil binlerce kilometre uzaklıktaki ülkeleri bile etkileyebilir. Radyoaktif parçacıklar rüzgar ve yağış döngüleriyle kıtalar arası taşınabilir.”
Mercan, bu durumun küresel çapta ‘her türlü kazanma pahasına göze alınan risk’ algısı yarattığını, ayrıca nükleer enerjiye yönelik negatif bakışın diğer ülkelerde de artabileceğini belirtti.
ZAPORİJYYA’NIN 11. KEZ ŞEBEKE BAĞLANTISINI KAYBETMESİ KRİTİK!
Zaporijyya Nükleer Santrali’nin savaşın başlangıcından bu yana 11 kez dış güç bağlantısını kaybetmesi, “Yeni bir Fukushima riski var mı?” sorusunu gündeme taşıdı.
Mercan’ın yanıtı şöyle:
“Reaktörler kapatılmış olsa da nükleer yakıt bozunmaya devam eder. Bu nedenle soğutma sistemleri dışarıdan enerjiye ihtiyaç duyar.”
“Her güç kesintisi risk oluşturur ancak sahada konuşlandırılmış dizel jeneratörler acil durum sistemlerini geçici olarak devrede tutuyor.”
“Zaman ilerledikçe yakıtın radyoaktif seviyesi düştüğü için risk de kademeli olarak azalıyor. Ancak jeneratörlerin çalışamaz hâle gelmesi, Fukushima benzeri bir risk doğurabilir.”
GROSSI’NİN ‘İTİDAL’ ÇAĞRISI: AVRUPA İÇİN GERÇEK BİR KAZA RİSKİ VAR MI?
UAEA Başkanı Rafael Grossi’nin tekrarlanan itidal çağrısını değerlendiren Mercan şu şekilde konuştu:
“Rusya'nın NGS’leri doğrudan hedef alması zincirleme etki yaratır; sadece Ukrayna’yı değil kendi topraklarını bile riske sokabilir. Bu sebeple santrallerin özellikle hedef alınma ihtimali düşük. Ayrıca tesisler tasarlanırken düşük olasılıklı ancak yüksek etkili kazalar dahi göz önüne alınarak güvenlik senaryoları oluşturulur.”
ÇERNOBİL VE ZAPORİJYYA’DAKİ RİSKLERİN TÜRKİYE’YE ETKİLERİ
Mercan’a göre Türkiye’ye yönelik risk söz konusu ancak sınırlı:
“Çernobil’de oluşan delikten radyoaktif maddelerin bir miktar taşındığı duyuruldu. Bu taşınım, rüzgâr yönü, hızı ve yağış gibi meteorolojik faktörlere bağlıdır. UAEA hasarın geçici olarak kapatıldığını duyurdu. Bu nedenle Türkiye için mevcut risk oldukça düşük.”
NÜKLEER GÜVENLİK PROTOKOLLERİ YENİDEN YAZILMALI MI?
Teknolojik gelişmeler ve yeni tehdit türleri, Mercan’a göre mevcut uluslararası protokollerin gözden geçirilmesini zorunlu kılıyor: “Nükleer tesisler uçak çarpması gibi büyük senaryolara göre tasarlanıyor. Ancak artık dron saldırıları gibi yeni tehdit modelleri de lisanslama süreçlerine dahil edilmeli” ifadelerini kullandı.
Dr. Ahmet Kağan Mercan sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı: “Paris ve Viyana Sözleşmeleri nükleer kazaların hukuki ve mali çerçevesini belirliyor. Bu düzenlemeler, olası askeri riskleri de kapsayacak şekilde güncellenebilir.”
Muhabir: Hüseyin Çubukçu
