Enerji Haber’e konuşan Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Ahmet Kağan Mercan, aktif bir nükleer santrale yönelik olası saldırıların ciddi teknik, çevresel ve toplumsal sonuçlar doğurabileceğini belirtti.
“RADYOAKTİF MADDELER KİLOMETRELERCE TAŞINABİLİR”
Mercan, aktif bir nükleer santralde yüksek miktarda radyoaktif madde oluştuğunu vurgulayarak, “Reaktörün yapısı, tipi ve çalışma süresine bağlı olarak yüksek miktarda radyoaktif maddeler üretilir. Bu maddelerin önemli bir kısmı soygaz veya uçucu maddelerden oluşur ve radyoaktif salım durumunda kilometrelerce öteye taşınabilir” ifadelerini kullandı.
Santrallerde bu riskin önüne geçmek için çok katmanlı güvenlik sistemi bulunduğunu belirten Mercan, “Bunun önlenmesi için derinlemesine savunma felsefesi benimsenmiştir. Basınç kabı ve koruma kabı gibi bariyerler oluşturularak santral inşa edilir” dedi.
“ON YILLAR SÜREBİLECEK KONTAMİNASYON OLUŞABİLİR”
Koruma sistemlerinin zarar görmesi halinde ciddi sonuçlar doğabileceğinin altını çizen Mercan, “Bu bariyerlerin bütünlüğünü kaybedecek bir olay, yüksek radyoaktivitedeki materyallerin toprağa, suya ve havaya karışmasına, kilometrelerce taşınmasına ve on yıllar boyu sürebilecek radyoaktif kontaminasyona sebep olabilir” şeklinde konuştu.
Mercan, böyle bir durumda geniş alanların erişime kapatılabileceğini belirterek, “Bazı bölgelerde insanların geçici veya kalıcı olarak tahliye edilmesi, bölgede üretilen ürünlerin uzun süre kullanılmaması söz konusu olabilir” dedi.
“SOSYAL ETKİLER GÖZ ARDI EDİLMEMELİ”
Nükleer kazaların yalnızca teknik sonuçlar doğurmadığına dikkat çeken Mercan, “Bu tür durumlarda dekontaminasyon çalışmaları gerekir. Ayrıca tahliye edilen insanların yaşayacağı travma ve farklı şehirlere adaptasyon problemi gibi sosyal sorunlar da ortaya çıkar” dedi.
“BU SALDIRIDA RADYOAKTİF RİSK YOK”
İran’daki Buşehr Nükleer Santrali sahasına yönelik füze saldırısı hakkında: “Yapılan saldırıda hasar, reaktörün bulunduğu bölümde değil; türbin ve jeneratörlerin yer aldığı ikincil ada kısmında oluşmuştur. Bu bölge radyoaktif element içermediğinden herhangi bir radyoaktif risk oluşturmaz” değerlendirmesinde bulundu.
Mercan olası risklere dikkat çekerek, “Eğer saldırı birinci adaya, yani reaktörün bulunduğu bölgeye isabet etseydi, bahsedilen ciddi sonuçlar ortaya çıkabilirdi” ifadelerini kullandı.
“RADYASYON SÜREKLİ TAKİP EDİLMELİ”
Radyasyon seviyelerine ilişkin açıklamalara da değinen Mercan, “Bu tür olaylarda radyasyon seviyelerinin düzenli ve sürekli olarak takip edilmesi gerekir. Kısa vadede normal görünmesi, uzun vadede risk olmadığı anlamına gelmeyebilir” dedi.
Türkiye’de bu sürecin izlenmesine ilişkin bilgi veren Mercan, Türkiye’de radyasyon takibinin TENMAK bünyesinde RADİSA sistemi ile yapıldığını belirtti.
NÜKLEER TESİSLER HEDEF ALINAMAZ
Nükleer tesislerin uluslararası hukuk kapsamında özel koruma altında olduğunu belirten Mercan, “Nükleer tesisler sivil temelli enerji üretim tesisleri olduğundan Cenevre Sözleşmesi kapsamında yoğun sivil kayıplara sebep olabilecek hedefler arasında yer alır ve hedef alınmaları yasaktır.” dedi. Mercan ayrıca Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın da nükleer güç santrallerini özel koruma gerektiren alanlar olarak ilan ettiğini belirtti. Son olarak bu tür saldırıların hukuki boyutuna dikkat çeken Mercan, bu tesislerin hedef alınmasının sonuçlarına ve gelişimine bağlı olarak savaş suçu olarak kategorilendirilebileceğinin altını çizdi.