Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçilerinin alacaklarının ödenmesi talebiyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde başlattıkları eylem sürüyor. Madencilerin aile üyelerinin de katıldığı eylemin 17’nci gününde taraflar bu kez ödemenin teknik ayrıntılarını konuşmaya başladı. Bağımsız Maden-İş Sendikası Avukatı Mürsel Ünder, paranın hesaplara geçmesi halinde eylemin sona erebileceğini söyledi.
İşçilerin ücret ve kıdem alacaklarının önemli bölümü haziran başında ödenirken sendika, Bakanlık teftişi sonrası ücretsiz izin ücretleri, primler ile ihbar ve sendikal tazminatlar gibi ek alacakların kaldığını belirtiyor. Sendika yetkilileri, işçilere ödeme yapılırsa aylardır devam eden mücadelenin sonuna gelinebileceğini açıklıyor.
Ancak uzmanlara göre geride daha büyük bir soru var:
İşçiler kendi paralarını almak için neden yıllarca denetim, ceza, protokol, dava tehdidi ve Ankara’daki eylemleri beklemek zorunda kalıyor?
Manşet Haber’in incelediği belgeler ve iş hukuku uzmanı Eren Değirmenci’nin değerlendirmesi, Doruk Madencilik dosyasının yalnızca bir şirket ile çalışanları arasındaki ücret anlaşmazlığı olmadığını gösteriyor.
CEZA KESİLİYOR, PARA İŞÇİYE GİTMİYOR
Yıldızlar SSS Holding'e bağlı Doruk Madencilik’te ücret ve işçi alacaklarına ilişkin sorunlar 2026’da başlamadı.
Şirkete 2023’te toplu iş sözleşmesinden doğan bazı alacakların ödenmemesi nedeniyle 3 milyon 284 bin 946 lira idari para cezası uygulandı.
2025’te ise ücretlerin düzenli ödenmemesi ve toplu iş sözleşmesi ihlalleri nedeniyle Doruk Madencilik'e 20 milyon 292 bin 142 liralık yeni ceza kesildi. Böylece iki yıldaki cezaların toplamı 23,5 milyon lirayı geçti.
Fakat bu cezaların kesilmesi madencilerin aynı miktarda para aldığı anlamına gelmiyor.
Çünkü devletin işverene kestiği idari para cezası ile işverenin işçisine olan maaş, kıdem tazminatı ve diğer alacak borçları hukuken aynı şey değil.
İş hukuku avukatı Eren Değirmenci, idari para cezalarının kural olarak Hazine’ye gittiğini belirtiyor. İşçinin alacağı ise işçiye ait. Yani şirket devlete cezasını ödese bile işçisine olan borcu ortadan kalkmıyor.
SİSTEMİN DÜĞÜMÜ BURADA
Peki devlet yapılan denetimde işçinin parasının ödenmediğini görüyorsa neden o para doğrudan işçiye verilmiyor?
Değirmenci’nin anlattığına göre işveren borcunu kendiliğinden ödemezse işçinin alacağını ayrıca takip etmesi gerekiyor.
İş uyuşmazlıklarında önce zorunlu arabuluculuk gündeme geliyor. Anlaşma sağlanamazsa işçi dava açabiliyor. Kararın ardından gerekirse icra yoluyla tahsilat yapılması gerekiyor.
Bu süreçte yeni sorunlar ortaya çıkabiliyor.
Davanın süresi, alacağın ispatlanması, şirketin itirazları ve tahsil edilebilecek mal varlığının bulunup bulunmaması, işçinin parasına ne zaman ulaşacağını etkileyebiliyor.
Başka bir ifadeyle devlet, işverene “kanunu ihlal ettin” diyerek ceza verebiliyor.
Ancak bu ceza tek başına “işçinin parasını şimdi öde” sonucunu doğurmuyor.
İşveren ödeme yapmadığında alacağı takip etme yükü yeniden işçinin üzerine dönebiliyor.
PROTOKOL VAR, TAHSİLAT GARANTİSİ YOK
Doruk Madencilik dosyasında bu ayrım 2026 boyunca tekrar tekrar görüldü.
İşçiler nisan ayında Eskişehir’den Ankara’ya yürüdü.
24 Nisan’da şirketin 36 milyon liralık kısmi ödeme yaptığı açıklandı. Kalan alacakların da ödeneceği belirtildi.
Ancak işçiler daha sonra yeniden eyleme başladı.
10 Haziran’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar madencilerle görüştü.
Ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın girişimleriyle işveren ile Türkiye Maden-İş arasında görüşmeler yapıldı.
16 Haziran’da imzalanan protokolle işçilerin alacakları bir ödeme takvimine bağlandı. Bakanlık o gün yaptığı açıklamada, protokolle mutabakata bağlanan hak ve alacakların ödenmesinin güvence altına alındığını duyurdu.
Fakat temmuz ayı sonunda işçiler yeniden eyleme başladı.
Ağustos ayında ise madencilerin bir bölümü bu kez Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önüne geldi.
Bu durum başka bir sistem sorusunu ortaya çıkardı:
Bir ödeme protokolüne uyulmadığında işçi parasına doğrudan ulaşabiliyor mu, yoksa yeniden hukuki mücadele mi vermek zorunda kalıyor?
16 Haziran’da imzalanan protokolün tam metni kamuya açık olmadığı için bu belge özelinde kesin bir hukuki değerlendirme yapmak mümkün değil.
Değirmenci ise genel olarak bir protokolün alacağın ispatını kolaylaştırabileceğini ancak her protokolün kendiliğinden doğrudan icra edilebilir bir belge anlamına gelmediğini belirtiyor.
DEVLETİN YAPTIRIM GÜCÜ VAR
Doruk Madencilik dosyası “devletin elinde hiçbir araç yok” demeye de izin vermiyor.
Aksine şirket üzerinde ağır sonuçlar doğurabilecek yaptırımlar uygulanabiliyor.
TBMM’de açıklanan verilere göre şirkete bağlı 186 ruhsat iptal edildi, 59 sahada faaliyet durduruldu. Yunus Emre Termik Santrali de kapasite mekanizmasının dışında bırakıldı.
Yani kamu otoritesi ruhsatı iptal edebiliyor. Şirketin faaliyeti durdurabiliyor. İdari para cezası verebiliyor. Şirketi bir kamu destek mekanizmasının dışına çıkarabiliyor. Fakat bütün bu yaptırımların hedefi ile işçi alacağının tahsili aynı değil.
Bir ruhsatın iptal edilmesi şirketi cezalandırabiliyor ancak işçinin hesabına otomatik olarak para göndermiyor. Bir idari para cezası şirket üzerinde baskı oluştursa da o para işçiye değil devlete ödeniyor.
Devletin şirketi cezalandırma gücü ile işçinin parasını alma mekanizması birbirinden ayrılıyor.
Uzmanlara göre Doruk Madencilik vakasını bir şirket haberinden çıkarıp sistem tartışmasına dönüştüren nokta da bu.
DORUK NEDEN ÇARPICI BİR ÖRNEK?
Doruk Madencilik küçük ölçekli bir işveren değil.
Şirket, 2022’de Yunus Emre Termik Santrali ve maden sahalarını kapsayan Adularya Enerji varlıklarının ihalesini 3 milyar 155 milyon liraya kazandı.
Bu bedelin yaklaşık 3 milyar 154 milyon lirası şirketin elindeki rehinli alacaktan mahsup edildi. TMSF’nin mahsup dışında nakit tahsil ettiği tutar yaklaşık 1 milyon 104 bin liraydı.
Ancak bu durum santralin 1,1 milyon liraya satın alındığı anlamına gelmiyor.
Doruk Madencilik, daha önce Adularya’nın Çekya İhracat Bankası'na olan kredi alacağını ve buna bağlı rehin haklarını devralmıştı. Bankanın 2020 itibarıyla kayıtlı toplam alacağı faiz ve diğer kalemlerle yaklaşık 553 milyon avroya ulaşıyordu.
Doruk’un bu alacağı Çek bankasından hangi toplam bedelle satın aldığı ise bilinmiyor.
Yunus Emre Termik Santrali daha sonraki dönemde TEİAŞ kapasite mekanizmasından da yararlandı. Eylül 2024 için santrale 6 milyon 738 bin liralık kapasite ödemesi kaydı bulunuyor.
Ancak bu kamu ödemelerinin doğrudan işçi ücretlerine harcanması gerektiği sonucu çıkarılamayacağı belirtiliyor. Bunun yanı sıra bütün bu kayıtlar Doruk dosyasının basit bir küçük işletme-işçi uyuşmazlığından daha büyük bir ekonomik yapı içinde yaşandığını gösteriyor.
PARA ÖDENSE BİLE SORU YERİNDE KALIYOR
Yıldızlar SSS Holding ise işçilerin anlatımına katılmıyor.
Holding temsilcisi Ali Vahit Atıcı, 25 Ağustos’ta yaptığı açıklamada eylemdeki çalışanların tüm yasal alacaklarının ödendiğini savundu. Atıcı aynı açıklamada, dava süreci tamamlanıp karara bağlanan bazı alacakların ödemelerinin de en kısa sürede yapılacağını söyledi.
İşçi tarafı ise ödenmemiş alacaklarının bulunduğunu söylüyor.
26 Ağustos itibarıyla tarafların yeniden ödeme için teknik ayrıntıları konuşması, uyuşmazlığın sona ermesine yönelik yeni bir aşamaya gelindiğini gösteriyor.
Paranın işçilerin hesabına yatırılması Doruk Madencilik’teki mevcut eylemin sona ermesini sağlayabilir. Fakat bu, dosyanın ortaya çıkardığı sistem sorusunu ortadan kaldırmıyor.
Şirkete 2023’te ceza kesildi.
2025’te yeniden ceza kesildi.
2026’da bakanlıklar devreye girdi.
Ödeme takvimi hazırlandı.
Ruhsatlar iptal edildi, faaliyetler durduruldu.
İşçiler yine Ankara’ya geldi.
Doruk Madencilik dosyası bu nedenle yalnızca Yıldızlar SSS Holding ile madenciler arasındaki bir alacak tartışmasını anlatmıyor.
Türkiye’de işçi alacaklarının tahsil sistemindeki temel ayrımı gösteriyor: Devlet işvereni denetleyebiliyor ve cezalandırabiliyor ancak uygulanan yaptırım işçinin parasını doğrudan tahsil etmiyor.
İşveren ödeme yapmadığında işçinin hakkını almak için yeni bir hukuki mücadele yürütmesi gerekebiliyor.