Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlaması, bankaların fonlama maliyetleri açısından yeni bir dönemin kapısını araladı. Yaklaşık yüzde 40 seviyesinde gerçekleşen fonlamanın politika faizi olan yüzde 37’ye yaklaşması, piyasalarda faizlerin yönüne ilişkin beklentileri de değiştirdi.
Manşet Haber’e konuşan Ekonomist Selçuk Gülten, mevduat ve kredi faizlerinden borsaya, enflasyondan altına kadar uzanan etkilerini anlattı. Gülten, TCMB’nin 1 Mart’ta aldığı karar sonrasında fonlamanın yaklaşık yüzde 40 seviyesinde gerçekleştiğini anımsatarak, bu durumun kredi maliyetlerine de yansıdığını söyledi. Merkez Bankası’nın bankalara yüksek faizle borç verdiği için bankaların fazla kredi veremediğini ya da kredi maliyetlerini yüksek tutmak zorunda kaldığını belirten Gülten, şunları kaydetti:
“Şimdi Merkez Bankası aldığı kararla ‘Ben artık normal sisteme geri dönüyorum, bankaları politika faizine yakın bir orandan tekrar fonlamaya başlayacağım’ dedi. Yeni dönemde bankalar Merkez Bankası’ndan yüzde 37 civarında fonlama sağlayabilecek. Piyasalar, kararı faiz indirimlerine doğru atılan ilk adımlardan biri olarak okuyor.”
MEVDUAT FAİZLERİNDE DÜŞÜŞ BEKLENTİSİ
Repo kararının vatandaşa ilk yansımasının mevduat faizlerinde görülebileceğini söyleyen Gülten, bankaların fonlama maliyetindeki düşüşün zaman içinde vadeli hesaplara verilen faizleri aşağı çekeceğini belirtti.
Gülten, “Ben banka olarak Merkez Bankası’ndan yüzde 40 değil de yüzde 37 faizle para alabiliyorsam, topladığım mevduata da daha düşük faiz vereceğim. Bu hemen yansımaz ama vadeli hesapların vadesi geldiğinde yeni tekliflerde faizlerin düştüğü görülecek.” ifadelerini kullandı.
BORSADA BANKACILIK HİSSELERİ ÖNE ÇIKABİLİR
Ekonomist Selçuk Gülten, fonlama maliyetlerindeki düşüşün yalnızca kredi ve mevduat tarafını etkilemeyeceğini aktardı. Borsa İstanbul’da özellikle bankacılık sektörünün bu süreçten olumlu etkilenebileceğini dile getiren Gülten, “Özellikle bankacılık sektörü hisselerinin değerinin arttığını göreceksiniz. Üretim alanında çalışan şirketlerin de fonlama maliyetlerinin düşmesi nedeniyle bir miktar daha kârlı olmaları beklenir. Bunun hisselere de yansıması olacaktır.” diye konuştu.
Gülten, “Mevduat faizlerini düşük gören, ‘Ben paramı artık buraya yatırmayayım, altına yatırayım’ diyen bir kesim çıkabilir. O yüzden altın fiyatlarının bir miktar daha yükselmesi beklenebilir.” dedi. Repo ihalelerine dönüş piyasada faiz indirimi beklentisini artırsa da Gülten, TCMB’nin eylül toplantısında doğrudan politika faizi indirimi yapmasını beklemediğini söyledi.
“ALTINDA PANİKLE HAREKET ETMEMEK LAZIM”
Gülten, altın piyasasına ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Son üç yılda yatırımcının güçlü bir getiri elde ettiğini ancak son dönemde fiyat hareketlerinin geçmiş dönemlerden farklılaştığını anlatan Gülten, şunları kaydetti:
“Jeopolitik risklerin önemli bölümü daha savaş başlamadan altın fiyatlarını etkiledi. Savaş gerçekleşince altın fiyatında beklendiği gibi çok güçlü bir yükseliş olmadı. Hatta yükselmeyi bırakın, altın fiyatları düşmeye başladı. Burada sakin olmanız lazım, sinirlerinize hâkim olmanız lazım. Panikle hareket etmemeniz ve yatırım araçlarını takip etmeniz lazım. Birisinin sözüyle değil, kendi kararınızla hareket ediyor olmanız gerekiyor.”
“YIL SONUNA KADAR ALTIN KAZANDIRMAYA DEVAM EDECEK”
Ekonomist Gülten, altında kısa vadeden ziyade uzun vadeli hareket edilmesi gerektiğini belirtti. Yıl sonuna ilişkin beklentisini de paylaşan Gülten, altının uzun vadeli görünümünde merkez bankalarının alımlarının da önemli olduğunu söyledi. Gülten, Çin ve Türkiye dahil birçok ülkenin rezervlerinde altının ağırlığını artırdığına dikkat çekti.
Gülten, “Altın alıyorsanız ve uzun vadeli düşünüyorsanız, yıl sonuna kadar altın kazandırmaya devam edecek. Altın yatırımcısının çok büyük bir zarar yaşayacağını düşünmüyorum.” diye konuştu. Ancak yatırımcının yalnızca altının TL bazındaki yükselişine bakarak kazanç hesabı yapmasının doğru olmadığını vurgulayan Gülten, gerçek getirinin enflasyondan arındırılarak hesaplanması gerektiğine ifade etti. Gülten, Türkiye’de yaz aylarında düğün sezonuyla birlikte artan fiziki talebin de fiyatları desteklediğini söyledi.