Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin yapılacak yasal düzenleme için çerçeve oluşturması amacıyla hazırladığı raporunda sona yaklaştı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, partisinin grup toplantısında kullandığı "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet'ler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir" sözlerinin ardından, sürece ilişkin merak edilen konuların başında raporda "umut hakkının" olup olmayacağı geliyor.
"UMUT HAKKI" DOĞRUDAN MI, DOLAYLI MI?
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, konuya ilişkin yaptığı son açıklamada "Umut hakkı isim olarak olmasa bile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları üzerinden içerik olarak mutlaka olacak" dedi. Öte yandan sürecin baş aktörlerinden DEM Parti, bir barış süreci yürütülürken Abdullah Öcalan'ın koşullarının aynı kalmasının doğru olmadığını savunarak umut hakkı düzenlemesine destek veriyor.
Peki, "umut hakkı" tam olarak nedir? Yalnızca belirli koşullarda mı geçerli olacak yoksa cezaevlerindeki binlerce hükümlüyü kapsayan bir değişimin habercisi mi? AİHM kararları bu tablonun neresinde duruyor?
Ceza Hukukçusu Prof. Dr. Murat Volkan Dülger, Manşet Haber’e yaptığı özel açıklamalarda, tartışılan bu kritik kavramın hukuki sınırlarını ve siyasi sonuçlarını değerlendirdi.
MODERN HUKUKUN MOTİVASYONU: NEDİR BU UMUT HAKKI?
Umut hakkının teknik bir terimden öte, modern infaz hukukunun bir gereği olduğunu belirten Prof. Dr. Murat Volkan Dülger, kavramı şu sözlerle tanımladı:
"Umut Hakkı, infaz hukukunda insanların yaşamlarının sonuna kadar cezaevinde kalmaması anlamına geliyor. Çünkü modern infaz hukukunun ve modern ceza hukukunun en önemli amacı; insanları ıslah edip rehabilite ederek topluma yeniden kazandırmaktır. Bunu yapabilmeniz için cezaevindeki insanlara, belirli şartları gerçekleştirdikleri takdirde elbet bir gün dışarı çıkabileceklerine dair umut vermeniz gerekir. Kavramın ismi de zaten buradan geliyor."
Dülger, bu hakkın bir motivasyon aracı olduğunu vurgulayarak, "İnsanlara bir gün tahliye olacağı umudunu vermezseniz, içerideki kurallara uymak veya eğitimlere katılmak için bir nedenleri kalmaz. Bu hak, özellikle AİHM kararlarıyla geliştirilmiş, yaşam sonuna kadar sürecek cezanın insan onuruna aykırı olduğu düşüncesine dayanır" dedi.
KİŞİYE ÖZEL KANUN RİSKİ: AYM EŞİTLİK İLKESİYLE İPTAL EDEBİLİR
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, hazırlık çalışmaları süren ortak rapora ilişkin yaptığı açıklamada "Bir kişi için ya da bir grup için bir düzenleme veya öneri söz konusu olmayacak" demişti. Öte yandan AK Parti'nin geçtiğimiz aylarda komisyona sunduğu "Terörsüz Türkiye" raporunda, "Yapılacak düzenleme, sürece özgü, geçici ve emsal teşkil etmeyecek nitelikte olmalıdır" ifadeleri açıkça yer alıyor. Bu düzenlemenin kalıcı af ya da genel ceza indirimi gibi algılanmaması gerektiği özellikle belirtiliyor.
Raporda yer alacak düzenlemenin "kişiye özel" olup olmayacağı tartışmalarına hukukçu kimliğiyle açıklık getiren Dülger, Türkiye’nin geçmişteki tecrübelerini hatırlatarak önemli bir uyarıda bulundu. Belirli suç tiplerine veya kişilere yönelik çıkarılan kanunların Anayasa Mahkemesi (AYM) engelinden kaçamayacağını savunan Dülger, süreci şöyle aktardı:
"Kanun koyucu, belirli bir suç tipine özel kanun çıkartabilir ve o kişi bundan faydalanır. Ancak aynı kritere girmesi mümkün olan diğer kişiler, 'eşitlik hakkına aykırılık' gerekçesiyle AYM’ye bireysel başvuruda bulunurlar. AYM bu normu iptal ettiğinde ise düzenleme herkes için uygulanabilir hale gelir."
Geçmişte "örtülü af" tartışmalarında benzer bir tablonun yaşandığını hatırlatan Dülger, "Belirli bir suç için bu tür kanunlar çıkartıldı, AYM iptal edince beklenenden çok daha fazla kişi tahliye oldu. Bu süreçte de böyle bir risk oldukça yüksek" dedi.
ÖCALAN MI DEMİRTAŞ MI? İNFAZ SÜRESİ KİMİN LEHİNE?
Umut hakkının doğrudan veya dolaylı olarak raporda yer alması durumda "Kimin durumu ne olacak?" sorusuna Dülger, dosya içeriklerinden ziyade infaz hukukundaki süre kriterine dikkat çekerek yanıt verdi. Abdullah Öcalan'ın Selahattin Demirtaş’a göre bu haktan yararlanma olasılığının daha yüksek olduğunu belirten Dülger:
"Bir kanun yapıldığında, Abdullah Öcalan’ın bundan yararlanma olasılığı Selahattin Demirtaş’a nazaran çok daha yüksek olur. Çünkü tek kriter bu olmasa da Öcalan çok daha uzun süredir içeride. Büyük ihtimalle aldığı ceza ve suç tipi daha ağırdır ama infaz süresi bakımından daha öndedir."
Dülger ayrıca, siyasi pazarlıkların perde arkasına da değinerek, "Masada, Selahattin Demirtaş gibi eski HDP veya DEM Partili siyasetçilerin de bu kapsama dahil edileceği bir formülün tartışıldığını düşünüyorum" yorumunu yaptı.
SİYASETÇİLERE HUKUKİ KORUMA: "BU KİŞİLERE SORUMSUZLUK VERİLMELİ"
Çözüm süreçlerinde aktif rol alan aktörlerin sonradan yargılanmalarının önüne geçilmesi gerektiğini savunan Prof. Dr. Dülger, "hukuki sorumsuzluk" düzenlemesinin şart olduğunu ifade etti. Önceki süreçte Kandil'e gidenlerin sonradan terör örgütü üyeliği ile suçlandığını hatırlatarak şunları söyledi:
"Bir önceki süreçte devletin isteğiyle görüşmeye gidenler, masa devrilince o fotoğraflar üzerinden suçlandı. Devletin isteğiyle yapılan o görüşmeler ve çekilen fotoğraflar, bu kişilerin yargılamalarında "terör örgütü üyeliği veya propagandası" suçlamasına delil olarak gösterildi. Eğer yeni bir süreç olacaksa, bu kişilere hukuki sorumsuzluk verilmesi lazım. Yoksa insanlar bir daha neden bu riski alsın? Bu düzenleme hem mümkün hem de barışın selameti için gereklidir."

